Serde eğitimcilik olunca eğitim dosyası açılır…

Ülkemizin ilk ve orta dereceli okullarında 18 milyon, üniversitelerinde 8.5 milyon öğrenci var. Böylece ülkemiz 27 milyon öğrenci sayısıyla dünyada onlarca ülkenin nüfusunu geçmiş bulunuyor. Bu sayının arkasında yatan gerçekler, öğrenci, veli ve eğitim ordusu açısından iç açıcı değil kuşkusuz. Eğitim sistemimiz dibe vurmuş, koltuğa her oturan sistemi sil baştan ele almış, pedagojik formüller unutulmuş, kayıp nesil yaratılırken ekonomik tahribat ağır bedeller ödetmeye başlamış…

Sonra da pırıl pırıl diplomalarını ellerine alan ve fakat ana baba harçlığına muhtaç olan, ülkeye olan aidiyet duygusunu ve güvenini her gün biraz daha kaybeden ve geleceğimiz olan gençler geri dönmemek üzere akın akın ülkeyi terk etmeye başlamış. Bu arada gidenlerin yüzde 78’i de geri dönmeyi düşünmediğini ifade etmiş.

Daha ilginci İHL mezunları İlahiyat fakültelerini tercih etmemeye, en çok da mühendislik, tıp, hukuk, mimarlık bölümlerini seçmeye başlamış. Her makama yukarıdan ve tercihen atanan Kartal İHL’yi bitiren 138 kişiden sadece 1’i ilahiyatı tercih etmiş.

Hal böyle iken! Zorunlu eğitim çağında 3 milyon öğrenci evinde oturuyorken, gençler arayış içindeyken olan ekonomik, kültürel ve sosyal açıdan büyük kayıplar yaşayan ülkeye ve yarınlarımıza oluyor dersek abartmış olur muyuz?

Olan hayata dair sorular sorduran, sorgulamayı öğreten, hayatın çeşitliliğini gösteren alanlara yönelmek isteyenlerin hayallerine oluyor dersek abartmış olur muyuz?

Dilinde, gözünde, gönlünde, anılarında ülkesi olan gençlerin umutsuzluk, kaygı ve arayış içinde yaptıkları mahcup eleştirileri bile hedef tahtasına oturtuluyor dersek abartmış olur muyuz?

Olan ülkenin bitip tükenmez dertleriyle dertlenen, sesine ses olan, kendini anlatmaya çalışan, kendinden olana- olmayana, kendini anlayana- anlamayana aynı duyarlılıkla yaklaşanlara oluyor dersek abartmış olur muyuz?

Umutlarını yitirince çekip gidenlerin artan sayısıyla, yürekli kalemlerini karanlığın bağrına saplayarak yazdıklarıyla içimizi aydınlatanların dünyadan göçüşüyle ülkemiz her gün biraz daha çoraklaşıyor dersek abartmış olur muyuz?

Psikolojik açıdan yalnız, sosyolojik açıdan kalabalık da olsak ülke çıkarlarından önce şahsi menfaatleri doğrultusunda adım atanların çokluğu karşısında üzüntümüz artıyor dersek, toplumu yönetme yönlendirme konusunda çok mahir olanların varlığı her konuda hep hâkim diye ilave edersek abartmış olur muyuz?

Kurumların içi boşaltılırsa, kurumların işleyişi denetlenmezse o ülkenin vay haline diyerek, kurumsal yapı sağlamsa, yetki sorumluluk yerinde ve zamanında kullanılıyorsa işler yürür diye ekleyerek, ülke tarihinin önemli eşiklerini okumak zorundayız gerçeğini özellikle vurgulayarak, bu çok mu zor, o kadar mı zor diye sorarak sürdürürsek abartmış olur muyuz?

Doğru! Psikolojik açıdan zorda, sosyolojik açıdan dardayız. Olup biten karşısında şaşırma duygumuzu yitirdik artık. Kültürel gerilemenin olmadığı, keskin ve zeki mizahın hoş görüldüğü, ilham kaynağı büyük ustaların hor görülmediği, kamusal bakışın şirket anlayışının önüne geçmediği, keskin itirazların dinlendiği, geleneksel olanla batılı formları müthiş bir harmanla birleştiren, buluşturan sanatçıların baş tacı edildiği günleri ve ülkeyi arıyoruz dersek abartmış olur muyuz?

Konu başlığına dönecek olursak noktayı koymadan önce bir hususu daha hatırlatmak isterim! Her 10 yurttaşımızdan biri daha iyi bir yaşam için Türkiye dışında bir yeri tercih ediyor!

Demem o ki; Dur durak bilmeden yazma nedenimiz bu gidişatadır. Yürek sızımızın hatırı sayılır payı bu tabloya ve zor ülkenin zor işleyen sürecinedir. “Güldürdüm gidiyorum, düşünün!” diyen sanatçıların birbiri ardına veda edişinedir...

Biz yaza duralım, siz düşüne durun neye yarayacaksa! Bu arada kime mi yazıyoruz? Anlayana…