Uzun süredir çok geç yattığım için güne ancak 08.00’lerde başlıyordum. Geçen perşembe sabahı tan yeri ağarırken, 05.30’da kalktım. Henüz İzmir’in dağlarından doğmayan güneşin öncesindeki kızılın tonlarını seyrettim penceremden bir süre. 06.00’da Bademler’e geçmek üzere Yener Kırmızı ile yola düşmüştük bile.  

ALTIN AYI’YA UZANAN FİLME MEKAN OLAN KÖY

Bademler, Seferihisar’a varmadan Urla’nın bir Türkmen Tahtacı köyü. Bir ara ünlü tiyatrosunu da yazdığım köy. Metin Erksan’ın, Necati Cumalı’nın 1962’de kaleme aldığı aynı adlı öyküsünden 1963’te senaryolaştırıp çektiği, başrolünde Hülya Koçyiğit, Erol Taş ve ayı zamanda yapımcı Ulvi Doğan’ın oynadığı, Berlin’den Altın Ayı ile dönen Susuz Yaz filmine mekan olan köy… Kooperatifçiliğin öncülerinden önceki Gümrük ve Tekel Bakanlarından Mahmut Türkmenoğlu’nun köyü… Bademli Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, onun izini sürüyor.

NECATİ CUMALI’NIN ESERLERİNE İLHAM VEREN TOPRAKLAR

Yeri gelmişken… Necati Cumalı ile Cumhuriyet gazetesinde olduğum dönemde tanışmıştık bir ziyaretinde. Öykü ve romanları Cumhuriyet Kitapları’ndan yayınlanıyordu. Son olarak Etiler’de Ziraat Bankası’nda karşılaşıp selamlaştığımızı hatırlıyorum. Bir kısmı sinemaya da uyarlanan eserlerinin konusu Urla ve civarında geçer. İyi bildiği bir yer iyi bildiği insanlarla işler konularını. Tütünü, denizi, vb. Cumalı, rahmetli kayınvalidem Esengül Hanımlar gibi Selanik’ten Urla’ya mübadil gelenlerden. Adına Urla’da şimdi bir cadde ve bir anı evi var.

“VİDACA AMMİ CASABLANCA” İÇİN DÜŞTÜK YOLLARA…

Peki bendeniz sabahın erken saatlerinde ne arıyordum Bademler’de?

Hikaye şu: İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin de desteğiyle memlekette önemli bir çiçek üretim noktası haline gelen Bademler Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin ürettiği çiçeklerin ilki dünya çiçek ihracatında yüzde 49’luk payı olan Hollanda’nın çiçek borsasında satışa sunulacaktı. Malum, bu gibi mezatlar erken yapılır. Biz de bu ilk satış heyecanını online olarak sanal bir şekilde yaşamak için de olsa sabahın seher vaktinde düştük yollara… İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer de erkenden Bademler’e geldi. Soyer, Hollanda Fahri Konsolosu Oğuz Özkardeş, Gaziemir ve Karaburun Belediye Başkanları Halil Arda ve İlkay Erdoğan, kooperatif başkanı Murat Kulaç ve DİDER ekibi ile aralarında Mahmut Türkmenoğlu’nun ailesinin ve köy muhtarının da olduğu konuklar hep birlikte kahvaltı yaparken sunucu Deniz Hanım’ın Hollanda ile bağlantı kurarak yaptığı nefis sunum eşliğinde Royal Flora Holland’da satışa çıkan Bademler’de üretilen “Vidaca Ammi Casablanca” türü çiçeğin borsadaki satış serüveninin heyecanını yaşadık. Online olarak DİDER’in Hollanda Ofisi’nin başındaki Zeki Baran da karşımızdaydı.

Hollanda’daki borsa açıldığında sembolik olarak Bademler’de de açılış çanı çalındı ve işlemler başladı. Bademler’in Casablanca’sı, ilk satış gününde 12 alıcıyla buluşurken alkışlar koptu Bademler Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin salonunda. Artık Bademler’deki küçük üretici dünyanın en büyük çiçek borsalarından birindeydi.

Bademler köyü kooperatifi ile Hollanda çiçek borsası arasındaki ilişkinin kurulmasında danışma kurulunda yer aldığım Dünya Kenti İzmir Derneği’nin (DİDER) katkısı belirleyici oldu. Dernek başkanı Ahmet Güler ve yönetimdeki arkadaşları, danışma kurulundaki birbirinden yetkin isimler İzmir dışındaki İzmirlileri İzmir için seferber ediyor, bağlantılar kuruyor. DİDER, tam bir “kent diplomasisi” alanında faaliyet sürdürmek üzere kurulan bir sivil toplum kuruluşu. Derdi gücü İzmir. DİDER, gönüllü kent diplomatları yetiştirmek üzere 70’i aşkın genç ve eğitimli kişinin katıldığı bir sertifika programı da düzenledi geçen yıl ve bu sertifika programı her yıl tekrarlanacak. Alanında çok önemli ve yetkin isimler ders veriyor.

KÜÇÜK BİR ADIMDAN BÜYÜK VE KIYMETLİ BİR ADIMA…

Yeniden Bademler’deki buluşmaya dönelim. Mezat öncesinde kürsüye çıkarak konuklarla heyecanlarını paylaşan ve bu tarihi günde duygu ve düşüncelerini ifade eden isimlere kulak verelim…

Bademler Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Murat Kulaç’ın konulmasından aldığım notlar şöyle:

“İşimize dört elle sarıldık. Tohum atma töreninde ilk heyecanımızı yaşadık. Bugün ise heyecanımı tarif edemiyorum sizlere. Başarılı olmak zorundaydık. İzmir’in ve diğer kooperatiflerin önünü bizim başarımız açacaktı. Bu işe çok asıldık. Kooperatifimizin bu başarısı diğer kooperatiflerin çalışmalarına ivme kazandıracak. Anka kuşu gibi küllerimizden doğuyoruz. Bu işin aşamalarını adım adım öğrendik. Sadece Hollanda’ya çalışması için TIR almamız gerekecek. İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne, DİDER’e ve meslek odalarına çok teşekkür ediyoruz.”

Aynı zamanda İZTO YK Üyesi de olan Hollanda İzmir Fahri Konsolosu Ahmet Oğuz Özkardeş’ten şu notu aldım:

“Tunç Başkanımızın yurt dışına açık vizyonu ve bölgede kooperatifleşmeye verdiği önem neticesinde bugün bu noktayız. Bundan sonra ne kadar çok çiçek sattığımız ve ne kadar yeni ürün ürettiğimizi konuşacağız.”  

Son olarak kürsüye gelen ve daha önce mezatın yapıldığı borsaya gitmiş olan Soyer’in konuşmasından notlarım ise şöyle:

“Çok heyecanlıyım. Şu anda attığımız küçük bir adım olarak görülebilir. Bir ürünümüz satışa sunuluyor. Ancak bizim için, Bademler Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi için çok büyük ve kıymetli bir adım. Eğer küçük üretici ürettiği ürünü dünyaya pazarlayamıyorsa o zaman ürettiğinin değeri mutlaka gerçek değerinin altında kalıyor. Ancak rekabet gücü yükselirse uluslararası alanda rekabet edecek noktaya gelirse işte o zaman üreticinin karnı doyuyor. Ekmeğini ürettiğinden kazanmaya devam ediyor. Bizim küçük üreticiyi ihracatçı yapma hayalimiz başından beri ‘Başka Bir Tarım Mümkün’ hedefinin en önemli noktası. Hakikatten bir karınca yuvası gibi, her yerde çiçeklerin olduğu olağanüstü büyük bir organizasyon. Burası küçük üreticilerin kurduğu bir tesis. O üretici orada yaşayan küçük üretici. Bizde ise tarım büyük ölçekli sanayicinin yapacağı bir iş olarak görülüyor. Tarım büyük ölçekli yapılsın sanayici yapsın gözüyle bakılıyor. Küçük üretici ne yapsın peki? Köyünü bıraksın gitsin, işsizlik ordusuna katılsın, ucuz işçi olsun isteniyor. Böyle bakıldığı için Venezuela’da arazi kiralanmaya çalışılıyor. Oysa görüyoruz. Hollanda küçük üreticiyi bir araya getirmiş dünyaya hükmeden bir mezat alanı oluşturmuş. Dünyadaki çiçek ticaretinin yaklaşık yüzde 50'sini Hollandalılar yapıyor. Küçük üreticiler yapıyor. Kısacası bizim kooperatiflerimiz neden büyümesin? Neden el ele verip dünya pazarlarına katılmasın? O hayali biz gerçekleştireceğiz.  Bu atalık tohumlar binlerce yılda bu bereketli topraklarda yıllarca süzüle süzüle geldi. İzmir’in dağlarında nasıl çiçekler açtıysa, dünyanın her yerinde de İzmir’in çiçekleri açsın istiyoruz. Bunu el birliğiyle yapacağımıza inanıyorum. Biz doğru yoldayız. Biz küçük üreticimizi ayakta tutmak için, doğduğu yerde doysun diye ailesinin geçimini sağlasın diye bu mücadeleyi sürdüreceğiz.” 

BADEMLER’DEN URLA’YA DÖNERKEN…

Bademler’de güzel bir sabahı geride bırakıp Yener Kırmızı ile Urla’ya dönerken Susuz Yaz filminin kareleri geçti gözümün önünden… Necati Cumalı’nın öykülerini geçirdim aklımdan…  1960’ların suya muhtaç Bademler’inden bugün kocaman göletini ortak kullanıp dünyaya çiçek gönderen Bademler’ini düşündüm gülümseyerek…

Urla’da Yener Kırmızı ile kahve içerken Mustafa Bey geldi, bir kahve daha söylendi. ODTÜ kökenli bir gıda mühendisi aşağı yukarı yaşıtım Mustafa Bey. KKTC’den üniversiteye gelip mezun olduktan sonra Türkiye’de kalmış. Yakınları orada. Mustafa Bey ile Kıbrıs’ı, Urla’yı konuştuk. Yarımada’nın ünlü bir yerel markasının dondurmanın topunu 20 TL yapmasını da!.. Nedir bu sahipsizliği ekonominin? Üç kişilik bir aile Yarımada’nın herhangi bir yerinde ikişer top dondurma yerse 120 TL ödeyecek! (Tabii Mustafa Bey ile ODTÜ sohbeti de yaptık; sürpriz yapıp yakında Gerçek Gündem’de kaleme alacağım “ODTÜ’nün İki Mehmet’i” yazımdan da söz ettim kendisine).

Soyer’in de vurguladığı gibi, beyler, siz Venezüela’da toprak derdine düşerken memleketin toprakları bayırlaşıyor. Şekerimizi mahvettiniz! Hayvancılığı öldürdünüz! Dondurmacı da bunları bahane edip üstüne de insafsızlığı koyacak ve dondurmanın topunu daha kimbilir kaç para yapacak?

Bu iktidarın değişmesi şart! Ama gelecek olanın da ne yapacağını bilmesi, insanına sıcak yaz günlerinde ehven fiyatla imrendiği dondurmayı yemesini sağlaması şart. Tarımı, hayvancılığı ayağa kaldırması şart. Bir zamanlar, 50-60 yıl önce övündüğümüz gibi “tarımda ve hayvancılıkta kendi kendine yeten” bir ülke olamaz mıyız? Kanımca bunun koşulları var. Yeter ki bu doğrultuda bir irade olsun, İzmir’e doğru çevirsin kafasını…