“Keyfimin kahyası mısın? İstediğim konuyu yazarım” dese, haklıdır. Yazar. Ya da şöyle diyebilir; “ayda 19 gün yazınca, insan konu sıkıntısı çekebiliyor, haliyle kimi zaman temcit pilavını ısıtmak gerekiyor.” Haklıdır. “Yiyen varsa” ya da mutfağınızda başka menünüz yoksa temcit pilavını ısıtmakta mahzur olmasa gerekir.
Abdulkadir Selvi’nin yazılarından söz ediyoruz. Hürriyet Gazetesi’nin yazarı ve kimi dönemlerde televizyonların siyaset yorumcusu olarak da aşinayız. Selvi’nin Aralık ayı içinde (29’una kadar) yazdığı 19 yazıyı okuma zahmetinin sebebi hikmeti, yazarın inanılmaz inat ve dirayetle aynı konuyu yazmadaki ısrarıydı. Öyle ki kimi zaman neredeyse aynı satırların tekrarlanmasından bile kaygı duymadan biteviye yazıvermişti.

Selvi bir ay içinde kaleme aldığı 19 yazının 14’ünü Ekrem İmamoğlu’na ayırmıştı. ‘Ya geri kalan 5 yazı?’ derseniz, bunlardan üçünün de CHP ile İyi Parti arasındaki ilişkilerin aslında çok gergin olduğu ve rekabetin içten içe sürdüğü mealindeki yazılar olduğunu söylemeliyiz. Yani yazar aralık ayındaki yazılarının yüzde 85’ini Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı olmayı istediği ve İmamoğlu’nun nasıl da mücadele ettiği üzerine ayırmış.

Yazılara içerik olarak bakıldığında ise İmamoğlu’nun Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’a operasyon çekmeye kalktığı (operasyonun ne olduğu konusunda bir bilgi yok- 27 Aralık), Kılıçdaroğlu’nun kendi ismini öne çıkararak diğer iki adaylığı konuşulan İmamoğlu ve Yavaş’ı denklem dışına ittiği (17 Aralık) İmamoğlu ile Kılıçdaroğlu arasındaki görüşmede “adını gündemde tutma, İstanbul’a odaklan” dediği ve cumhurbaşkanlığına koştuğu (10 Aralık), Millet İttifakı içinde içten içe rekabet olduğu, çatlağın cumhurbaşkanlığı seçiminden kaynaklandığı (9 Aralık), İyi Parti’nin “CHP’nin kendisini büyük abi gibi görmesinden” rahatsız olduğu türünden kulis bilgilerine bolca başvuruluyor.

İmamoğlu’nun, “Cumhurbaşkanlığı seçimi günü geldiğinde liderler toplanır ve karar verir” şeklindeki açıklamasında, “İstanbul’a hizmete odaklandığını” söylemesi karşısında CHP Genel Merkezi’nde suratların asıldığını da (15 Aralık) yine Selvi’den öğreniyoruz. “Oysa yukarıda Kılıçdaroğlu öyle istememiş miydi? Söylemiş işte” demeyin. Yazar, İmamoğlu’nun “ben cumhurbaşkanı adayı değilim” demesi gerektiğini vurguluyor.

Yazar 14 Aralık’taki yazısını ise hükümetin sosyal medyanın sınırlandırılmasına dönük önlemleri üzerine olduğunu hatırlatmak gerekir. Selvi’nin bu yazısını “2023 seçimlerinde birileri kampanyalarını, sosyal medya yalanları üzerinden yürütmek isteyecekleri” için, bu yasanın önemli ve gerekli olduğu vurgusuyla bitirdiğini söyleyelim. Yani bu yazıyı da (14 Aralık) yine yukarıdaki küme içinde düşünmek gerekir. Zira Selvi “sosyal medya yalanları” derken AKP’yi kastetmemiş olsa gerektir.
Şimdi –yukarıdaki meramımız doğrultusunda- Selvi’nin köşe yazılarının başlıklarını sıralayalım:

- Kılıçdaroğlu, Abdullah Gül’ü neden devre dışına itti (29 Aralık 2021)

- İmamoğlu görevden alınacak mı, yerine kayyum atanacak mı? (28 Aralık 2021)

- Kılıçdaroğlu ile İmamoğlu arasında ipler geriliyor (27 Aralık 2021)

- Kılıçdaroğlu TÜSİAD’a ‘Susun’ mu dedi (21 Aralık 2021)

- Ekrem İmamoğlu strateji değiştirdi (15 Aralık 2021)

- Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı adaylığı için İmamoğlu’na ne dedi (10 Aralık 2021)

- Akşener ile Kılıçdaroğlu’nun billboard rekabeti (9 Aralık 2021)

- Cumhurbaşkanı adaylığında kim kimi istemiyor (8 Aralık 2021)

- Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı adaylığı için ne dedi (7 Aralık 2021)

- Mersin mitingi ve Kılıçdaroğlu’nun 2023 stratejisi (6 Aralık 2021)

- CHP’nin ağabeylik rolü İYİ Parti’yi gerdi (1 Aralık 2021)

- Akşener’in İmamoğlu ısrarı ve Mansur Yavaş faktörü (29 Kasım 2021)

Selvi, 23 Aralık tarihli “Ekonomik Güven Artırıcı Önlemler sürecek” başlıklı yazısının bir bölümünü yine İmamoğlu’na ayırmış. Yazıda Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı için gözünü kararttığını ve rakibi olarak gördüğü iki kişiye (bu kişiler arasında Cumhurbaşkanı yok) ‘savaş açtığını’ belirtiyor. Yine OHAL İddiaları’na Ekonomik Çevreler Ne dedi? (16 Aralık) Yazısının “Akşener de cumhurbaşkanlığına aday olabilir, siz siz olun SP Lideri Temel Karamollaoğlu’nu da yabana atmayın” diye bittiğini hatırlatalım.

Selvi’nin meramı ve referansları

İmamoğlu’nun İçişleri Bakanlığı tarafından İBB’ye açılan soruşturmadan “mağduriyet stratejisi” izleme ihtimalini dikkate alan Selvi, Erdoğan’ın belediye başkanlığı döneminde yaşadıklarından hareketle, “Erdoğan’ın paltosundan İmamoğlu çıkmaz. Erdoğan’ın mücadelesi ile İmamoğlu’nun kavgası farklı” ayrımı ile okurunu rahatlatıyor. (29 Aralık) Bu soruşturma sonrasında, “ota çöpe açıklama yapan” (benzetme yazara ait) Kılıçdaroğlu’nun sessiz kaldığı ve Mansur Yavaş’ın ise yüzünün sıkkın olduğu tespitinde bulunuyor. Selvi açısından talihsiz olan ise 10 büyükşehir belediye başkanının İmamoğlu için ortak açıklama yaptığı güne denk gelmesi gibi bir zamanlama hatasına düşmüş olduğunu kaydedelim.

Selvi’nin “iyi haber alan kaynağı” ise Milliyet Köşe Yazarı ve kendisi gibi televizyon yorumcusu Zafer Şahin. Selvi iki yazısında Şahin’i referans göstererek “Kılıçdaroğlu ile İmamoğlu arasındaki iplerin gerildiğini” (27 Aralık) ya da Kılıçdaroğlu’nun İmamoğlu hakkında “bizim Tarkan” dediğini (29 Aralık) Şahin’den iktibasla yazıyordu. Selvi, CHP’nin Mersin Mitingi’nde Kılıçdaroğlu’nun ceketini çıkarıp, gömleğinin kollarını sıvaması fotoğrafı ile, İmamoğlu’nun ikinci kez büyükşehir belediyesi seçimlerine mecbur kılınması sonrasındaki aynı hareketin fotoğrafını yan yana koyarak okurundan “kıskandı türünden yorum yapmadan incelenmesini” istiyor. Biz de inceliyor ve o tür yorum yapmıyoruz.

Çiçeği burnunda bir ‘köşe yazarı’ olarak uzatmayalım. Osman Özsoy “Propaganda” kitabında Hitler’in bir cümlesini hatırlatıyor:

“Propaganda az sayıda fikirle sınırlanmalı ve bunları bıkmadan usanmadan tekrarlamalıdır. Kitleler en basit fikirleri bile ancak bunlar kendisine yüzlerce kez tekrarlandıktan sonra hatırlar… parola değişik görünüşler altında sunulmalı, ama her zaman, değişmez bir kalıp içinde yoğunlaştırılmış olarak belirmelidir.”

Özsoy ise tekrarın “muhatabı sıkmadan” yapılması gerektiğini hatırlatıyor. Selvi’nin “Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve İmamoğlu” temalı bu yazıları muhatabını ne kadar sıkıyor sorusunu birazdan yanıtlarız. Ama okurumuzun “iyi de aralık ayında memleket yangın yeriydi. Pahalılık, kurlar vs.” itirazı olabilir. Yazar bunu da ihmal etmiyor ve sadece bir yazısında bir ankete atıf yaparak, ülke gündeminde ekonomi ve işsizliğin ilk sırada olduğunun bu ankette belirtildiğini söylemeyi ihmal etmiyor. Yani Selvi’nin pahalılıktan haberdar olması için anketin devreye girmesi gerekiyor. (8 Aralık) Belli ki gazetecinin mutfağındaki bu menü yasak elma muamelesi görüyor.

Acaba Selvi neden bu kadar ısrarla cumhurbaşkanlığı seçimlerinde İmamoğlu-Yavaş-Kılıçdaroğlu üçgeni içinde yazılar yazıyor ve üstelik bu kadar ısrarcı/takıntılı düzeyde yazmayı sürdürüyor? Tabi ki “keyfinin kahyası” değiliz. Ancak sıcak gündemden biliyoruz ki Millet İttifakı’nın 2023 seçimlerinde cumhurbaşkanı adayını açıklamamış olması, Cumhur İttifakı’nı tedirgin ediyor. Strateji geliştiremiyor, kiminle rekabet/mücadele edeceği konusunda önünü göremiyor. Haliyle bu gerilimden kurtulmak için Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayını açıklamaya zorluyor. Nitekim Erdoğan da iki gün önce AK Parti İstanbul Genişletilmiş İl Danışma Meclisi Toplantısı'nda “Bay Kemal, siz daha Millet İttifakı olarak cumhurbaşkanı adayınızı bile belirlemediniz, önce şunu bir açıklayın” diyerek, bu gerilimi konuşmasına yansıtıyordu. Selvi’nin bu sürecin hızlandırıcısı/aparatı olduğu vurgusundan öte bu “beklentinin sesi” olduğunu söylemekle yetinelim.

Abdulkadir Selvi, Hürriyet Gazetesi’ndeki ilk yazısında2 kendisini şöyle tanımlıyordu:

“ Bir kalemim var, bir de vicdanım.
Yıllarım siyasetin nabzını tutmakla geçti.
Başarabilirsem Hürriyet’te de onu yapacağım.
Ne hobim var ne de fobim.
Sıkıcı bir adamım.”

[1] Özsoy, Osman, “Propaganda ve Kamuoyu Oluşturma” Alfa yayınları, 1998, s. 160-165

[1] Hürriyet- 4.4.2016

İşin vicdan kısmı ya da köşesini yazdığı gazetenin kurucusunun “kalemini kır ama satma” düsturunun ondaki etkisinin ne olduğu soruları bir yana –aralık ayı- yazılarının epeyce sıkıcı olduğunu bir okur olarak söyleyelim.