Bazı ülkelerin kanayan ve kapanmayan ne çok yarası var…

Başlığa başta da “KADIN” mı demeliydim?

O zaten biliniyor. İyisi mi konuya gireyim! İran’da saçının bir kısmı göründüğü için, veya başörtüsü kaydığı için, ya da uygun olmayan başörtüsü taktığı gerekçesiyle ahlak polisinin gözaltına alıp “brifing!” verdiği sırada dövülen, işkence gören, hastaneye kaldırıldıktan üç gün sonra da hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini isyanın sembolü olarak kadınlık tarihinin unutulmazları arasında yerini aldı. (İranlı din ve ahlak polisinin brifing de ne brifingmiş ama!)

İran devlet televizyonunun açıklamasına göre şimdiye kadar 50’den fazla kişinin öldüğü protestolarda 20 yaşındaki Güney Azerbaycan asıllı Hadis Najafi de polis tarafından öldürüldü. Keşke hayatlarının baharındaki bu kadınların haklı istekleri karşısında ışıl ışıl gülümseyen yüzleri solmasaydı, hayalleri, hayatları ellerinden alınmasaydı, umutları toprağa gömülmeseydi…

Sonra ne mi oldu? Sabrın da bir sınırı var diyen İranlı kadınlar artık yeter diyerek sokaklara çıktıklarında bu kez yanlarında erkekler de yer aldı. Kadına zorbalığın, kadına şiddetin, kadına baskının tüm insanlığa yönelik olduğu, sorunun sadece başörtüsü ya da saç teli olmadığı, tehdidin, şiddetin, korku salmanın toplumu gerdiği anlaşılınca direniş giderek büyüdü, 80’den fazla kent ve kasabada protestolar yayıldı. Dünyada bu katliama seyirci kalmayınca; Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere ABD’den Almanya’ya, İngiltere’den İsveç’e, Irak’tan Yunanistan’a, Türkiye’den Şili’ye insanlar; “Kadın, yaşam ve özgürlük!” sloganları atarak eylemler düzenledi.  Çünkü artık korku duvarlarını aşmanın zamanı gelmişti, hatta geçiyordu bile…

İranlı kadınlar artık yeter dediler…

En temel hakları için ölümüne savaşmak zorunda kalan İranlı kadınların isyanı dünyayı sarıp sarsınca!  Protestolar dünyaya yayılınca! Dünyanın pek çok yerinden uzanan kadın elleri İranlı kadınların ellerini sımsıkı tutunca! Kesilen saçlar, salınan saçlar, kazınan saçlar her yerde bayrak gibi dalgalanınca! Dayanışma sesleri ve görselleri ortalığı ayağa kaldırınca! Bir kez daha baskıcı yönetimlerin tanıdık bildik can simidi devreye sokuldu. Whatsap, instagram, internet ve sosyal medya yasaklandı.

Daha sonra ne mi oldu? Kadın olmanın dünyanın pek çok yerinde bitmeyen bir mücadele olduğu, insanı isyan ettiren gerekçelerin hep kadınları hedef aldığı yine ortaya çıktı. “Ne giyineceğiz, nasıl konuşacağız, nereye bakacağız, nasıl yürüyeceğiz, gülerken size mi soracağız, nasıl yaşayacağız, başımızı nasıl örteceğiz, ucundan saçımızın teli görününce nelerle karşılaşacağız, çizilen ve belirlenen rotalardan çıkmamak için neleri göze alacağız?” gibi anlamsız sorular yeniden “yetti be!” dedirtti…

Daha sonra olan oldu! Bir kısım ülkeler ve liderler olup biteni izlemekle yetinirken, kadınlar sokaklara döküldü İranlı hemcinslerine “yalnız değilsiniz!” denildi, yetinilmedi, başlar açıldı, saçlar kazındı, saçlar kesildi, başörtüler yakıldı…

Şimdi bizim mahallenin sorularını sıralama zamanı!

Öldürülmeden, işkence görmeden, saçımızı kesmek zorunda kalmadan, köle olmayı kabullenmeden, ikinci sınıf olmayı istemeden bizim yaşama hakkımız olmayacak mı?

Kadını eşya gibi görmeyi, etrafında her daim ecel gibi dolaşmayı, kadına şiddeti, kadını aldatmayı, ona dayak atmayı, ona gözdağı vermeyi, onu yok saymayı kendilerine hak sayan erkekler usanıp, bıkıp, utanıp yorulmayacak mı?

Unutulmasın! Gittiği kuaföre; “Saçlarımı çok kısa kes, ele gelmesin!” diyen, erken ağaran saçları için; “saçımdaki her beyazın bir acısı, bir anısı, bir öyküsü var!” diyen kadınların öfkesi de isyanı da ders verici oluyor…

Unutmayalım! Ataerkil yapıyla, erkek egemen bakışla mücadele eden kadınların dayanışmaları, cesaretleri, birliktelikleri, sevgileri çok derin oluyor. Hele de konuşmaları, dayanışmaları, hayatı kolaylaştırıcı, özgürleştirici önerileri çok pratik ve kalıcı oluyor…

Önemli not: İran’ı kadınlar kurtaracak.

Soru notu: Sadece İran’ı mı?