Olup bitene, gelip geçene, yaşatılıp dayatılanlara bakınca! Laf ebeliğiyle başı çekenlerin sabrını, çalçene tugaylarının çokluğunu, nasihat ordularının yorulmaz lığını, yol gösterme timlerinin başarısını, ikna bölüklerinin sınır tanımazlığını görünce ülkede hiç sorun yokmuş gibi insan mutlu oluyor doğrusu!

Bahçeli’den Akşener’e “evine dön!” çağrısını, Babacan’dan Deva, Davutoğlu’ndan Gelecek, Ö. Yılmaz’dan Yenilik partilerinin ardı ardına kurulduğunu, İnce’den “Bin Günde Memleket Hareketi!” adımının atılacağını duyunca insan heyecanlanıyor doğrusu!

CB’nın Cuma namazı çıkışı Ayasofya’nın avlusunda ayaküstü; “Rahatsız olmayın. Türk ekonomisi sistem olarak oturmuştur. Türk lirası, dolar, altın ve dövizin yerli yerine oturacağına inanıyorum. Bunlar gelip geçici şeyler!” şeklindeki sözleri insanın içine sular seller serpiyor doğrusu!

İstanbul Sözleşmesi konusunda CB’nın çocukları başlarında bulundukları KADEM ve TÜGVA adına ayrı sesler çıkararak kafaları iyice karıştırınca! “İnsan kardeşler niye ayrıştılar, keşke babaları devreye girse!” diye üzülüyor doğrusu!

İnsan bunca borç varken, işsizlik alıp başını gitmişken, ekonomi darda iken; 16 bakana, 600 milletvekiline, 1800 danışmana, 5 milyon mülteciye, sayısız baş danışmana bakan ülkenin haline üzülüyor doğrusu!

Yine kişisel kariyer planlarını her şeyin üstüne ve önüne koyanların yazlık, kışlık, sonbaharlık, ilkbaharlık saray merakıyla, 12 helikopter pistine sahip Ahlat sarayıyla, 15 VİP uçaklık filoyla, 180 bin makam aracına sahip ülkemizin kaynak israfıyla gururlanıyor doğrusu!

Sırada çok küçük, önemsiz birkaç ayrıntı var!

Beyaz eşya bayi toplantısı yapar gibi CB’dan “Türkiye uçuşa geçti, ülke tırmanışta, buzdolabı, çamaşır makinesi, fırın satışları tavan yaptı” açıklamasını duyunca insan gün ve gelecek adına umutlanıyor doğrusu! Ancak çok yoğun olduğu için aklına gelmese de yüzlerce danışmanından biri kendisine; “Ülkemiz çok göç aldı, nüfus çok arttı, beyaz eşyalar da eskisi kadar sağlam ve uzun ömürlü değil, satışların artma nedeni bu olabilir mi?”  diye hatırlatamaz mı şeklinde düşünüyor doğrusu!

CB’nın sözcüsü İ. Kalın’ın; “Bize yüz elli yıldır modernleşme adı altında başkalarının hikâyeleri anlatıldı. Artık kendi hikâyemizi yazmanın zamanıdır.” Sözleri ise yoruma açık olduğundan hatırlatmak gerekiyor doğrusu! “Sn. Kalın! Hani hayata sığmayan yaşamlar ve öyküler, yazıya, sığdırılan hayatlar ve konuşmayla dayatılan yaşam biçimleri vardır ya! Biz 18 yıldır yerli ve milli adı altında yazılan ve sahnelenen hikâyeyi sayenizde zaten gördük merak buyurmayınız!” Nokta…

Zaman bazı şeyleri tedavi etmiyor…

Öylesine çok haksızlık var ki insan düşündükçe nefesi kesiliyor ve zaman bazı şeyleri asla tedavi etmiyor, hele de günümüzde kelama dökmek, yazıya asılmak ise cesaret ve azim istiyor. Daralma anında da; yüreğe dokunan, yaz dedirten okur mektupları, dost iletileri yaşamı çekilir kılıyor. Bazılarınca kabul görmese de, sessizlik can yakıcı olsa da iyi ve duyarlı insanlar aynı yöne bakıp, aynı yolu yürüyor. (Bu gizemli göndermelerden sonra sözü kesiyor ve yorumu sağduyu sahiplerine bırakıyorum)

Efendim! Siyasi terazi neyi tartarsa tartsın, bıkkın, öfkeli ve yorgun bir halkın umudu yerlerde ve hayalleri yerle birken, sorun derinlerde, sorumlular yukarılarda, çözüm uzaklarda iken yapacak bir şey yok! (çok mu demeliydim?)

İdeolojik berraklık tarihe karışırken, akademik yetkinlik mumla aranırken, kalem ve bilim öncüleri geri çekilip meydanı kılıçlı gösterilere bırakırken, eş, dost, akraba, tanış biliş, partili önceliği yükselen değer ve atanma sebebi sayılırken yapacak bir şey yok!

Bi yanda okullar açılmasın tatil uzasın turizm kazansın diyenler! Diğer yanda okullar açılsın, işler artsın, piyasa canlansın, satışlar artsın, ekonomi toparlansın diyenler! Bi yanda bilim insanlarının kaygılı açıklamaları, diğer yanda ağzı yüreğinde bekleyen veliler, şaşkına dönen milyonlarca öğrenci! Demek ki toplumların hem sağlığını, hem de geleceğini korumak kolay değil. Alt yapı, koordineli çalışma, kapsamlı bir planlama gerek.

Özetle; Yol uzun, yokuşlar dik, ilgili zevat suskun ve yorgunken yapacak pek bir şey yok…