Kılıçdaroğlu’nun oyunu

Oyun sihirli bir sözcük, öncelikle çocukları mutlu ediyor. Büyükleri ise oyalıyor. Ancak büyükler açısından ikili anlamı var. Bir metafor olarak tuzak ve hileler için de kullanılıyor. Başlığımızda kullanılan oyun aslında senaryoyu kimin yazdığı bağlamında önem taşıyor. Zira ‘oyunu kuran’ kurallarını belirliyor. Eğer oyunu kuran ile oynarsanız, her seferinde ‘kasa kazanıyor.’

Geçmişte siyasette ‘oyun kurucu/gündemi belirleme’ becerisine sahip olan ilk isim Turgut Özal’dı. Memleketin kimi yakıcı sorunları gündeme geldiğinde, ‘cambaza baktırır’, sonra da değişmiş olan gündemle haşır neşir oluşu ile dalgasını geçerdi.

Bu konuda en mahir isimlerden biri de Erdoğan ve rejimi oldu. Hatırlayın, Kemal Kılıçdaroğlu’nun çiçeği burnunda genel Başkan olarak yolsuzluk dosyalarını kamuoyu gündemine getirdiği günlerde, Erdoğan’ın Dersim Katliamı’nı gündeme getirmesi ile birdenbire Atatürk/CHP/Kılıçdaroğlu başlıklarıyla, yolsuzluk tartışmaları heba olup gitmişti.

Erdoğan ve rejimi sonraki yıllarda da gündemi değiştirme becerisini ustalıkla kullandı. Gerek iktidar olmanın getirdiği enstrümanlara sahip oluşu, gerekse sokağı kullanma becerisi ile ülke gündemini istediği gibi manipüle edebiliyordu.

Örnek çok ama yıldönümü dolayısıyla Gezi’den devam edelim. Kimse ‘darbeleri asker yapmıyor muydu?’ olgusunu tartışamazken, bırakın Gezi Süreci’ni, Çarşı taraftar grubunun sivil darbe girişimi, camide içilen biraların ya da üstü çıplak şapkalı adamların üzerine işediği başörtülü mağdur yalanlarının toplumsal muhalefetin geriletilmesindeki rollerini hatırlayın.

Biz yine “oyun”a dönelim. “Oyun kurucu” olmak siyasette rakibinizin güç ve kapasitesini de sınırlayan, onu yoran, enerjisini bambaşka konu/alanlarda kullanmasını sağlayan bir avantaja da dönüşüyor. Erdoğan ve rejimi bu gerçekliğin o kadar farkında ki kimi zaman ‘oyun kuruculuğu’ rolünü başkalarına atfetmekte bile beis görmüyor. Ülkenin ekonomik kriz, pahalılık, yoksullaşma, işsizlik, enflasyon sarmalında boğuştuğu şu günlerde ise yaşanan zorlukların kendisi bir ‘oyuna’ dönüştürülüyor.

“Oyun büyük” söylemi çerçevesinde, kerameti kendinden menkul “üst akıl” mevhumu ülkemiz üzerinde hainane planlarını uygulamaya çalışıyor. Bu nedenle TL değer kaybediyor, iki akşamda bir yakıt pahalılaşıyor ve süper marketler boyuna etiketleri değiştiriyor. Peki bu “oyunu” kim bozmaya çalışıyor? Bildiniz, Erdoğan ve rejimi! Buna aslında “oyun içinde oyun” demek daha makul. Ülkenin yaşadığı bütün olumsuzluklar başka “oyun kurucuya” (ki o üst akıl hiçbir zaman adreslenmez) havale edilerek, ‘biz masumuz’ imajı sürdürülmeye çalışılıyor. Onun içindir ki ünlü sokak röportajındaki hanımefendi “zamları kim yapıyor” sorusuna hiç düşünmeden “CHPeeeee” diyebiliyor.

Son dönemde CHP lideri Kılıçdaroğlu arka arkaya atığı adımlarla, Erdoğan ve rejiminin bu mukayeseli üstünlüğünü ele geçirmiş görünüyor.

- 6’lı masanın oluşumu sürecindeki tevazusu ile eşitler arasında bir iletişim diliyle muhalefeti konsolide ediyor.

- Ülke gezilerinde Diyarbakır ve Van tercihleri ve “bizimle olursanız ancak o zaman Demirtaş özgür kalabilir”, “eşit ve özgürlük vatandaşlık” söylemi ile HDP seçmenine ‘yerinde’ mesaj yolluyor.

- Yolsuzluk dosyaları ile iktidar blokunda ve bürokraside ciddi gedikler açıyor.

- Merkez Bankası ve TÜİK ziyaretleri ile bürokrasiye aktif mesaj yollarken, kamuoyunda bu kurumların yöneticilerinin tasarruf ve meşruiyetlerinin sorgulanmasını sağlıyor.

- Ülke dışına yollanan paralar konusu aslında ‘yakın çevreye’ dönük yeni bir hamle olması açısından önem taşıyor.

- Bir hafta gaz lambası ışığında kalmak pahasına, “karanlıkta kalanların” lideri olma misyonunu gittiği her ilde elektrik parasını ödeyemeyen bir aileyi ziyaret ederek pekiştiriyor.

- İstanbul gezisinde CHP’li yöneticilere, “beni takip edin/acaba nereye gidiyoruz” sessizliği ile kapısının önüne gittiği SADAT’ın yakın dönem ve seçim süreçlerinde oynayabileceği meşum role dikkat çekiyor.

- Kılıçdaroğlu bunları yaparken, iktidar namzedi partinin lideri olarak geçmişten farklı olarak, “enkaz devralacağız” söylemi yerine, “bütün sorunları kısa sürede çözeriz” mesajı vererek, yarına ilişkin umut veriyor ve istikrarsızlık sözcüğünü lügatinden silmiş görünüyor.

İşin ilginç yanı Erdoğan ve rejimi ilk kez gündemi belirlemedeki bu rol değişimi karşısında inisiyatifi yitirmiş görünüyor. Erdoğan, başkanını danışman yaptığı SADAT ile alakası olmadığı savunmasına, ABD’ye yollanan paraları vakıf gerekçesiyle izaha, ‘biz çözeriz’ söylemini “yapamazlar kiiii” propagandasıyla boşa çıkarmaya çalışıyor. Kılıçdaroğlu’nun düzensiz göçmenlerle ilgili çıkışı sonrası, hükümet bir milyon Suriyeliyi konuşlandıracak briket ev yapımı ve Suriyelilerle bayram izni verilmemesi gibi uygulamalarla CHP liderinin çıkışını boşa çıkarmaya çalışıyor. Siyasetin oyunu yeniden kuruluyor.

VAN'DA NELER YAŞANDI

Sizlere bu yazıyı Van’dan gönderiyorum. Kılıçdaroğlu son olarak, ülke genelindeki 248 CHP’li belediye başkanı ile bir araya gelerek iki önemli mesaj verdi:

İlki CHP seçim startını Van’dan verdi. Diğeri ise sık sık İçişleri Bakanlığı baskınlarına uğrayan belediye başkanlarına ‘arkanızdayım’ güveni verdi. Belediye başkanları da Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun’un açılış konuşmasını bitirirken söylediği, “CHP iktidara, siz Çankaya’ya hazır” mesajında cisimleşen Başkan adaylığına destek verdi.

Van’da CHP’li belediye başkanlarından saha çalışmaları yapmaları istendi. Disiplinle parti kararını hayata geçirdiler. Bu saha çalışmaları gözlemleri ve Van ise ikinci yazının konusu olsun.