SERHAT YILMAZ/GERÇEK GÜNDEM

Organize suç örgütü lideri Sedat Peker, geçtiğimiz haftalarda uyuşturucu kaçakçısı ve kara para aklayıcısı Halil Falyalı’nın başını çektiği bir şebekenin KKTC’deki siyasetçilere ‘müstehcen kayıtlarla’ şantaj yaptığını iddia ederek, yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi.

Daha sonra söz konusu görüntülerin de yayınlandığı tartışma, Türkiye’nin karanlık yüzlerinden birini yeniden su üstüne çıkardı.

Ancak Türkiye, kaset skandallarının yabancı değil. Yıllardır ortaya çıkan kaset, kayıt ve tape gündemleri ile sarsılan Türkiye, birçok siyasetçinin siyaseti bırakmasına ve yargılanmasına şahit olmuştu.

ÖZAL’IN GENÇ BAKANI: İSMAİL ÖZDAĞLAR

Önce 80’li yıllara gidiyoruz. Turgut Özal’ın Anavatan Partisi ile iktidara gelmesinin ve ilk hükümetini kurmasının 14 ay sonrasına.

Özal hükümetinin en genç bakanlarından İsmail Özdağlar’ın rüşvet aldığına ilişkin iddialar siyaset kulislerinde gizlice konuşuluyordu. Ancak ilk fitil, iş adamı Uğur Mengenecioğlu tarafından ateşlendi.

Mengenecioğlu, Özal hükümetinin 33 yaşındaki bakanı Özdağlar’ın kendisinden rüşvet aldığını öne sürdü. Özdağlar’ın talep ettiği rüşvetin 25 milyon lira olduğu söylense de Mengenecioğlu, miktarın daha fazla olduğunu söylemişti.
Rüşvetin konusu ise petrol taşımacılığı olarak biliniyordu.

DEVREYE ADNAN KAHVECİ GİRDİ

Mengenecioğlu’nun iddiasını basına ve ANAP kulislerine sızdırmasıyla Özal hükümeti harekete geçerken; Turgut Özal’ın başdanışmanı Adnan Kahveci, Mengenecioğlu’na konuşmaları kayıt altına almasına söylüyordu.

Mengenecioğlu, Kahveci’nin önerisine uyarak Özdağlar’ın kendisinden rüşvet istediği anları ses kaydına alıyordu.

Söz konusu ses kaydı da Turgut Özal’a ulaşıyordu.

Ses kaydının Özdağlar’a ait olduğuna inan Özal, eski bakanla bir görüşme yapıyor ve istifa etmesini istiyordu. Özdağlar ise Başbakanı’nın direktifine uyarak istifa edecek ancak Yüce Divan’da yargılanmaktan kurtulamayacaktı.

Adnan Kahveci

ÇİKOLATA KUTULARINDAN AYAKKABI KUTULARINA

AKP’li üç bakan ve birçok iş adamına ilişkin rüşvet ve yolsuzluk iddialarının bir operasyona dönüştüğü 17-25 Aralık operasyonunda, bakan çocuklarının evlerindeki ayakkabı kutularından çıkan paralar Türkiye’nin toplumsal hafızasındaki yerini koruyor.

Ancak kutularda para saklama geleneği, AKP ile başlamıyor, Özdağlar’a kadar uzanıyor.

Turgut Özal’ın Başdanışmanı Adnan Kahveci’nin iddialarına göre, Özdağlar o dönemde yurtdışında çikolata kutularında bile rüşvet teslimatı yapıyor.

ÖZAL ANLATIYOR

Kabinesinde çıkan ‘çürük’ elma ile güç kaybeden Özal ise Özdağlar olayını şöyle anlatıyor:

“Ben hatırlıyorum. Kahveci, o teyp bandını getirdi bana. Ondan sonra birkaç kez dinledim. Kanaat getirdim ki, bu işi İsmail Özdağlar yapmış. Fakat tabii tahkik etmemiz lazımdı. Benim kendisine itiraf ettirmem lazımdı. Yılbaşına yakındı. ‘Yılbaşı geçsin ondan sonra yapalım’ dedik. Belki 15-20 kere de o bandı dinlemişimdir. Sonunda çağırdım eve. Bisikletin üzerine bindim, bunu da sandalyeye oturttum ve itiraf ettirdim, açıkça söyleyeyim. Ama o itirafa göre bir zabıt tutturup, imzalatabilirdim orada.

Bunu yapmak yerine, ‘Sen istifa et’ dedim. İstifadan sonra, Yüce Divan’a gönderildi. Ama çok partili demokraside ilk kez bir iktidar partisi, kendi mensubunu yargıya gönderiyor. Unutmayın. Hilmi İşgüzar ile Tuncay Mataracı’yı askeri idare götürdü. Ama üzülerek söylüyorum basın bu olayda, Adnan Kahveci ve beni suçladı. Adnan’ı ispiyon, beni de adam yemek isteyen bir insan olarak sundu. Şimdi sormalıyız. Bu tutum böyle devam ederse, yolsuzluklar nasıl ortaya çıkarılır? Basın bir iktidara karşı tutumuna göre, objektif olayları bile çarpıtırsa, nasıl sona erdirilir kokuşmuşluk? Sırf bize düşman oldukları için, hadisenin tefsiri böyle olur mu?”

MİLLETVEKİLLİĞİ DÜŞÜRÜLDÜ, YARGILANDI, CEZA ALDI

Bakanlıktan istifa eden ve Yüce Divan’a gönderilen ANAP Manisa Milletvekili İsmail Özdağlar, Yüce Divan’dan 2 yıl hapis cezası, 30 bin lira da para cezası aldı.
Ancak Yüce Divan, Özdağlar’ı ‘rüşvet almaktan’ değil, ‘görevini kötüye kullanmaktan’ yargıladı.

Özdağlar’ın hamlesi ise Yüce Divan’ın bu kararı üzerine milletvekilliğinden istifa etmek oldu. TBMM Genel Kurulu da Özdağlar’ın milletvekilliğini düşürdü.

ÇAKICI’YA ‘KAÇ’ DİYEN BAKAN

Şimdi 1998 yılına gidiyoruz.
Susurluk Kazası’nın etkileri tüm ülkede devam ederken; iktidar koltuğunda Mesut Yılmaz oturuyor. Yılmaz’ın kabinesinde yer alan bir isim ise yeni bir kaset skandalı ile gündeme gelmeyi bekliyor.

GÖRÜŞMELER BASINA SIZIYOR

Dönemin Devlet Bakanı Eyüp Aşık, dönemin firari olarak aranan mafya lideri Alaattin Çakıcı’yı arayarak kaçmasını söylüyor.

Eyüp Aşık

Çakıcı da Aşık’ın uyarılarını dikkate alıyor ve bu sayede yakalanmadan ABD’den kaçabiliyor. Ancak bu telefon görüşmesi saklı kalmıyor ve görüşmenin kayıtları basına sızıyor.

Kayıtların ortaya çıkması sonrası bakanlık ve milletvekilliği görevinden istifa eden ANAP’lı Eyüp Aşık, bir basın toplantısı düzenliyor ve Çakıcı ile bilgi almak için görüştüğünü söylüyor.

YILMAZ’I SUÇLUYOR

Eyüp İstanbul 6 No'lu DGM'de, "çete üyelerine yardım etmek" suçundan 6 aydan 1 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyor.

DGM’de yargılanan devrik Devlet Bakanı Eyüp Aşık, duruşmada çarpıcı iddialarda bulunuyor.

Başbakan Mesut Yılmaz’ın intikam almak istediğini öne süren Aşık, şöyle konuşuyor: "Telefon görüşmemizde, bana teyit ettirmeye çalıştığı gibi ABD'den kaçmış falan değildir. Bu, emniyet kayıtlarında vardır. Kendisi, ben ona kaç dediğim için değil, evrak eksikliği nedeniyle yakalanamamıştır. Mesut Yılmaz'ın ABD'ye emniyet görevlileriyle MİT'ten Mehmet Eymür'ü kendisini öldürmek amacıyla gönderdiğini düşünüyor ve bunun için intikam almak istiyordu."

AŞIK MACERASINI SÜRDÜRDÜ

Ancak Aşık’ın siyaset macerası, telefon kayıtları ve DGM yargılamaları ile sona ermiyor. 7 Ağustos 2001 tarihinde ANAP kongresinde Mesut Yılmaz'ın karşısında parti genel başkanlığı için aday oluyor ve kaybediyor.
28 Ağustos 2001 tarihinde Anavatan Partisi'nden istifa ederek Doğru Yol Partisi'ne katılıyor ve. 21. dönemde tekrar milletvekili seçiliyor.

‘’BEN YAŞADIĞIM SÜRECE ABİMSİN’’

Çakıcı’nın Aşık’a kendisine yapılacak operasyonu haber vererek kurtulmasını sağladığını anlattığı, ‘Ben yaşadığım sürece abimsin’ dediği ses kayıtları ise belgelerde yer almaya devam ediyor.
İşte Aşık’ın başını yakan kayıtlarından yalnızca birisi:
‘’Çakıcı: Alo?
Aşık: Efendim.
Çakıcı: Abi nasılsınız? İyisiniz inşallah?
Aşık: Teşekkür ederim. Sağol. Sen nasılsın?
Çakıcı: Vallahi abi sıhhatimiz işte... Sıhhatimiz aslında iyi değil. Biliyorsun, seninle konuştuk. Sağolasın. Yani, sen benim abimsin. Sen o zaman, bize bir haber verdin işte... Biz de o zaman bildiğin gibi yer değiştirdik.
Aşık: Ha...
Çakıcı: Daha sonra duyduk ki... Tabii... Yani, bazı şeyler duydum. Üzüldüm tabii.
Aşık: Ben sana bir şey söyleyeyim. Ben bir iki kişiyle daha haber gönderdim sana. Hem Enis'e söyledim. Birisi daha söylemişti bana. O senin Mesut Bey'le ilgili şey yaptığın konu doğru değil. Hiç mümkün değil.

Çakıcı Diyorlar ki... Birine... Birine açıyor telefon... Orada bir arkadaşım var yanında. Malum insanın yanında (Mesut Yılmaz) buraya "Sağlam gelmeli, ölü gelmeli" falan deyince... Eee tabii ben bu işe çok üzüldüm. Çünkü biz Mesut Bey'e...

Aşık: Ya mümkün değil.
Çakıcı: Biz... Mesut Bey'e hayatım boyunca hiçbir zararım olmadı. Biliyorsun o dönemler, seninle hergün konuşuyorduk. Artı mesela bir gün bana şey oldu. Ömer Göktuğ dedi ki... `Ben' dedi... `Şeyle konuştum' dedi. `Eyüp Bey'le konuştum' dedi. Mesut Bey şeye çıkacak... Televizyona çıkacak.

Aşık: Çıktı... Grup toplantısında, aynı Ömer'in istediği gibi açıklamayı yaptı.
Çakıcı: Evet. Onun üzerine ben de dedim ki, çıkar, çıkar dedim. Aslında ben Mehmet Ali Yılmaz'la konuştum. O da bana, `Ben Mesut'la konuştum. O da televizyona çıkıyor' dedi. Hatta Hüsamettin abiyle konuşuyor Mehmet Ali Yılmaz. Peki dedi bana... Anlıyor musun? Faydam oymuş... Artı... Anlıyorsun... Bana bir banka teklif ettiler... Ben dedim ki; ben ne Mesut Bey'i, ne de Eyüp abiyi asla yarı yolda bırakmam... Ben bu televizyon konuşmasını yapacağım...

Aşık: Amerika'ya gönderdikleri adam... Ben onu bir arayayım... çağırayım.. Bir konuşayım onunla bakim ne... ne biliyor... ne diyor. Ne olmuş oralarda?.. Yani giderken kendisine ne demişler?.. Niye gitmiş gelmiş?
Çakıcı: Evet... Ya abi ben senin lafından sonra hemen yer değiştirdim, yukarıya Kanada'ya çıktım, bir iki ay bekledim tekrar geriye döndüm yani yani...
Aşık: Yaa.. Amerika'ya gönderdikleri adamı biliyorsun da...

Çakıcı: Evet... Evet... Evet abi...
Aşık: Bu Artvinli başkomiser var burada Selçuk şey... Selçuk... değil de.. Şentürk... Şentürk...
Çakıcı: Haa.
Aşık: Şentürk Demiralp
Çakıcı: Ben yaşadığım sürece benim abimsin yani... Mesut Beyi boş ver...
Aşık: Sağol estafurullah sağol... Sağol.

Çakıcı: Mesut Bey benim için önemli değil yani... Benim için önemli olan sizsiniz... Mesut Bey, bilemiyorum vallahi eee... Daha evvel yumruğu yedi...
Aşık: ...

Çakıcı: Mesut Bey, anlıyor musun kendisine hizmet eden adamı pek sevmez... Anladın dediğimi değil mi abi?... (Gülüşmeler)’’

TÜRKİYE SİYASETİNDE DEPREM

Sedat Peker ile yeniden gündeme gelen kaset skandallarının öyküsü Türkiye siyasetinde ağır yaralarken bırakırken; 2000’lerin ilk 10 yılının sonlarına doğru, kaset iddiaları Türkiye siyasetinde adeta deprem etkisi yaratıyor.

DİZİNİN İKİNCİ KISMI YARIN: ‘MHP’deki kaset skandalları’