Milli Eğitim Bakanlığı’nın taciz ve tacizciyle mücadele dersinden sınıfta kalışı, yeni değil. Yani bu dersten bir türlü sınıfı geçemeyişi, Ziya Selçuk’un, 12 yaşında ve aynı zamanda bir ilköğretim öğrencisi olan kız çocuğunun, bir tarikat liderinin cinsel tacizine uğrayışı karşısında, kısacık bir kınama mesajı bile yayınlayamayışıyla, “dut yemiş bülbül” misali suspus oluşuyla başlamadı. Ondan öncesi de vardı.

MEB ve MEM’ler (Milli Eğitim Müdürlükleri), neredeyse, gazete manşetlerine düşmediği, televizyon ekranlarında görünmediği sürece, kız-erkek demeden öğrencilere ve kadın öğretmenlere yapılan taciz ve tacizciler karşısında, genellikle, idare-i maslahat eyledi. Hele de tacizci öğretmen ya da idareci, MEB ya da MEM içindeki egemen gruplardan, sendikalardan birine mensupsa; yöneticilere yakınsa; “Yeni Türkiye” ve “Üst akıl” korosunda da yerini almışsa, önerilen cezalar bile disiplin kurullarında en alt sınıra çekildi.

Örneğin; soruşturma sonucunda, taciz eylemi “sübuta ermiştir” denilerek birçok öğretmen ya da idareci hakkında önerilen “Kınama” cezaları, bir kademe indirilip “Uyarma” cezasına dönüştürülürken; bunların uygulanması ve gereğinin yapılmasına bile riayet edilmedi. Velhasıl, öğrencilere ve kadın öğretmenlere yönelik cinsel taciz eylemleri fazlaca önemsenmezken, tacizci öğretmen ve idareciler ise şu ya da bu nedenlerle, bir biçimde gözetildi.

Hatta en alt düzeyden verilen cezaların bile silinmesi için gereken yasal süre beklenmedi. Ve taciz eylemi “sübuta ermiştir” denilen öğretmenlerin, Milli Eğitim Müdürlükleri tarafından idareci ya da müdür olarak görevlendirilmesi ya da atanmasında hiçbir sakınca görülmedi. Her halde, “Bu bizim adam. Namazında, niyazında, alnı secdeye değen bir Müslüman! Nasibini kesmeyelim! Dünya nimetlerinden biraz daha nasiplensin!” diye düşünülmüş olmalı ki vakit geçirmeden koltuğa oturtuldu. 

Başlıkta “Hangi MEM, “Tacizci” Öğretmeni Müdür Olarak Atadı?” diye sormuştum. Aslında, öğretmen camiasında yaşananlara uzak olmayanlar açısından bunu,  “Hangi MEM’ler” diye sormak gerek. Elbette sorunun devamı da “tacizci öğretmenleri” biçimine dönüştürülmeli. Neylersiniz ki sınırlı bir alanda başlık yazmanın açmazı ve azizliği işte… Kusura bakmayın! Bu açıklamanın ardından, yazıyı daha fazla uzatmadan başlıktaki soruya dönelim ve bu MEM’lerden birine kısaca değinelim:

Hangi MEM “Tacizci” Öğretmeni Müdür Olarak Atadı?

Okurun sabrını ve merak sınırlarını daha fazla zorlamadan bu sorunun yanıtını kısaca verelim ve sonra devam edelim: “Tacizci” öğretmeni müdür olarak atayan MEM, Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü’dür. 

Bu atamanın tarihini, sayısını, atanan “tacizci” öğretmenin hangi ilçede hangi okula müdür yapıldığını yazabilirim. Keza atama kararının altında kimin imzasının olduğunu da… Ama gerek yok, şimdilik! Biraz paçaları tutuşsun, biraz araştırsınlar bakalım.

Peki; bu atama, yani “tacizci” öğretmenin müdür olarak ataması nasıl yapıldı?

Daha önce bulunduğu ilde erkek öğrencisine cinsel tacizde bulunduğu iddia edilen ve soruşturma sonucu, müfettişlerin meşhur sözüyle, hakkındaki bu iddia “sübuta ermiş” olan ve aynı zamanda idarecilik de yapan öğretmen hakkında hem disiplin hem de idari yönden karar veriliyor: İl dışında branşına uygun bir okula görevlendirilmesi ve idarecilik görevlerinin üzerinden alınması.

Tacize uğradığını iddia eden öğrenci, ilgili Milli Eğitim Müdürlüğü’ne şikâyetçi olmakla kalmıyor. Aynı zamanda mahkemeye de başvurup bu öğretmen hakkında dava açıyor. Ve dava sonucunda bu “tacizci” öğretmen ve idareci hakkında adli ceza da veriliyor.

Kim Takar Bu Cezaları?

Bu arada söz konusu kişi, idari olarak il dışına görevlendirilmesini beklemeden tayin talebinde bulunuyor ve Ankara’da bir okula atanıyor. Allah’ın hikmeti bu ya! “Yürü ya kulum!” demiş bir kere…  Kısa bir zaman içinde de işler yoluna girip tıkır tıkır yürümeye başlıyor. Elbette tek başına ve yalnızca kendi marifetiyle değil! Malum! Saz arkadaşları da var: En başta İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünün bazı çemiş yöneticileri ve bunun yanı sıra da “Kambersiz düğün” olacak değil ya, malum sendikanın ilçedeki ileri gelen bazı temsilcileri tabii ki…

Koşullar olgunlaşmış, ayağa takılacak tüm engeller neredeyse temizlenmişti. Müdürlük başvuru dosyası hazırlanmış, İlçe Milli Eğitim Müdürü de “taciz”ciliği “sübuta ermiş” olan zat-ı muhteremi, listenin en üst sıralarına yazarak Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne göndermişti. Ardı sıra il nezdinde gerekli girişimler, gerekli kulisler yapılmıştı. Her şey hazır sayılırdı artık. Düğüne sayılı günler kalmıştı. ‘Damadı gerdeğe sokma’ya kararlıydılar. Ve başardılar.

Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün atama kararnamesi çok geçmeden geldi. Aylardan Kasım’dı. Ankara MEM, “idarecilik görevlerinin üzerinden alınması” gerektiği belirtilen “taciz”ciliğinin “sübuta erdiği” söylenen birini, hem de çok kısa bir süre sonra pansiyonlu bir okul müdürlüğüne atamıştı. Yani yeniden idarecilik görevine…

Tam da “Körün istediği bir göz Allah verdi iki göz” misaliydi. Bu zevat, kendisine altın tepside sunulmuş bir fırsatı değerlendirmesin de ne yapsın ki… Utanmadan bir de geri mi çevirsin? O kadar da nankör olmadığından olsa gerek ki bunu yapmadı elbette. Atanmasının hemen ardından, zaman geçirmeksizin, pansiyonda kendisine özel bir oda kurup oraya yerleşti. Ya sonra…?

Sonrası aşağıdaki soruların yanıtlarıyla birlikte gelecek yazıda efendim. “Ben sabırsızım, gelecek yazıya kadar bekleyemem” diyenler için de iki önerim var: “Aşk Mavidir Öğretmenim” ve “Arzu Okulu” kitaplarını okuyun! Bunlar boşuna yazılmadı. Ama okurken, “Hiçbir kitapta gerçek yoktur” önermesini sakın aklınızdan çıkarmayın!

Şimdi sorulara gelelim:

1-       “Taciz”ciliğinin “sübuta erdiği” ve “idarecilik görevlerinin üzerinden alınması” gerektiği belirtilen bu zevatı okul müdürlüğüne atayan Ankara İl Milli Eğitim Müdürü kimdir?

2-       Peki; Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü, bir tek bu “tacizci” öğretmeni mi müdür olarak atadı? Ne gezer efendim! Allah ne verdiyse… Her şey Allah’ın takdiriydi, mukadderattı. Onlar da Allah’tan geleni geri çevirecek değillerdi ya…

3-       Peki; bu zevatı okul müdürlüğüne aday olan/aday gösterilen kişiler listesinin en üst sıralarına yazan, gözeten, kollayan, yaptıklarını görmezden gelen İlçe Milli Eğitim Müdürü kimdir?

4-       Keza, hakkındaki erkek öğrencisine “taciz” kararına; okul pansiyonunda yatılı kalabilecek olanların kimler olduğunu düzenleyen yönetmelikte, okul müdürü sayılmamasına rağmen, bu zevatın “okul pansiyonunda kalmasında herhangi bir sakınca olmadığı”na ilişkin raporu imzalayan ve onay veren Ankara İl Milli Eğitim Müdürü kimdir?

5-       “Tacizci”liğinin “sübuta erdiği” belirtilen bu kişiyi korumak için, onun lehine, hadi yalan söyleyen demeyeyim, gerçeğe aykırı beyanda bulunanlar kimlerdir?  

Soruları daha da çoğaltabilirim. Ama gerek yok şimdilik… Ve daha fazlasıyla birlikte tüm yanıtlar konuyla ilgili gelecek yazıda efendim.

****

Not: Milli Eğitim Bakanlığı’ndan ve Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nden konuyla ilgili olarak yapılacak olan gerçeğe uygun her açıklamaya köşemiz açıktır. Varsa bir sözünüz bekliyorum. Eğer bu konuda sözünüz yoksa “Sukut ikrardan gelir” demektir. Bu durumda da hemen gereğini yapın! Elbette yapabilirseniz!

* Ankara Üniversitesi, DTCF Felsefe Bölümü mezunu ve “Arzu Okulu”, “Aşk Mavidir Öğretmenim”, “Lağımpaşalı”, “Öğretmen Düzenin Duvarındaki Tuğla”, “Edebiyat Nedir Ki…”, “Allah dedi Üstad-ı Azam” kitaplarının yazarı. Felsefenin Işığında / Felsefece; http://atalaygirgin.blogspot.com