Samed Tebrizi: Bu sefer farklı! 'Korkmayın, hep beraberiz'

İran’da devlet mezalimine karşı orijinallik, samimiyet ve cesaret dolu eylemler yapılıyor. Dünya biraz dikkat biraz şaşkınlıkla izliyor. Herkes bu sefer Ortadoğu’da kartların hakikaten yeniden dağıtılabileceğinin farkında.

İran dış politikası güçlü ve dışarıda da aktif bir ülke. İran’daki bir köklü değişim Rusya’dan Çin’e, ABD’ye, bölge ülkelerine birçok ülkeyi doğrudan etkileyecek.

İran devleti kadınlardan çok korkuyor şu anda. En çok onları hırpaladılar. Ne kadar korksalar yeridir. Kadınlar başta bütün halk rejimin üzerine üzerine gidiyor.

Muktedirler güçlü ama çaresiz. Başa çıkması çok zor eylemlerle karşı karşıyalar.  Gençler mesela yolunda yürüyen mollaların sarığına vurarak yere atıyor. İran’da molla olduğunuzu düşünsenize; rejimi temsil etmek kolay. Ama sokakta nasıl yürüyeceksiniz? Karizmanızın uç verdiği yer olan sarığınız her an uçuverebilir.

(Bu sarık meselesi göründüğünden farklı. Kıyafet özgürlüğü kapsamında sinirlenenler oluyor. “Senin mini eteğine ketçap atsalar hoşuna gider mi?” gibi cümleler haklı görünebiliyor. Aynı tartışma İran’da da var. Önce bir bilgi verelim. Orada sarık buradaki gibi kafana göre kullanılan bir aksesuar değil. Dükkana gidip “şu sarığı istiyorum” deyip takamıyorsun. Üniformanın bir parçası ve törenle takılan bir parçası. Dolayısıyla bir temsil gücü var. Ama tam olarak rejimi temsil ediyor da sayılmaz. Çünkü bu sarıklılar rejimin beyaz zencileri. Çoğunun mali durumu bile kötü. Ama en azından şekil itibarıyla mutlak bir temsil gücü olduğu kesin. Eylemlerin etkili olduğu kesin. Bazı sarıklılar sarıksız çıkmaya başlamış. Ve yaratıcı olduğu da kesin. Yarışmaları bile düzenleniyormuş… Kim daha güzel devirdi diye.)

İran çok güzel bir yer, İran halkı çok güzel bir halk. Biraz güleryüz İran’da sofralara, evlere, kalplere giriverir. Coğrafyası, mimarisi, sineması, grafiği, edebiyatı, müziği, muhabbeti, yemeği her şeyi çok güzel. 

Bu güzel memleket, bu güzel halk çok çekti.

Kaçınılmaz sona giden yol başladı. E-posta atılan bir dünyada insanlığın yarısına kafasını örtmeyi emretmenin akıl dışılığı son dönemecine girdi. Benim de içim içimi yiyor. Bütün kalbimle destekliyorum. Umarım başarılı olurlar, İran sokaklarında hep berabere kutlarız.

Samed Tebrizi, evinde kaldığım, yemeğini yediğim, mesafe yüzünden az görüştüğüm ama haberleştiğim bir arkadaşım, İranlı bir entelektüel. Tahran’ın göbeğinde oturuyor. İki güzel yavrusu ve bir harikulade eşi var. 

Aile büyükleriyle de tanışmışlığımız var. Bol komünist yapmış verimli bir aileden geliyor.

Samed, bir yandan onayların göbeğinde, öte yandan kenarında. Çünkü bir yandan da günlük hayatlarını sürdürebilmeleri, faturalarını ödeyebilmeleri gerekiyor.

Tebrizi, “Bu sefer farklı” diyor. “Bu sefer sınıf, etnik köken ve kuşak farkı gözetmeksizin, sanki baştan yaratılmışlar gibi omuz omuza sokaktalar” diyor. Eskisi gibi yoksul kitlelerin veya orta sınıfların değil omuz omuza diyor. Kadınlar sırtlandı götürüyor bu sefer diyor. Ve bu sefer bütün dünyada İranlılar sokaklarda, ünlüler, entelektüeller, diğer halklar da destek veriyor diyor.

Samed’le ilgili daha fazla detay vereceğim. Devrimden sonra. Şimdilik bu kadar. Samed Tebrizi adını ben uydurdum elbette. Behrengi’ye selamla.

Buyrun, size buram buram umut kokan bir söyleşi.

Samed neler oluyor?

Metin bu sefer farklı. İlk kez şehirlerde mahalle mahalle, kasaba kasaba hatta en acayibi köylerde bile yaşanıyor. Mesela Tahran’da oturup protestoların dışında olmak diye bir şey de yok. Muhakkak sürekli karşı karşıya geliyor insanlar.

Teknolojik bir başlangıç yapayım. İletişimi çok merak ediyorum çünkü. İnternet erişimi ne durumda? Senin ve memleketin?

Protestoların ilk haftasında hükümet sabit internetin hızını büyük ölçüde azalttı. Mobil interneti hepten kesti. Sonraki haftalarda düşük hıza sahip sabit internet kesintiye uğramadı. Ancak gösterilerin yoğunlaştığı yer ve saatlerde mobil internet ya kesildi ya da hızı büyük ölçüde düşürüldü. Tabii ki, bu Tahran için geçerli. Küçük yerlerde kriz zamanlarında internet tamamen kesiliyor.

Rejimin bir başka önlemi stratejisi de uygulamaların, sitelerinin, sosyal medyanın kapsamlı bir şekilde filtrelenmesi oldu. Örneğin İran'da Telegram ve Facebook uzun zamandır filtreliydi, ancak bu protestolardan sonra mevcut olan WhatsApp ve Instagram tamamen filtrelendi. Ayrıca insanların haber sitelerini ve sosyal medyayı kullanmak için kullandığı birçok proxy ve VPN de tespit edilerek saldırıya uğradı ve erişim dışı bırakıldı.

Elbette buna mukabil İran halkının da filtrelemeyi aşacak bir bilgi birikimi ve tecrübesi var. Bugün İran'ın tüm bölgelerinde hatta köylerinde küçücük çocuklardan yaşlı kadın ve erkeklere kadar hepsi proxy ve VPN kullanma ustası.

Rejim teknoloji dostu bir İran yaratıyor yani.

Tam olarak öyle.

İnsanlar nasıl örgütleniyor? Ne kadar internetle, ne kadar kendiliğinden?

İran'ın çağdaş tarihi devrim ve baskıyla iç içedir. 1905'teki meşrutiyet devriminden 1950'lerdeki petrol millileştirme hareketine ve 1953 darbesine, 1979 devriminden 2009'daki yeşil harekete ve 2017 ve 2019'daki kitlesel protestolara, bugüne kadar.

Son kırk yılda tüm partiler, örgütler ve sendikalar yok edilmiş olsa da, İran halkı uzun ve zengin mücadele tarihlerine dayanarak her zaman akıllıca örgütlenmenin, kendi kendini örgütlemenin bir yolunu bulabilmiştir. 

Öte yandan, son yıllardaki, açık ve acımasız baskı üzerine gelen dayanılmaz ekonomik kriz insanların sabrını çok zorladı. Her türlü reform yolunun engellenmesiyle birlikte insanlar öfkelendi. 

Bütün bunlardan dolayı çok değişik saiklerle insanlar harekete geçebilir oldu. Mesela sendikal, yerel veya siyasi kurumsal ama sıradan protestolar hızla yaygınlaşabildi. 

Veya üniversiteden başlayıp sokağa yayılabiliyor. Üniversiteden sokağa çıktığı an insanlar kendi başlarına veya küçük gruplar halinde katılıyorlar. Mahallelerde gençler tetikliyor sonra çevre halkı dayanışıyor. Bir bakıyorsunuz yığınlar haline gelmişler.

Örgütlenme genellikle kendiliğinden ve oracıkta oluveriyor. Bireylerin inisiyatifleriyle gelişiyor. 

Sokakta protestolar devam ettikçe daha fazla vatandaş onlara katıldı, kapsamlı hale geldi. 

Hiç kuşkusuz internet, bütün sanal alan insanları bilgilendirmede ve harekete geçirmede çok renkli ve önemli bir rol oynuyor. Protestolar burada duyuluyor, paylaşılıyor ve sokaklara dökülüyor. 

Bir kaç hafta önceki konuşmamızda mutlu olduğunu söylemiştin. Hala aynı enerji var mı? Hayal kırıklığına uğramadın mı?

Korku ve umut el ele verip bütün şehirlerin üzerine çöktü. Rejim sokakları eşitsiz bir savaş alanına çevirdi. Protestocular - 10 yaşındaki çocuklar veya 80 yaşındaki kadın ve erkekler - dövülüyor, kaçırılıyor, tecavüze uğruyor, tutuklanıyor ve aileleri tehdit ediliyor. 

Rejimin mesajı açık: Sokaktaki herkese kesintisiz baskı, şiddet. Ama halkın mesajı da net. En çok duyduğumuz slogan şu: ‘’Korkmayın, hep beraberiz’’. 

Üniversitelerde her gün el ele şarkılar va danslarla kadın ve erkek çocukların güleryüzlü mücadelesine tanık oluyoruz.

Her cinayet ve cenaze töreni, halkın güç gösterme, mücadele ve gösteri alanı haline geldi. 

Sokaklar kadınların gücünü gösterme alanı oldu. 40 gün önceye kadar başörtüsü takmayan kadınlar ‘’ahlak polisini’’ gördüklerinde başka yöne giderlerdi. Bugün gözlerinin içine dik dik bakarak, dimdik ve gururla geçiyorlar. Bu bir ölüm ve yaşam savaşı. Umutsuzluğa yer olamadığını biliyorlar. İnsanlar üzüntülerini öfkeye dönüştürdüler. Ve öfkeyi bir mücadele aracı olarak kullanıyorlar.

Önceki olaylardan, mesela 2009 ve 2018-19 protestolarından temel farkı ne?

İran halkının çağdaş tarihi, hep rejimin tahakküm ve zulmüne karşı mücadele ve direnişinin tarihi olmuştur. Bu mücadeleler, devrimin başlangıcındaki silahlı mücadelelerden, sendikal mücadelelere ve sivil direnişlere ve demokrasi taleplerine kadar farklı biçimlere denendi.

Ama rejimin tepkisi her zaman baskı ve şiddet oldu. 80'lerde solcu savaşçıların bastırılmasından ve 1988'de siyasi mahkumların katledilmesinden, bugünlerde insanların acımasızca bastırılmasına ve çocukların ve gençlerin öldürülmesine kadar hep böyle oldu.

2009 protestolarında orta sınıf ve öğrenciler daha aktifti. Reformist ve merkezci bir hareketti. Coğrafi olarak da kalabalık şehirlerde gerçekleşti. Sistemin içsel kapasitelerini kullanarak taleplerini sunuyorlardı. Bu hareket, emek ve cinsiyet taleplerini temsil edemedi. İçine alamadı ve başaramadı. Daha kötüsü bu hareketin bastırılmasıyla umutlar kırıldı. Değişim olasılığına dair her türlü inanç tamamen yok edildi.

Rejim bu sivil ve öğrenci hareketlerinin tamamen bastırabilmesinden dolayı şımardı. Ne şımarması resmen sarhoş oldu. Bu sarhoşlukla IMF’in neoliberal ekonomi politikalarının geliştirilmesinin, teşvik edilmesinin önü açıldı. Kendi dedikleri gibi, büyük bir ‘’ekonomik ameliyat’’ başlattı.

Bu sefer ayaklanmayı başlatan şehirlerin ve köylerin boş elleri oldu. 2017 ve 2019 protestoları, coğrafi olarak daha çok taşrada oldu. Neoliberal ekonomik politikalara ve yaşamı tehdit eden ekonomik baskılara karşı iktisadi saiklerle gerçekleşti. Bu protestolar yıkıcı, radikal ve lidersizdi. Bugüne kadar popülist politikalar benimseyerek yoksul kitleleri her zaman yanında tutan rejim, hedefine ulaşmak için mazlumun tanımını bile değiştirmiştir. 

2009 ve 2018/2019 yıllarındaki bu iki büyük protesto hareketinin ‘’diktatöre ölüm’’ sloganı dışında hiçbir ortaklığı yoktu. Ve her ikisi de sistemin değişebileceğine olan inancı tüketti. Fakat bu sefer -heyecan verici olan ve farklı olan- hem orta sınıf hem de yoksul kitle beraber sahaya döndüler. 

Buna tepki olarak rejim, protestoları topyekün bastırmayı gündemine aldı. Ayetullah Hamaney bir konuşmasında bugünün Tanrısının aynı 80'ların Tanrısı olduğunu ifade etti ve resmen halka savaş ilan etti. 1988'de İslam Cumhuriyeti hapishanelerinde devrimcilerin katliamında ana rolü oynayan Raisi'nin cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra olanlara gönderme yaparak…

İran’daki durum Türkiye’de sık sık Gezi isyanına benzetiliyor. Bu duruma ne diyorsun?

Evet. Ben de görüyorum, duyuyorum bunları. İlgisi yok. Gezi’ye benzeyen 2009’daki eylemlerdi. Bugün toplumun her katmanından katılım var İran’da olaylara.

Bir de Mehsa Amini var tabii. 

Mehsa (Jina) Amini hükümetin başörtüsünü uygunsuz bulduğu için tutukladığı ve öldürdüğü bir genç Kürt kadını. Mehsa’nın polis nezaretinde öldürülmesi tüm ülkeyi şok etti. Yas törenine çok kişi katıldı. Kürt kadınları başörtülerini çıkarıp el salladı. "Kadın, Yaşam, Özgürlük" sloganı atıldı. Devrim Kürdistan eyaletinde ateşlendi. Kürtlerin derin bir mücadele ve devrim geleneği ve tecrübesi var. "Kadın, Yaşam, Özgürlük" sloganı ve başörtülerinin şehirden kaldırılması hızla ülke geneline yayıldı.

Bu cinayet birdenbire kitlelerin öfke volkanını harekete geçirdi. "Kadın, yaşam, özgürlük" sloganı devrimin manifestosu oldu ve "Birlikte olmazsak birer birer öldürüleceğiz", "Tahran'dan Kürdistan'a, İran için canımı feda ederim" ve "eşitlik, özgürlük ve seçimli hicap’’ önemli sloganlar oldu. Bu sloganların her biri, halkı bir bütün olarak "özgürlük ve kurtuluş" arzusu etrafında birleştirebilecek kapasitelere sahiptir. Sınıf, etnik köken ve kuşak farkı gözetmeksizin, sanki insanlar yeniden yaratılmış gibi birlikte hareket ediyorlar. İnsanlar sokakta birbirine kuvvetle bağlanıyor ve haykırıyor. Bu hareket, 1979 devriminden sonra hızla en yaygın siyasi-toplumsal protesto haline geldi.

Bu protestoların ne kadar süreceğini düşünüyorsun? Ne olacak bu işin sonu?

1979 devrimi ile kıyaslandığında, o döneme benzer şekilde protestoların İran coğrafyasının tamamına yayıldığı ve her kesimden insanı kapsadığı söylenebilir. Benzer şekilde, her şehidin cenaze eylemler devrimi protestolara yeni bir soluk getirmişti. Bu kırk yıldan sonra ilk kez yurtdışındaki İranlılar dünyanın her yerinde kitlesel gösteriler düzenlediler. 

Bölge halkı ve dünyanın dört bir yanındaki sanatçılar ve aydınlar, halk devrimi ile dayanışmalarını dile getirdiler. Daha gidilecek çok yol var. Genel ve kapsamlı grevler zaferin anahtarıdır. Rejimin sonu hakkında kesin konuşmak henüz mümkün değil ama sonunun başladığı söylenebilir.

Başarı gelirse… Sonra ne olacak? Sonuçta merkezi bir örgütlülük yok. Daha kötü bir şey olacağından korkmuyor musun?

Bu devrim sadece siyasi bir devrim değil. Amaç, tam olarak İslami sistemin başlangıcından beri yok etmeye çalıştığı şeyi geri kazanmaktır: Yaşam, mutluluk ve özgürlük. Rejim ilk gün kurulduğundan itibaren kadınlara hicap dayattı. Ve kendini kadın bedenini kontrol ederek var etti. Yaşam, mutluluk ve özgürlüğü geri almak için kadın mücadelesinden daha sembolik ve önemli bir şey var mı?

Bu harekete, kadınlar başladı ve tam olarak bu tahakküme yönelikti. Ancak hızla, kadınların ezilen bir cinsiyet sınıfı olarak ezilmesini, etnik ve sınıfsal baskılar dahil olmak üzere tüm diğer baskı biçimlerine bağlamayı başardı.

Bu hareket, "Kadın, Yaşam ve Özgürlük" manifestosu etrafında birleşerek farklı kuşaklardan ve farklı mücadele kayıtlarıyla tüm ezilen halkları birbirine bağlayabilmiştir. Hepsi birbirleriyle bağlantılı olarak bugün kurtuluş ve özgürlüğü deneyimleyen insanlar bunlar. 

Bugün pek çok kişi diğeriyle aynı şeyi istiyor. Ve bu müthiş bir bağlantı. Bu bütün ülkelerin tarihi için büyük bir olay. Sokaklarda "Kral ya da Ayetullah, zalime ölüm" diyenler, bu şekilde özgürlük ve yaşam için canlarını feda eden ve kurtuluşu birbirleri ile birlik içinde yaşayan bütün bu insanlar zafer durumunda yeni bir hayat kurmaya hazır olacaklar mı? Yoksa tekrar başka bir zalime boyun eğmek mi? Buna tarih cevap verecektir.