MEB'in Onuru da Büyüktür, Sorumluluğu da...

Yeni Türkiye’nin yepyeni Milli Eğitim Bakanı Sn. Tekin bu gidişle, eğitime yaptığı katkılarla ve özel ve özgün icraatlarıyla ya ömür boyu o koltuktan kalkmayacak, ya da CB yardımcısı olacak.

A+ Yazı Boyutunu Büyüt A- Yazı Boyutunu Küçült

Hızlı bir şekilde akademik unvanlar alan, önce profesör, sonra rektör, bir süre sonra müsteşar ve daha sonra da Milli Eğitim Bakanı olan Y. Tekin eğitime bakışını, tavrını, imzaladığı ilginç protokollerle, ÇEDES uygulamalarıyla, ideolojik dayatmalarıyla, “Milli ve Manevi Değerler Eğitimi” adı altındaki genelgeleriyle cumhuriyetin temel dayanaklarından olan Öğretim Birliği’ni hiçe saydığını çok net ortaya koyan gözde ve göze giren bakanlardan…

Yine ramazan ayı nedeniyle okullara yolladığı genelgelerde, “cami ve kutsal mekan ziyaretleri, ramazan temalı resim, şiir, afiş yarışmaları, el işi çalışmaları” gibi etkinliklerle anaokulu çocuklarından başlayarak 4 yaşındaki kız çocuklarına örtü, 4 yaşındaki erkek çocuklara takke giydirerek cami ziyaretleri yaptırmak eğitimde bunca sorun varken ve yıllardır ortada dururken ilk akla gelenler mi olmalıdır?

Gerginlik, kuşku, kaygı içeren, kopuk değil birbirini tamamlayan adımlarla sürekli alarm hali yaratan! Devamlı artan ekonomik bunalım, işsizlik, yoksulluk, adaletsizlik, toplumsal huzursuzluk, gelir adaletsizliği gibi ciddi sorunlar varken! 435 bin üniversite öğrencisi kaydını dondururken! 1 milyon öğretmenin ataması yapılmazken! 6.5 milyona yakın ev gencimiz varken! Bu girişimlerle amaç yönetimin gözüne girmek midir, yoksa gündemi değiştirmek mi?

Tam da bu sorulara yanıt arayıp, sorunlara kafa yorarken aklıma yıllar önce yazdığım ve pek çok okulda sahneye bizzat koyduğum, daha sonra “Öğretmenin Günlüğü” adıyla 1995 yılında kitaplaştırdığım “Öğretmen Destanı” adlı oyun gelmez mi?

Hal böyle olunca da tam da sırası diyerek, şairlerini selamlayarak, oyunuma emek veren, katkı sunan, tüm eski öğrencilerime yine ve yeniden sımsıkı sarılarak, metni çok çok kısaltarak paylaşmak istedim. Sözü buraya getirmişken de raydan çıkarılan cumhuriyet treninde eğitimci ve yazar olarak payımıza düşenleri dilimizin döndüğünce, kalemimizin yettiğince anlatmaya çalışayım dedim…

Ne diyor Başöğretmen:

“Yalnız siz öğretmenler! Ölen ve öldüren birinci orduya niçin ölüp, neden öldürdüğünü anlatan ikinci bir ordunun mensuplarısınız!”

Bu tarihi söz karşısında gel de duygulanma, anma, alkışlama, eskilere dalma ve olup biteni görünce de kaygılanma…

Gelelim bana Türkiye birinciliği kazandıran metnin kısa başlıklarla özetine…

Sahnede bulunan tok sesli biri şöyle seslenir:

“Bir öğretmen aranıyor dostlar/ Yazacak, konuşacak, aydınlatacak/ Kara tahta başında ABC okutacak/ Yurduma ışık saçacak/ Bir öğretmen aranıyor dostlar/ Saban sürecek Veli dayının tarlasında/ Osman’ın dilekçesini yazacak/ Çatlak dudaklarda bir yudum su/ Bitkin kollarda güç olacak/ Yırtacak karanlığın perdesini/ Kendini ulusuna adayacak/ Bir öğretmen aranıyor dostlar/ Bu Namık Kemal, Bu Ziya Paşa, Bu Tevfik Fikret diyecek /Anlayarak, anlatarak düşünerek, Atatürk’ü satır satır bilecek.

“Bu öğretmen bulundu dostum/ Yurdun her karışına benim diyor/ Bıkmadan, usanmadan, yorulmadan/ Cumhuriyeti benimseyip, devrimleri özümseyip/ Mustafam, / Mustafa Kemalim, Atatürk’üm diyor.”

Sahnede bulunan öğrenciler hep birlikte şunu okur:

“Ben adımı yazabiliyorsam/ Okuyabiliyorsam kitapları/ Yurt, ulus, özgürlük kavramlarını biliyorsam/ Uzat ellerini öğretmenim/ Tebeşir kokan ellerinden öpeyim.”

Toplumun tüm sorunlarının çözümünde emeği olan, toplumu ileri götürecek tüm çabalarda alın teri bulunan, bilgisiyle mum ışığı gibi karanlıkarı aydınlatan, öğrencisinin boynunu bükük görse ona dert ortağı olan…

Yağmur çamur, gece gündüz demeden görevine koşan, yazın sıcağını, kışın ayazını yıllar yıl yüksünmeden taşıyan, acısını, derdini, sıkıntısını gizlemeye çalışan, okulu için öğrencileri için yıllar yılı eşinden, evinden, çoluk çocuğundan ayrı kalan…

Uygarlığa giden yolda köprüler kuran, evinin, sofrasının değişmeyen konusu öğrencileri, mesleği olan, onları, onların başarılarını duygulanarak, gururlanarak anlatan, öğrencilerini yıllar sonra bile numaralarıyla hatırlayan, özelliklerini yıllar yılı beyninde- yüreğinde taşıyan, arandığında, hatırlandığında dünyalar onun olan…

Menemen’de başı kesilen, Gümüşhane’de çığ altında kalan, Ağrı’da donarak ölen, Bakırköy’de sınıfta kalbi duran, Diyarbakır’da terör kurşunlarına hedef olan, depremlerde can veren öğretmenler! Ne çok şey öğrendik sizden, ne çok şey borçluyuz size…

Oyunun özetini ilginç birkaç örnekle noktalayalım…

Makedonya kralı Filip oğlunun eğitimini Aristo’ya bırakmıştı. İskender, Filip’in oğluydu ama, daima öğretmeni Aristo’ya baba dedi…

Devir kapatıp, devir açan Fatih Sultan Mehmet, sadece hocasının önünde eğildi, yalnızca Akşemseddin’in huzurunda ayağa kalktı…

Polonya asıllı Fransız piyanist ve besteci Frederich Chopen, Varşova’da doğmuş, Parise yerleşmiş, yaşam boyu yurt özlemi çekmiş, daha sonra da veremden ölmüş büyük bir sanatçı. Vasiyeti üzerine ölümünden sonra bedenini Paris’e, yüreğini ana vatanı Varşova’ya gömmüşler. Polonya’nın işgalinde Polonya halkı o yüreği özenle korumuş.

Özetle demem o ki; ülkemizde öğretmenden başka hiçbir aydının köyde mezarı olmadığı gerçeğini düşünürsek, yüreklerimizin nereye gömüleceğini anlarız….

Minnet notu: Başta Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere! Dönemin efsane Milli Eğitim Bakanları Mustafa Necati, Hasan Ali Yücel! Bizleri Cumhuriyetin kürsülerinde eğiten eli öpülesi öğretmenler! Selam size, saygı size, sevgi size, minnet size…

Önemli hatırlatma: Yönetim 2024 yılına 'Emekliler Yılı' dedi, emekliler sürünüyor. 2025 yılını 'Aile Yılı' yaptı, boşanmalar artttı. 2026 yılını 'Ekonomi Yılı' ilan etti, iflaslar ve icralar rekora koşuyor. 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde ne ilan edecek merakla bekleniyor…

Etiketler
Milli Eğitim Bakanlığı Cumhuriyet