Başta vurgulamalıyım! Daha önce yazmıştım ama hala o noktada durduğum için soruyorum. Derin bir yoksulluk, çaresiz bırakan bir gelir düşüklüğüyle kıvrananlara! Havada asılı kalan “ayı nasıl geçirebilirim?” sorusuyla bunalanlara! “Ben evime bir kilo et alamıyorum. Bana ev al diyorlar. Bu bizimle alay etmektir!” diyen yurttaşa; “Krediyle ev alın, sabredin, şükredin!” gibi öneriler çare midir?

İzlediği ekonomi politikalarıyla ekonomist olduğunu her seferinde kanıtlayan CB; imkânsıza yakın bir ihtimal de olsa müjdeyi verdi. Bir kez daha “açım, geçinemiyorum, işsizim, evime ekmek götüremiyorum, kirayı ödeyemiyorum!” diyenleri sevindirirken, inşaat sektörünü de koruyup kolladı. Hadi yine iyiyiz! Aylık 1400 TL kirayı ödeyemesek de! Banka kredisiyle aylık 14 bin 278 lira taksitle ev sahibi oluyoruz! Daha ne isteriz? Koş vatandaş koş! Tam ev alma zamanı…

Yaşamak için gıda barınmadan önce gelirken, halkın gündemiyle siyasetin gündemi arasında dağlar kadar fark varken, toplum samimi, sahici, inandırıcı, somut, güven veren açıklamalara hasretken! Hala çimentoyla yatıp kalkmak, olanı biteni har vurup harman savurmak, “babalar gibi satmaktan!” vazgeçmemek çare midir?

“Müze gezer gibi marketleri geziyoruz, en ucuz olanı alıp çıkıyoruz!” diyen tüketiciyi, “Domates, peynir yemeyi, çocuklara çikolata almayı bırakalı çok oldu!” diyen babayı, “Aşsız mutfağımı, işsiz kocamı, umutsuz evlatlarımı görünce kavrulup duruyorum!” diyen anneyi duymamak, görmemek çare midir?

Eskiden Kurban bayramlarında birleşerek kurbanlık alanlar vardı. Şimdilerde iki kişi birleşip yarım karpuz alıyor! “Ekonomiyi şaha kaldırdık!” diye açıklama yapanlar, “Gözlerimdeki ışıltıya bakın!” diyen bakanlar! Olup bitene kulak tıkamak çare midir?

Keşke bizi yönetenler akıllarından geçirdiklerini gözden de geçirseler. Şaşırtıcı hamleler yaparken ölçek, ölçü, birim, gibi tartılar olduğunu unutmasalar.

Karadağ bile kota koyarken en kolay yurttaş olma bizde! Uygulanan yanlış ekonomik kararlar nedeniyle zengin yoksul arasındaki makasın giderek açılması bizde! Yıllık artışı yüzde 141 olan tüpe, ete, süte, yumurtaya, akaryakıta yapılan zamların dur durak bilmemesi bizde! Ülkeyi krizden krize sürüklemek bizde! Tarihli, şahitli, ispatlı, kanıtlı konuşmalardan hemen sonra hızlı dönüşler yapmak bizde! Siyasal tasarımı ve algı yaratmayı önceleyen, seçime yönelik, oy garantili sözler vermek bizde!

Oy uğruna; Bilerek, isteyerek, kasten, hesaplı, kitaplı adımlar atmak bizde! Olaylar, gelişmeler, açıklamalar derken gündemden gündeme savrulup gitmek bizde! Eğitimmiş, liyakatmiş, deneyimmiş bakmadan üst düzey atamalar yapmak bizde! Üreten, değer katan, alın teri akıtan emekçileri taşınması zor bir yük gibi görmek bizde! Çiftçi sayısının bir yılda 75 bin kişi azalması bizde! (Tarım ülkesiyiz ya!)

Çok yazdık ama yineleyelim…

Yıllardır günde ortalama 1100 uçağın inip kalktığı, Avrupa’nın en önemli transit yolcu hava limanları arasında üst sıralarda yer alan, milyonlarca yolcunun, prenslerin, prenseslerin, devlet başkanlarının, kralların, sanat dünyasının ünlülerinin yanı sıra, kargo ulaşımı trafiğine ev sahipliği yapan, dünya çapındaki Atatürk Hava Limanını bir inat uğruna yıkmak bizde!

“Enflasyonu yüreğimizle halledeceğiz!” diyerek ekonomi jargonunda çığır açan, yıktıkları Atatürk Hava Limanı için; “Yeşil alanlarda çocuklarımızın cıvıltıları içinde, gençlerimiz kıraathanelerde ders çalışacaklar. Spor alanlarında spor yapacaklar, eğitim alacaklar!” diye buyuran bakanlar bizde! 

Şu anda ülkemize sevgisizlik egemenken! Müesses nizamın köşe taşlarını döşeyenler susarken! Ardı ardına gelen zamlar, siyasi iklimin yüksek tansiyonu toplumun büyük kesimini tökezletirken! İçimizde lavların birikmesi, gözümüzden ateş fışkırması bizde! Ellerinde işe yaramayan diplomalarıyla, işsiz, umutsuz, hayalsiz, bezgin, güvensiz, öfkeli gençler yine bizde!

Daha fazla uzatmadan yazıya noktayı Behiç Ak’la koyalım! Yetkiliye soruluyor; “İthalat, ihracat durumumuz nedir?” Yetkili cevabı yapıştırıyor; “Çok iyi! Hastalık ithal, doktor ihraç edebiliyoruz!” Yorumsuz…