Kırıklarla dolu eğitim karnemiz…

Önce kısa bir bilgi notu: “Tiyatro beni bir ana gibi sarıp sarmaladı, ne sordumsa cevapladı, öğretmekten hiç bıkmadı, hep yol gösterdi” diyor büyük sanatçı Gülriz Sururi! Bu gerçekten yola çıkarsak; Tarihe düşen notlar, insanı sarıp sarmalayan, yazıya ruh katan sözcükler, konuşmayı dinlenir kılan göndermeler olduğu gibi mürekkebi bir türlü kurumayan konular da vardır…

Tıpkı son 20 yılda 8 bakanın değiştiği MEB’in ilgi alanına gereken ilgiyi göstermemesi gibi! Şimdi gerilere gitme zamanıdır…

Yıl 1928! Yer Bursa! Kürsüde Büyük Atatürk! Karşısında Öğretmenler!

Başöğretmen eğitimcilere seslenerek şöyle diyor; “Yalnız siz öğretmenler! Ölen ve öldüren birinci orduya niçin ölüp, neden öldürdüğünü anlatan ikinci bir ordunun mensuplarısınız!”

İtiraf notu: Eğitim ordusuna sevgi, şefkat, saygı azaldıkça, Başöğretmenin içime en çok işleyen sözlerinden biridir bu…

Şimdi başa ve konuya dönelim! Öğretmeni bundan daha iyi tanımlayan, konumunu belirleyen, sınırlarını çizen bir söz daha var mıdır? Bilmiyorum. Bildiğim o ki, seçim yatırımını esas alarak attıkları her adıma, tabana selam çakan her konuşmalarına; “Cumhuriyet tarihinin en büyük atılımı, en büyük başarısı!” diye başlayanlara bugün ülkemizin günü ve geleceği için başat temalardan biri olan eğitim dosyasını açma günüdür.

Şimdi de başlığa dönüp 2022- 2023 yılına sorunlar yumağıyla başlayan sıfırlarla dolu eğitim karnemizi sayılarla masaya yatıralım!

Bu öğretim yılında 19 milyon 200 bin öğrenci örgün eğitimde olacak. 1 milyon 200 bin öğretmen görev yapacak. Şu anda atama bekleyen öğretmen sayısı 700 bin. 138 bin öğretmen açığı var. MEB’in istatistiklerine göre 5-17 yaş grubunda 1 milyon 201 bin çocuğun okul kaydı yok. 3 milyon 340 bin öğrenci örgün eğitimde yok. Siz haberleşme mühendisi MEB’in bu göz yaşartan planlama dehasına bakar mısınız?

Kayıtlara göre çocuklar yoksulluk nedeniyle tarım ve hizmet sektöründe çalıştıklarından okul terki, okul devamsızlığı, açık öğretime yazılma, bir süre sonra onu da bırakma giderek artıyor. Okula aç giden çocuk sayısı giderek artıyor. Açlık sınırındaki çocukların, birinci önceliği gıda olan, temel ihtiyacı kitap olan büyüme yaşındaki çocukların geçelim tost- ayranı, su bile alamayan çocukların oranı her geçen gün katlanıyor. Siz CB’ye göre son 20 yılda eğitimde çağ atlatılan ve cumhuriyet döneminin en büyük projelerini hayata geçirmekle övünenlerin ülkemizin çocuklarına, gençlerine, daha doğru yarınlarına layık gördüklerine bakar mısınız?

“Kadrolu öğretmen, sözleşmeli öğretmen, ücretli öğretmen, stajyer öğretmen, uzman öğretmen, başöğretmen!” Acilen çözüm bekleyen bunca ekonomik ve sosyal sorun varken siz bu sınıflandırmaya, ayrıştırılan, kategorize edilen öğretmenlerin geldiği ve getirildiği yere bakar mısınız?

Gelelim yetersiz okul ve dersliklere!

Uzmanlara ve konuyu yakından izleyenlere göre; Yeterli sayıda okul yok, derslik yapılmamış. Özellikle ilkokullarda dersler 60- 70 kişilik sınıflarda yapılıyor. Bakan, “Köy okulları açılacak!” demesine rağmen köy okulları açılmıyor. Böylece köy çocukları taşımalı eğitimi sürdürmek zorunda bırakıldığı için eğitimden kopuşlar artıyor. Bu arada kırtasiye, kıyafet, servis ücreti ve okul kantininde fiyatlar cep yakıyor, 1.3 milyon çocuk okula aç gidiyor, 1 milyon çocuk okul yerine işe gidiyor, veliler kara kara düşünüyor.

Şu anda 1 milyon 800 bin ilkokul, ortaokul ve lise öğrencisi açık öğretimde okuyor. Okul ihtiyaçları için velilerden bağış isteniyor, öğrenciler artan kantin fiyatlarına isyan ediyor. Liselerin çok azında pansiyon olduğundan, çoğu da onarımda olduğu için barınma sorunu yaşanıyor. Siz yeterli sayıda okul, derslik, yurt yaptırmayan MEB’in hala üst perdeden övünmesine bakar mısınız?

Gelelim üniversite gerçeğimize!

Yükseköğretimde 3 milyon 800 bin öğrenci örgün eğitim alırken, 4 milyon 500 bin öğrenci açık öğretime devam ediyor. KYK (kredi ve yurtlar kurumu) kapasitesi 760 bin. Özel yurtların kapasitesi 30 bin. Yani 23 öğrenciden ancak biri yurtta kalabilme şansını yakalıyor. KYK yurtlarında yer bulmak zor olduğundan, özel yurtların ve apartların aylık ücreti 4- 10 bin lira arasında değiştiğinden çok istemelerine rağmen maddi sorunlardan ötürü kayıt yaptıramayanların sayısı artıyor. 106 bin genç üniversite kapısından geri dönüyor. ODTÜ, Boğaziçi gibi okulları kazananlar bile kayıt yaptıramıyor. İstanbul’dan Antalya’ya, Aydın’dan Muğla’ya kayıt yaptıramayan pek çok öğrenci; “Hayallerim bitti!” diye yakınıyor. Siz durmadan övünen MEB’in öngörüsüne ve başarısına bakar mısınız?

Ekonomik krizin öğrencileri ayrı, hayalleri ayrı, umutları ayrı vurduğu bu öyküde; Siyasetin utandıran ve düşündüren üslubu, argoyu zirveye oturtan siyasi figürlerin edep ve adap sınırlarını zorlayan ifadeleri, kırıp döken, yakıp yıkan açıklamaları moda da! Da’sı şu!

Cumhuriyet kurulduğundan bugüne MEB koltuğuna 66 bakan oturdu. İçlerinde asker, avukat, doktor, mühendis, maliyeci, gazeteci gibi her meslekten kişi vardı. Eğitimci kökenli 9 bakan gördü ülkemiz. AKP döneminde 8 kez MEB değişti. Son yılların bakanları ne düşünür, ne yaşar, ne hisseder, ne kadar etkilenir onu kestirmek zor!

Tam da burada dönüp devletin boyasız, badanasız, sırasız, tahtasız, araç gereçsiz kuş uçmaz kervan geçmez köy okullarında, eğitim-öğretim hizmeti veren öğretmenlerimize uzanıyoruz. Güzel Türkçeleriyle, ince nükteleriyle, yalnızca yüreğimize değil, beynimize, ruhumuza, duygularımıza da seslenen yazar, çizer, kültür ve sanat insanlarımızı hatırlıyoruz. STÖ’lerin el ve işbirliği çerçevesinde eğitimini sürdüren Mardinli Büşra Koyan’ın “Eskiden hayallerimiz, hedeflerimiz vardı, şimdi hiç biri yok” şeklindeki sözlerine çakılıp kalıyoruz.

Özetle! Eğitimde bunca sorun varken, 750 bin öğretmen atama beklerken, plansız programsız açılan okulları bitirenler mağdur olurken, gençlerin umudu kalmamışken! Sorun ciddidir. Hem de ülkemizin sadece bugününü değil, yarınlarını da sarsacak kadar ciddidir. Haberleşme mühendisi olduğu söylenen MEB’den iç açan, umut veren haberler beklemek de hakkımızdır…