“Çalıyor ama çalışıyor”dan “çalar tabii herkes çalıyor”a nasıl geçildi hiç anlamadım.

Videoyu seyretmeyen kalmamıştır. Belli ki pazarcı esnafı bir adam özetle şöyle dedi: “Elimi kessen Erdoğan’dan başkasına vermem. Ne yaptıysam son 20 yılda yaptım. Neyini çalıyor? Herkes çalıyor. Ben de vergi kaçırıyorum. 100 kişiden 20’sine ancak fiş kesiyorum. Çalmayan var mı?”

Bombayı sonda patlatıyor: Dürüst olalım!

İnsanın Azer Bülbül gibi titreyerek yazası geliyor. Bu kadar konsantre bir konuşma olamaz. Sadakat var, hırsızlık var, dürüstlük var, iktisat ilmi ve aksiyon var, samimiyet tavan… 

Mizah dersen karası pembesi gökkuşağı mübarek: “Neyini çalıyor” diye girip, “Herkes çalıyor” diye gelişip “Dürüst olalım”la sonuca bağladı yahu.

VİDEODAKİ ESNAF

Videodaki esnaf AKP’li de değilmiş. MHP’liymiş. Zaten bu vergi kaçıranların genellikle benim çevremden çıkmıyor olması tesadüf değil. Arabasından kolyesine künyesine bünyesine her köşesini bayraklarla sembollerle dolduran insanlar arasından çıkması hiç tesadüf değil.

Zerre kadar bilimsellik taşımayan araştırmalarıma göre bütün milliyetçi mukaddesatçı idamcı devletine aşkla bağlı insanlar arasında aşırı yaygın bu vergi kaçırmak. Onlar muhtemelen kendilerini babasının cüzdanından yürüten ergenler gibi görüyorlar. Ama öyle değil. İnsan öncelikle her fırsatta ölürüm diyecek kadar çok sevdiği bir yüce şeyin sözünü dinler. Nitekim devlet millete arabanızı sembollerle doldurun her köşeye bayrak yerleştirin maçlarda Putin diye bağırın demiyor ki… Vergi verin, askere gidin diyor. 

(Benim gibi günü gününe vergisini yatıranlar ve her vergi affında cezalandırılanlar da devlet sevdiği için değil katakulli sevmediği için yapar bunu ayrı mesele.)

SEZAR’IN HAKKI

Adamın temel argümanı 20 sene kirada oturduktan sonra refaha ermiş olmak. Bunun AKP sayesinde olduğu çok doğru değil. Dünyadaki likit bolluğu sırasında Türkiye’de de orta sınıf genişledi. Tüketim arttı. Ama likit bu. Düzgün tutamazsan akıp gidiyor. Bugün olan da o akış gidiş zaten. Esnaf bu akıp gidişi vefa ile; “bak ne biçim kalabalık şuralar”la kompanse etmeye çalışıyor. Hakkıdır. Ben zaten niye üzerime vazife olmayan açıklamalara giriyorum böyle. Aslında niyetim bir parça destek çıkmak adama.

Çünkü videodaki esnaf hepten haksız değil. Kendi çalıyorum diyor ama bence hırsız da değil. Bir kere adam pazarcı. Sokakta oğluyla nafakasını çıkarmaya çalışıyor. Bırakın fiş kesmemeyi vergiden hepten muaf olsa kim ne kaybeder?

Kaldı ki evet çok yaygındır vergi kaçırmak. Hatta “Fiş almazsam kaça olur” cümlesini tanıyan herkes vergi kaçırmıştır diyebiliriz. Daha ileri götürüp mutlak dürüst yaşamanın imkansızlığını ispatlayabiliriz. İşleri bütünüyle kitabına uygun yapmak için bile arada bir kitabından uzaklaşmak gerekebilir.

“OĞLANIN ÖDEVİNİN ÇIKIŞINI ALMAK”

Hırsızlık faaliyeti algı olarak da acayip. O yüzden tanımlaması çok kolay değil. Ben çocukken (benim nedense değil) ama çocukların kalemlerinin yarısında Devlet Malzeme Ofisi yazardı. Çocuğunun ödevinin çıkışını ofisten almak, taksi fişini yüksek istemek; bunlar çok yaygındır.

Bunların hepsi temel olarak hırsızlık. Ama öyle algılanmaz. Hatta deney yapılmış. Sürekli çalınan ofis gereçlerinin üzerine küçük bir bozuk para yapıştırılmış, kimse ellememiş. 

Bir ofiste ortalığa 20 lira bırakın, çalınması olasılığı çok düşüktür. Ama 20 liralık bir malzeme bırakın. Olasılık çok yükselir.

Bunları hırsız lafını çok kolay kullanmamak gerektiğini düşündüğüm için söylüyorum.

HARAM LOKMA

Hatırlar mısınız “çalıyor ama çalışıyorlar” devrinde bir “haram lokma” retoriği vardı. “Çocukken bir erik çalmıştım, hala dişim kamaşır, aklıma gelir o hırsızlığım, utanırım” diyen ve aklını yitirmemiş bir arkadaşım bile çıkmıştı.

Ne oldu da o retorik demode oldu?

Sanırım iyice alışıldı. Zaten saçmalıktı. Haram lokma konusunu herhangi bir dinin yahut kanunun da ağaçtaki erik düzeyine indirmemesi gerekir bence.

Zaten hırsızlık ama hangi hırsızlık?

15 yaşındaki ergen korsan siteden Warner Bros filmi seyretmiş helali hoş olsun. Beriki bloğuna Erdil Yaşaroğlu karikatürü koymuş, koysun.

Canı baklava çeken çocuk baklava çalar. O baklavanın sahibi de zaten canı baklava çeken çocuk görürse baklava ikram eder. Normal hayatın böyle işlemesi gerekir. 

Eşyanın bu şekillerde yer değiştirmesi haline er ya da geç hırsızlık dışında bir kelime bulunacaktır.

HIRLI HIRSIZ AYRIMI

Büyük komünistler Deniz Gezmiş de Mahir Çayan da aziz Jean Genet de hırsız. Dolandırıcı Sülün Osman’dan Reza Zarrab’a, boş beleş ihale kapan inşaatçıya hepsi bir şekilde hırsız. 

Bunlar bir mi hakikaten? 

Jean Genet’nin meşhur Balkon isimli tiyatro eserinden, kostüm: Mariona Sala

Ayakkabısı delik diye ayakkabı çalan insan hırsız ama zevk için uzaya giden Jeff Bezos’tan Beşli Çete’ye herkes çalışmış da kazanmış. Olacak iş mi?

“Çalışmış da yapmış” diye bir şey yok. Ticaret temel olarak A liraya edindiğini A+5 liraya satıp 5 liraları kendine ayırma faaliyetidir. Biraz şuur bir de Excel yardımıyla herkes yapabilir. Bundan batmamak, intihara sürüklenmemek, tersine zengin olmak konjonktür, çevre, zamanlama, şans gibi bir yığın faktörle ilgilidir.

İş kurmayı, iş yapmayı küçümsemiyorum. Nasıl küçümseyebilirim, küçüklüğümden beri çeşit çeşit iş kurdum. Ticaret ve kötü giden ticaretin en büyük intihar sebeplerinden birisi olduğunu da biliyorum. Temel olarak şunu söylüyorum ben: Zenginler fakirlerden daha özel insanlar değildir. Zenginler genellikle tesadüfen yahut miras yoluyla zengin olmuş insanlardır. Fakirler genellikle tesadüfen yahut miras olmaması sebebiyle fakir olmuş insanlardır.

Hepimiz insanız. Hiçbirimizin imtiyazı yok. Zengin olmak hele asla bir imtiyaz olmamalı. Hatta makul bir noktadan fazla zengin olmak mümkün olmamalı. Evet servet düşmanıyım. Birisinin ayakkabısı delikken öbürünün uzay gezisine çıktığı bir dünyada o öbürü hiçbir şey çalmamışsa da hırsızdır. Bu yaptığından utanç duymalıdır. İnsanlar onu ayıplamalıdır. Keza o şekilli arabalara çok katlı yatlara binenleri de. 

Abramoviç’in yatını gördüm, içinde scooter’la gezmen gerekir. O dev şey bir kişinin hem de. Tıpkı bizim gibi yemek yiyen çiş yapan ve atmosferde yaklaşık olarak bizim kadar yer kaplayan bir kişinin öyle bir dev şeye (hem de birden fazla hem de tek başına) sahip olması akla, çevreye, bu hayatta saygı duyulabilecek her ne varsa hepsine aykırıdır. Yüzen terbiyesizlik. Devrimden sonra yüzen üniversiteler yapacağız hepsini inşallah.

ROMANTİZM

Romantik miyim? Hayır. Gerçekler bu kadar dümdüz söylenince kulağa romantik geliyor olabilir. Ama romantik filan değilim. Bu adaletsizliğin servis sağlayıcılarının yaptıklarına daha kötü bir kelime bulamadığım için kibarca hırsızlık diyorum.

Ama tabii kanunlar benimle aynı fikirde değil. Banka sahibi, yöneticisi, iş insanı, ihaleci başları filan barış içinde sakin sakin bankayı, devleti, süzer, kazandığıyla yatlar katlar alır bu hırsızlık olmaz. Deniz Gezmiş, Mahir Çayan soyar ve tek kuruşunu kendisi için harcamaz hırsızlık olur. Yok öyle yağma. Banka soymak serbest bırakılsın demiyorum. Bütün bunlar daha şuurlu değerlendirilsin diyorum.

Bonnie ve Clyde’a yalvarsan Demirören’in Ziraat Bankası ile kurduğu sofistike ilişkiyi kuramaz. Beceremez. Demirören Ziraat Bankası’nı soydu mu bilmiyorum. Ama Ziraat Bankası’nın soyulması gerekiyorsa Bonnie ve Clyde gider dümdüz soyardı. Çevreden dolanmazdı.

Bonnie ve Clyde’ın hastasıyız.

 

Metin Solmaz

1969’da doğdu, Ankara’da büyüdü. 1990’larda dört sene Ankara Radyo Arkadaş’ta radyoculuk yaptı. 1990 yılından bu yana yazılı basında ve muhtelif internet sitelerinde yazıyor. siberalem.com, idefix.com, Anason İşleri ve Overteam New Media kurucularındandır. Kitapları: Kenardaki Milyonerler (1992, Korsan), Rock Sözlüğü (1994, Pan) Türkiye’de Pop Müzik (1996, Pan), Türkiye’ye Ait 100 Büyük Yanılgı (2015, Ağaçkakan), Erken Adam Hikayeleri (2016, Pan), 100 Ne Olacak Bu Memleketin Hali (Hazırlayan, 2016, Ağaçkakan), Mehmet Teoman - Anılar saçılmış odaya, her yere (2021, Anason İşleri Kitapları).