Gültekin Uysal, 2007’de, ANAP ile o dönem genel başkanlığını Mehmet Ağar’ın yaptığı DYP’nin DP çatısı altında birleşerek seçime girmesine yönelik projenin, aday listelerinin kesinleşmesinden hemen önce çökmesine atıf yaparak, “Herkes CHP ve MHP’ye çekilen operasyonları konuşuyor ama, barajın çökmesinin Türkiye’ye yapısal olarak ödettiği maliyeti uzun yıllar Türkiye telafi edemez” ifadesini kullandı.

İktidarın “Ekonomik kurtuluş savaşı” söylemini “Laf salatası” olarak değerlendiren Uysal, Ağar ve DP Genel Başkanlığı’nı yaparken AKP’ye geçen Süleyman Soylu’yu isim vermeden eleştirerek, “Başka tercih yapanlarla ilgili partinin, hala bütün olumsuzluklara rağmen mücadele veren insanların öfkesi var. O gidenlerin hiçbirinin kamuoyuna önüne çıkıp söz söyleme salahiyeti kalmadı. Çünkü öyle bir vebale ortak oldular” diye konuştu. Devri sabık yaratacaklarını vurgulayan Uysal, “Ortada suç varsa cezası da olacaktır” düşüncesini dile getirdi.

DP Genel Başkanı Uysal, parti genel merkezinde, T24 Ankara Temsilcisi Gökçer Tahincioğlu ve T24 muhabiri Eray Görgülü’nün sorularını yanıtladı.

Uysal, dönem dönem tartışılan, DP’nin Cumhur ittifakı ile temas kurduğu, kurabileceği iddiaları için, şöyle konuştu:

“Böyle hiçbir düşüncemiz olmadı, çok net. Bir şahıs partileri vardır bir de partiler vardır. Burası bir parti. Bizim gibi geçmişi olan partilerin, 70 yılı aşan, CHP de öyledir, hissedarı çoktur. Genel başkanlar, partinin üst kurulları elbette kararlar alırken yetkiye sahiptir ama sınırsız bir yetkiye sahip değildir. Neticede biz çok kategorik olarak bugünkü iktidarın sadece bugününü değil, 3 Kasım 2002 tarihinden itibaren karşımızdaki zihniyeti tanıyoruz. Birilerinin öyle onlara bu güruhtan demokrasi şampiyonu çıkarmak için alan açtıkları dönemlerde bile bunların demokrasiyi konjonktürel bir program olarak gördüğünü, demokrasi ve hukuk onların lehine işliyorsa kabullendiklerini, işlemiyorsa hiçbir şekilde bu kavramlara sadakati ve inancı olmadığını söylüyorduk. O gün de teşhisimiz oydu, bugün de bu. O açıdan kapılarımızı da hiçbir zaman ahbap çavuş ilişkileriyle esnetmek gibi niyetimiz yok.

"İKTİDARIN HEYULAYA DÖNÜŞMESİNE KATKIDA OLANLARLA HESAPLAŞILACAK"

Bugün Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en büyük siyasi ve iktisadi buhranını yaşıyor, bunu yaşatanlara karşı tarih önünde sorumluluğumuz var. Bu zaman dilimi içerisinde bu iktidarın bir heyulaya dönüşmesi noktasında katkı sağlayanlarla ilgili de toplum, eninde sonunda bir hesaplaşma yapacaktır. Tarihimizde fetret dönemleri vardır. AK Parti dönemi de cumhuriyetin fetret dönemidir. O açıdan ısrarla ifade ediyoruz. Devri sabık yaratacağız. Hem siyasi hem de hukuki olarak ortada bir suç varsa bunun mutlaka bir cezası olacaktır. Yapanın yanına kar kalırsa bundan sonra başkalarının da tevessül edeceği bir süreç olur. Türkiye’nin en büyük meselesi bir iklim değişikliği meselesi, bunun da en büyük kaldıracı iktidar değişikliği.

"MEKSİKA SINIRI GİBİ SINIR ÇİZMİŞ, ÖTESİNDE HER ŞEY MUBAH"

İktidar, siyasete çok düşük profilli bir yerden bakıyor. Herkesi tırnak içinde satın alınabilecek aktörler, figürler olarak görüyor. Çünkü Meksika sınırı gibi bir sınır çizmiş. Bu sınırın öte tarafına geçtiğinizde her şey mubah. Günah bile yok orada, ona da yetki almışlar. İktidar operasyonel kiralama yaptı. FETÖ’cülerden bu iktidara kalmış bir mirastır. Bir merkez sağ figürü lazımsa, eski bir ülkücü MHP’li figür lazımsa, sol liberal bir figür lazımsa onu partiye getiriyor. O gidenlerin hiçbirinin kamuoyuna önüne çıkıp söz söyleme salahiyeti kalmadı. Çünkü öyle bir vebale ortak oldular. Diyelim en asgarisinde iyi niyetle yaptılar. Bugün Türkiye’nin yaşadığı bu buhran dönemine böyle bir değirmene su taşımış olmanın kendilerine yüklemiş olduğu bir sorumluluk var. İster istemez onlar da bugün inandıklarını, düşündüklerini dillerini ısırarak söylemek zorunda kalıyorlar.”

"HELALLEŞME ÇAĞRISINI DEĞERLİ BULUYORUM"

Uysal, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun helalleşme söylemini nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine, şu yanıtı verdi:

“Sanki hiç hesap sorulmayacakmış gibi yorumlara da neden oldu. Ben öyle düşünmüyorum. CHP, Türkiye’nin kurucu partisi. İktidarın cumhuriyetle Osmanlıyı rekabet ettirmek gibi çarpık tarih okumaları var. Toplumsal önyargıları minimize etmek çok kolay değil. Önümüzdeki süreç, en uzun seçim sürecimiz olacak. Bu süreç içerisinde belki Türk demokrasisinin en zor sınavı önümüzdeki süreç. İktidarın ‘kaybedersek başınıza o gelir, bu gelir’ diyerek kendi kitlesini konsolide etmek için CHP’ye husumeti yönelterek kemikleştirmek gibi gayreti var. Her sektörün piyasa yapıcı bir kurumu olur. Bugün muhalefet hüviyetiyle, tarihsel kimliğiyle gördüğü çok önemli bir vazife var. Muhalefet, yerel seçimlerde çok önemli bir değişime vesile oldu, kitlelerin bir özgüven kazanmasına iktidar karşısında başarılı olunabileceğine dair ümitlenmesine imkan sağladı. O açıdan ben Kemal Bey’in söylemini önemsiyorum. Bu manada kabuk bağlamış yaraları deşerek değil, tarihi bugünün kavgasına cephane yaparak değil, Türkiye’nin hiçbir şekilde değiştirip dönüştüremeyeceği dünkü meseleleri üzerinden değil her şekilde inşa edebileceği gelecek tasavvuru üzerinden bir siyasal rekabete ışık tutması açısından da çok değerli buluyorum.”

"MİLLET İTTİFAKI İÇERİSİNDE ÜLKEYİ BU SÜREÇTEN ÇIKARMAK İSTİYORUZ"

Uysal, “Siz ittifakların neresinde olacaksınız?” sorusunu da şöyle yanıtladı:

“Bizim iktidara karşı tutumumuz belli net. Yüzde 50+1 dengesi zaten siyasi partileri iş birliği yapmaya mecbur ediyor. Sınırsız yetki, sıfır denetim mekanizması içerisinde sistem adı altında keyfi bir rejim kuruldu. İpin koptuğu kontrolsüz noktaya geldi. Sabah kalktığımızda televizyonları açmak istemiyoruz açıkçası sorumluluk duyan insan olarak. Hukukta sebepsiz zenginleşme var, bugün yaşadığımız da sebepsiz fakirleşme. Bunun sorumlusu iktidar. Durduğumuz yer, Millet İttifakı içerisinde salimen en az maliyetle milletimizin bu sürecin içerisinden çıkarılabilmesini kolaylaştırmak amacıyla katkı sağlamak. Ama özelde ben Türkiye siyasetinde olmazların ortaya çıktığı kanaatindeyim. Uçlara kaymış, mahallelere hapsolmuş siyasetten yeniden Türkiye’nin işleyen demokrasi düzenine kavuşturulması gerektiğine inanıyorum.”

"KRAVATLI SOYGUN SÜRECİ YAŞANIYOR"

Uysal, iktidarın “ekonomik kurtuluş savaşı” söylemi için de şunları söyledi: 

“Deyim yerindeyse bir laf salatası. O kadar çok kavramların içini boşalttılar ki. Bir yandan mandacı ekonomistler diyeceksin, bir yandan Türkiye’de uyguladığın tercihlerle Türk varlıklarını ucuzlatacaksın. Bu modern mandacılıktır, o açıdan iktidar çelişki içerisinde. Artık bu söylem tükendi, karşılığı da yok. Bir kravatlı soygun dediğimiz süreçle resmiyeti ayarlanmış bir yağma süreci ile beraber ülkenin kaynaklarını tüketti.

"20 YILDA YAPAMADIĞI NEYİ YAPACAK?"

Bu millet Erdoğan’a bir 5 yıl daha verse 20 yılda yapamadığı neyi yapacak? Sadece iktidara destek verenler değil, 84 milyon her zaman devletinin yanındadır. Ama o devlet Türkiye Cumhuriyeti devletidir, o devlet AKP’nin bir parti devletine dönüştürdüğü devlet değildir” 

Uysal, “En uzun seçim süreci dediniz. Olağanüstü şeyler bekliyor musunuz?” sorusunu da şöyle yanıtladı:

“Türk tarihinin yaşadığı en büyük travmalardan birisi bu dönem. İktidarın bir stratejisi var. Muhalefeti kriminalize etmek için birtakım hadiseler olsun, sokağa yansısın. Kolluk gücü, yargı, istihabarat mekanizmasıyla beraber toplumu ürkütelim. O kadar çok su aldı ki bu havuzdan artık bu problemleri çözme durumu yok. Bu çürümüşlüğü, bu yapılan yanlışların üstünü örtemezsiniz. Uzun dönemli iktidarları değiştirmek çok kolay olmamıştır. Bugün Erdoğan, ölmemek üzere dünyaya geldim, gitmemek üzere iktidar oldum anlayışı içerisinde. Çok riskli bir süreç. Muhalefet şu ana kadar dikkatle sağduyu içerisinde yürütüyor bu süreci.”

"2007'DE HEDEF 367'Yİ TEMİN ETMEKTİ"

Uysal, 2007 yılında Demokrat Parti ve ANAP arasında yaşanan, son dakikada çöken ve AKP’nin de sandıktan güçlü çıkmasına zemin oluşturan süreçle ilgili olarak, şunları kaydetti:

“Bugünkü siyasi tabloya gelinen süreçte iki aşama söz konusu. Birincisi 2002 seçimi, ikincisi de 2007’deki bizim de içinde olduğumuz birleşememe sancısı. Aslında 2007, hele hele bugünden geriye doğru gittiğimizde buradaki başarısızlığımızın Türkiye’ye yapısal olarak ödettiği maliyeti uzun yıllar Türkiye telafi edemez. Herkes MHP’ye, CHP’ye çekilen operasyonları konuşuyor. 2007 yılında birleşme olsaydı en asgarisinde yüzde 13’ler 15’ler 17’ler mümkündü. Ben o zaman genel başkan yardımcısıydım. Temel sebebi bu FETÖ dediğimiz yapı, AKP’yi de aşan bir şekilde kendine göre bir tasavvuru vardı. Anayasal mimari, özellikle yüksek yargı, HSK, Anayasa Mahkemesi, referanduma bile ihtiyaç duymadan 367’yi TBMM’de temin etmek. O açıdan üçüncü bir yapıya Meclis’te yer yoktu. İkinci yapı CHP’ydi. Tırnak içerisinde ifade edersem, şeytan taşlar gibi onu karşıya dikmek, hem sistemin meşruiyetini sağlamak, hem milliyetçilik teorilerinde vardır bir kurucu öteki, kendiniz bir ötekiye referansla tanımlarsınız. Öyle bir fonksiyon gördü. Bu oyun, 2015 yılı 7 Haziran’ında değişti. Kemal Bey, laiklik elden gidiyor, rejim elden gidiyordan daha ziyade asgari ücret gibi, emeklilere maaş gibi, sosyal kesimler gibi ekonomik vaatlerle önemli strateji yürüttü.”

"ESKİ GENEL BAŞKANLAR İÇİN ÜZÜNTÜMÜZ VAR"

Uysal, Soylu, Ağar gibi eski genel başkanların halen DP teşkilatı içerisinde etkili oldukları ve zaman zaman müdahale çabasına girdikleri iddiaları için de şu değerlendirmeyi yaptı:

“Üzüntümüz var. Kendilerini uzun süre omuzunda sırtında onların başarıları için çalışmış partinin tabanının teşkilatlarının bugün eski genel başkanlarının farklı farklı tutum davranış sergiliyor olmasından dolayı ciddi üzüntüsü var. Bu bir partinin başına belki de gelebilecek en büyük krizlerden birisi. Ama Türkiye’nin son 20-25 yılda yaşadığı bir alt üst oluş var. Payına en fazla düşen de merkez sağ gelenek oldu. Ama bugün partimizin kurulları belli, nefes sahası belli, kendi tercihlerini etkileyecek eski lider ve lider kadrolarının parti üzerinde gölgesi olmadı, olmaz da zaten. Bu parti ona müsaade etmez. Öyle bir çaba da yok. Bu aidiyet sahasından kopup başka tercih yapanlarla ilgili partinin, hala bütün olumsuzluklara rağmen mücadele veren insanların öfkesi de var. Bu süreçte bizim geleneğin içerisinde olan, bunun dışında kürsü bulamamış siyaset yapmak isteyen pek çok önemli aktör de var. Bir siyasi geleneğe proje yapsanız bundan daha kötüsü olmazdı. Çok kırılma yaşadığımız dönemler oldu. Netice itibariyle siyasi partiler nasıl doğmuşsa öyle devam eder. Bütün hedefimiz sadece bir geçmişe dair referanslarımız değil, yarına dair ülkeyle ilgili salim bir akla her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Tarihsel kimliğiyle de referandumdan itibaren CHP’yle yürüttüğümüz ortak paydaları çok önemsiyoruz. Durduğumuz yer çerçeve belli. Birkaç aylık yenilenme sürecinden sonra da DP, kendini yenilemiş olarak daha gür bir sesle sahada olacak.”