Faik Öztrak: Milletin payına askıda kuru ekmek, yandaşların payına milletin kesesinden ballı börek…

CHP Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bMYK gündemiyle ilgili Basın Toplantısı gerçekleştirdi. Öztrak gündeme dair açıklamalarda bulundu.

Faik Öztrak: Milletin payına askıda kuru ekmek, yandaşların payına milletin kesesinden ballı börek…

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, MYK gündemiyle ilgili Basın Toplantısı gerçekleştirdi.

Öztrak, "Son altı aydır iş göremez hale geldiği için, İş gücü piyasasından çekilen yurttaşlarımızın sayısı, 1 milyonun üzerinde artıyor. Bu, iş gücümüz üzerinde, pandeminin yıkıcı etkisini de gösteriyor. Peki, Saraydakilerin bunlardan haberi var mı? Hayır! Çünkü Saray’da oturanların keyfi yerinde… Onların evlerine üçer beşer ballı maaşlar giriyor. Sarayın yandaş havuz müteahhitleri, Dolarlı, Avrolu garantili projelerden paralarını Tıkır tıkır tahsil ediyor." ifadelerini kullandı.

Faik Öztrak'ın açıklamalarının satır başları şöyle oldu:

Demokrasilerde en temel haklardan biri, Halkın doğru haber alma hakkıdır. Millet yasama, yürütme ve yargı organlarını, “Haber alma hakkını” kullanarak denetler. Basın özgürlüğünün olmadığı bir yerde, İfade özgürlüğü de olmaz. Bu nedenle özgür basın, Vatandaşların gözü, kulağı ve sesidir.

Çağdaş demokrasilerde medya, Kuvvetler arasında, En önemli denge ve fren sistemlerinden biridir. Bu nedenle de “dördüncü güç” olarak tanımlanır. Dün, Çalışan Gazeteciler Günü’ydü. Ucube tek adam vesayet rejimine geçildikten sonra,

Özgür basın üzerindeki baskılar hızla arttı. Türkiye, 180 ülkenin değerlendirildiği Basın Özgürlüğü Endeksi’nde, 2020 itibariyle 154. sırada. Kongo bu ligde bizim dört sıra üstümüzde. Rakiplerimiz Brunei, Ruanda gibi ülkeler.

2020’de de gazetecilerimiz, Ciddi baskılarla, karşı karşıya kaldı. 68 gazeteci 2021’e cezaevinde girdi. Geçtiğimiz yıl gazeteciler 479 kez hâkim karşısına çıktı. 78 gazeteci gözaltına alındı, 25’i tutuklandı. Basın ve yayın organları da sarayın istibdat rejiminden Paylarını aldı.

Televizyon ekranları RTÜK tarafından karartıldı. Saray’ın istediği gibi yayın yapmayan gazetelerin resmi ilanları Basın İlan Kurumu tarafından

Hiçbir hukuki dayanak olmaksızın kesildi. Yeni bir televizyon kanalı, Saray, yayın politikasını beğenmediği için, 26 günde yayın hayatını bitirdi. Hazine ve Maliye Bakanı damat, Sosyal medya üzerinden istifa etti. Baskılara direnebilen birkaçı hariç, Yazılı ve görsel basının büyük kısmı, Saraydan icazet çıkmadığı için Bu haberi veremedi. Millet 27 saat boyunca,

Buhran içindeki ekonominin başında Kimse var mı, yok mu öğrenemedi. Basına baskı, Darbe dönemlerini bile mumla aratacak düzeye ulaştı. Ama tüm bunların müsebbibi olan Saray, dün çıkmış; “Basın özgürlüğünden vazgeçmeyiz” mesajları veriyor… Tam bir “kara mizah!”

Genel Başkanımız dün, Sadece bu konuya yönelik, bir basın toplantısı yaptı. Gazetelerin sahiplik yapısından, Gazete dağıtım şirketlerine, RTÜK ve Basın İlan Kurumu’nun yapısından, Gazetecilerin yargılanma usulüne kadar pek çok alanda, Basın özgürlüğünü, Haber alma hakkını korumak için yapılacakları içeren; “Medya Özgürlüğü İçin Asgari 10 Koşulu” açıkladı.

Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında, Bu ilkelerin tamamını hayata geçirmeye kararlıyız. Değerli Basın Mensupları, Demokrasiyi hiçbir zaman içine sindiremeyen, Demokrasiyi amaca giden yolda, “Vakti gelindiğinde inilecek bir tramvay” olarak gören,

Yalanı doğru gibi anlatıp, Toplumu kutuplaştıran popülist siyasetçiler, Tüm dünyada demokrasiye ciddi zararlar veriyor. Demokrasinin imkân ve araçlarını kullanarak Demokrasiye büyük darbeler vuruyorlar.

En son ABD’de yaşanan olaylar, Seçimi kaybeden popülist bir siyasetçinin, Koltuğunu bırakmamak için neler yapabileceğini, Ne kadar ileri gidebileceğini tüm dünyaya gösterdi.

Son 10 yılda, Sorunları çözmek yerine, kaşıyıp, istismar eden, Yalanı doğruymuş gibi anlatarak oy devşiren Popülist siyaset tarzı, Dünyanın her yerinde kutuplaşmayı, ayrışmayı derinleştirdi.

Popülist siyasetin kutuplaştıran zehirli diline En aşina ülkelerden biri de biziz. Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan, AK Parti Genel Başkanının, Birine ya da birilerine hakaret etmediği tek bir gün yok.

Saray gibi düşünmeyen herkes terörist… Saray; Bu ülkede gazetecileri terörist ilan etti. Nobel ödüllü edebiyatçılarımızı terörist ilan etti. Soğan deposu sahiplerini terörist ilan etti.

Elinde doları, avrosu olan vatandaşlarımızı terörist ilan etti. Anayasa referandumunda “Hayır” oyu verenleri terörist ilan etti.

Mahalli İdare seçimlerinde, Millet ittifakına oy veren yurttaşlarımızı terörist ilan etti. Şimdi de Boğaziçi Üniversitesi’nde

Rektör atamasına tepki gösteren öğrencileri terörist ilan ediyor. Bu gidişle bu ülkede, Terörist iftirasına muhatap olmayan kimse kalmayacak.

Bu ülkenin geleceği üniversiteli gençlerimizi, Terörist ilan edeceğinize, Bir de dinlemeyi deneseniz? Gençlerimiz, neden okuyacakları üniversiteye Bu şekilde rektör atanmasına karşı çıkıyor? Onlara haksız yere terörist diyerek itibarsızlaştırmaya çalışmak yerine, Taleplerine kulak verseniz ne çıkar? Tepesine çıktığınız kibir kuleleriniz mi çatlar?

Peki, milletin en az yarısına bu ağır iftiraları atan, Milletini “terörist” diyerek bölüp parçalayan kim? Anayasamıza göre; Milletin bölünmez bütünlüğünü korumaya, Hukukun üstünlüğüne, Ve demokrasiye bağlı kalacağına, Görevini tarafsızlıkla yerini getireceğine, Namusu ve şerefi üzerine yemin eden,

Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan, AK Parti Genel Başkanı. Peki, bu yeminin gereğini yerine getiriyor mu? Ne gezer… Partisinin kongrelerine katılıyor.

Muhalefete, muhalefet liderlerine ağzına geleni söylüyor. Sonra da “Sözde Cumhurbaşkanı” denince alınıyor. Bugün bu ülkede ciddi bir devlet krizi yaşanıyorsa, Bunun nedeni, Tarafsızlık yeminine sadık kalmayan Cumhurbaşkanının

Partisine genel başkan olmayı tercih etmesidir. Madem partili cumhurbaşkanlığı istiyordunuz, O zaman Cumhurbaşkanlığı yeminini de değiştirecektiniz. Hem tarafsız Cumhurbaşkanı zırhını giyip, Siyasi eleştirilerden kendinizi münezzeh göreceksiniz, Hem de Partili Cumhurbaşkanı olarak, Dilediğinize dilediğiniz hakareti savuracaksınız.Oh ne ala…

Türkiye’miz bu ucube tek adam vesayet rejimiyle, Anayasal devlet olmaktan çıkmış, Kâğıt üzerinde Anayasalı bir devlete dönüşmüştür. Bugün millete askıda kuru ekmek layık görülüyorsa, İşsizlik bir tsunamiye dönüştüyse, Nedenleri burada aranmalıdır.

Dert belli… Zehirli dillerinin gürültüsünü artırarak, Milletin midesinin gurultusunu, İşsizlik feryatlarını bastırabileceklerini sanıyorlar. Peki, bu kadar boş lafın, hakaretin, tehdidin, Dükkânını kapattığınız esnafa, Ücretsiz izin ödeneği veriyorum diyerek, Günde 39 liraya mahkûm ettiğiniz emekçiye, Tarlasını, traktörünü haczettiğiniz çiftçiye, İneğini elinden aldığınız besiciye, TÜİK makyajıyla enflasyona ezdirdiğiniz emekliye, memura, Yaşı 65 olduğu için işe gidemezsin dediğiniz ev temizleyen kadına, Ekmek parası bulmak için sazını sattırdığınız sanatkâra, Yani bu millete, bu vatana Bir faydası var mı? Hayır! Yok.

Bu ülkede insanlar, “Günlük 5 lira artırayım da Elektrik faturamı ödemeye yarasın” diyerek, Ucu bucağı görünmeyen Halk Ekmek kuyruklarında Saatlerce bekliyor. Hem de kış gününde, hem de bu salgın döneminde. Peki, Saray ne yapıyor? 1978’den bu yana İstanbullulara Ucuz, sağlıklı, kaliteli ekmek sunan Halk Ekmek Büfeleriyle uğraşıyor. Yeni büfe açılmasını engellemek için Elinden geleni ardına koymuyor.

Milletten o kadar kopmuşlar ki? Milletin ekmeğiyle uğraşıyorlar. Çiftçilerimiz perişan. Samsunlu çiftçi evini satmış, traktörü bağlanmış. Bağırıyor: “Ben de dâhil her şeyim icralık…” Esnaflarımız perişan. Yakın zamanda, Kendi dükkânının tabelasını parçalayan esnafın sözleri, Hala kulaklarımızda; “Burada 70 personel var. Hepsinin evde çoluk çocuğu aç. Bunlar mecburlar çalışmaya. ‘Dükkânı kapat’ diyorsun,

O zaman bize ekmek verin kardeşim.” Ne oldu? Vere vere esnafa günlük 33 TL vermeyi kabul ettiler. O da bizim zorumuzla. O da üç aylığına… O da her esnafımıza verilmedi. Günde 33 lira neye yeter? Yine geçtiğimiz gün, 65 yaşını aşmış bir kadın, “Toplu taşımaya binemezsin, yasak” denerek, Otobüsten indirilmeye çalışıldı.

Vatandaşın cevabına insan olanın yüreği dayanmaz. “3 tane merdiven sildim geldim. Ben çalışmasam açım. Versinler parayı, Tamam, biz de gitmeyelim. Evde otururuz.”

Peki, vatandaşın bu feryadını duyan var mı? Ne gezer… Millet işsizlikten kırılıyor. Bugün Ekim ayı işsizlik verileri açıklandı. Son bir yılda 896 bin yurttaşımız işini kaybetmiş. Bunun 684 bini hizmet sektöründe… Son 24 ayın 22’sinde istihdam kaybı var.

Böyle bir durumla daha önce hiç karşılaşmadık. Salgından çok önce millet işini kaybetmeye başlamış. TÜİK, iş bulma ümidini yitirdiği için,

İş aramayanları, işsiz saymıyor. Millet işini kaybetmiş, Ama işsiz sayısı, TÜİK ’e göre, 391 bin kişi azalmış. Diğer tarafta ise iş bulma ümidini yitirdiği için, İş aramayan yurttaşlarımızın sayısı, Son bir yılda 2 milyon 173 bin kişi artmış. İş bulma ümidini kaybedenleri de kapsayan, Gerçek işsizlerimizin sayısı, Son bir yılda 2 milyon 763 bin kişi artarak, 10 milyon 513 bini bulmuş. Çalışıyor göründüğü halde, İş başında olmayanları da buna dâhil edersek,

İşsizlerimizin sayısı 12 milyonu aşıyor. Son bir yılda gerçek işsizlik oranı ise, 7,2 puan artarak, Yüzde 29,3’e sıçramış. Milletin yaşadığı işsizlikle, TÜİK’in açıkladığı işsizlik arasında korkunç bir uçurum var.

Bir diğer dikkat çekici husus, Bedensel özür, hastalık gibi nedenlerle, İş göremez hale geldiği için, İş aramayan yurttaşlarımızın sayısı, Son bir yılda 1 milyon 112 bin kişi artmış. Son altı aydır iş göremez hale geldiği için, İş gücü piyasasından çekilen yurttaşlarımızın sayısı, 1 milyonun üzerinde artıyor. Bu, iş gücümüz üzerinde, pandeminin yıkıcı etkisini de gösteriyor.

Peki, Saraydakilerin bunlardan haberi var mı? Hayır! Çünkü Saray’da oturanların keyfi yerinde… Onların evlerine üçer beşer ballı maaşlar giriyor. Sarayın yandaş havuz müteahhitleri, Dolarlı, Avrolu garantili projelerden paralarını Tıkır tıkır tahsil ediyor.

Bu saray rejiminde, Milletin payına askıda kuru ekmek, Yandaşların payına, milletin kesesinden ballı börek…

Geçen haftaki basın toplantımızda, Sayıştay’ın Ziraat Bankası hakkında yazdığı raporla ilgili Bir hususu gündeme getirmiştik. “Çiftçinin bankası Ziraat’in,

Zor durumdaki çiftçiyi görmezden gelip, Olağanüstü şartlarda, Vergi cennetindeki bir firmaya verdiği 1 milyar 637 milyon dolarlık krediyi” kime ve neden verdiğini sormuştuk.

Bu konuda Ziraat bankasından bir açıklama geldi. Ama bu açıklama beraberinde yeni soruları da getirdi. 2014 yılında verilen, 3 yıl geri ödemesiz toplam 10 yıl vadeli, 1 milyar 637 milyon dolarlık kredi için, 2020’nin Mart ayına kadar, Doğru dürüst bir ödeme yapılmadığını Sayıştay söylüyordu.

Ziraat Bankası ise bu kredinin Turkcell’in Varlık Fonuna geçtiği Ekim 2020’de tahsil edildiğini açıkladı. Yani Ziraat Bankası, 6 yıldır tahsil edemediği kredi alacağını, Şirket Varlık Fonu’na geçince birden bire tahsil etmiş. Ancak Varlık Fonu’nca devralınan hissenin

İsveçli yabancı firmaya ait yüzde 24’lük pay olduğunu biliyoruz. Bunun için İsveçli firmaya ödenen tutar 530 milyon dolar. Böylece Türkiye Varlık Fonu’nun

Turkcell’deki toplam payı yüzde 26 ya çıkmış. Ziraat Bankası’na, 1 milyar 637 milyon dolarlık kredi karşılığında, Teminat olarak verilen Turkcell hisse payı ise yüzde 13,8. Şimdi İsveç firmasının elindeki;

Yüzde 24 Turkcell hissesi ancak 530 milyon dolar ederken, Ziraat Bankası’ndaki; Yüzde 13,8 hissenin değeri nasıl 1 milyar 637 milyon dolar ediyor? İsveçli firmaya verilen rakam ile Ziraat Bankası’nın teminata esas aldığı değerleme arasında Dağlar kadar fark var. Hisselerin fiyatlamasında bu kadar fark normal değil.

Ya yüzde 24’lük pay için ödenen 530 milyon dolar çok ucuz. Ya da Ziraat Bankası krediyi verirken, Teminata aldığı payların değeri çok şişirilmiş.

İkincisi İsveç firmasından gelen pay yüzde 24. Ziraat Bankası’ndaki teminattaki pay da yüzde 13,8. Varlık Fonu’nun Turkcell’deki hissesi ise yüzde 26. Nasreddin Hoca fıkrası gibi… “Kedi buradaysa ciğer nerede, Ciğer buradaysa kedi nerede?”

Bu durumda bankada teminata alınan hisselerin sahipliği, Varlık Fonu’na geçmemiş. Ziraat Bankası, “1 milyar 637 milyon dolarlık borç kapatıldı” diyor.

Kredi borcu ödendiyse kim, nasıl bu borcu ödedi? Borç ödendiyse teminata alınan paylar üzerindeki rehin kalktı mı? Ziraat Bankasına borç ödendiyse, Bu Bankanın Genel Müdürü Turkcell Yönetim Kurulunda hala neden görev alıyor?

Yine aynı Genel Müdür’ün Türkiye Varlık Fonu Yönetim Kurulunda da bulunması bir tesadüf mü? Bu sorulara cevap bekliyoruz.

2021’de karşı karşıya olduğumuz en önemli sorunlardan birinin; Borçların ödenmesindeki güçlük, Ve bankalardaki varlık kalitesinin bozulması olduğunu, Son birkaç basın toplantısında söylüyorum.

Maalesef bu konuda da veri kalitesinde büyük sorunlarımız var. BDDK “kredi riskinde önemli artış olan” Ve yakın izlemeye alınan kredi tutarının, Kasım 2020 itibariyle 59 milyar lira olduğunu söylüyor. Ancak Merkez Bankası’nın Finansal İstikrar Raporu, Eylül 2020 itibariyle, Yakın izlemedeki kredi tutarının 360 milyar lira olduğunu raporluyor.

İki kurumun rakamları asında 6 kat fark var. Bu kadar fark neyin nesidir? BDDK sorunlu kredilerin raporlamasına yönelik mevzuatı, Bu yılın ortasına kadar gevşetti. Yine Türk Ticaret Kanunu’nda da, “Borca batıklık durumunu” düzenleyen madde de 2023’e kadar önemli muafiyetler getirildi.

Bu da zombi şirketlerin yüzdürüldüğü, Ve bankaların aktif kalitesi konusunda kuşku ve kaygıları artırıyor. Ekonomi yönetiminde değişen isimlere, Artan faizlere rağmen, Türkiye’nin CDS’leri, Yani kredi risk primi benzer ülkelerden halen çok yüksek.

Brezilya’da 155 olan risk primi, Rusya’da 89, Hindistan’da 107, Endonezya’da 68. Bizde ise hala 300 puanın üzerinde… Risk primimiz benzer ekonomiler arasında hala en yüksekse, En önemli nedenlerinden birisi de, Bankaların varlık kalitesine yönelik kuşkulardır.

Nitekim sadece bir internet sitesinde Satılık otel ilanlarının sayısı 1.700’ü bulmuş durumda. Yine kredi borcunu ödeyemeyen AVM’lerin, Bankaların sahipliğine geçmeye başladığını, Gazetelerden öğreniyoruz.

Doğru teşhis konmadan, Doğru tedavi olmaz. Bankalardaki sorunun boyutunu görmek için, Uluslararası standartlarda bir stres testine acilen ihtiyaç var. Ancak ondan sonra bilançolardaki tahribatı, Tam anlamıyla görmek mümkün olabilir. Ve ancak ondan sonra, Güven verecek bir ekonomik program hazırlanabilir.

Boş reform söylemlerini bırakıp, Stres testi gibi somut adımların atılmasının, Zamanı geldi de geçiyor. Güven uyandıracak somut adımlar atılmadan,

Güçlü bir program ortaya konmadan, Kaliteli, nitelikli sermayenin Türkiye’ye gelmesi çok zor… Gelen, “tefeci faizine” gelir. Nitekim sıcak paracılar Türkiye’ye gelmeye başladı. Ancak gelen de sıcak paranın da sıcağı. Gelen sıcak paranın yarıdan fazlası SWAP kanalından. Hisse senedi ve devlet tahviline gelen para bundan daha az. Yabancı çok kısa vadeli ve en teminatlı gördüğü kanaldan geliyor.

Bu bile yabancıların, “Ekonomiye güvenini” göstermesi bakımından oldukça manidar… Durum son derece ciddi… Ancak Sarayın kibirlisi somut adımlar atmak yerine, Hala 2023’e mektup yazıyor.

“2023 hedeflerini tutturmaktan” bahsediyor. Yalanın bu kadar kuyruklusu da artık fazla. 2023’e ulaşmamıza 2 yıldan az süre kaldı. İlk hedef neydi? “2023’de dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi arasına girmek.” 2021’de, En büyük 20 ekonomi arasından düşme riskiyle karşı karşıyayken,

2023’de, Türkiye’yi en büyük 10 ekonomi arasına nasıl girdireceksiniz? Bir anlatın. Milli geliri 702 milyar dolardan, 2023 için vadettiğiniz 2 trilyon dolara, İki yılda nasıl çıkaracaksınız?

Kişi başına gelir 8 bin dolarlara düşmüşken, İki yılda 25 bin dolara nasıl çıkaracaksınız? Şu anda yüzde 12,7 dediğiniz işsizliği, İki yılda yüzde 5’e nasıl indireceksiniz?

Bunları size millet adına soruyoruz. Bunlara cevap verebilirler mi? Hayır! 2023 hedefleri öldü. Adı kaldı yadigâr. Şimdi “Söyle yalanı, bulunur inananı” diyerek Gerçekleri gizlemeye çalışıyorlar. Tencereler boş, Borçlar gırtlağı aştı. Milletimiz işsizlikten kırılıyor.

Hayat pahalılığı mutfakları yangın yerine çevirmiş. Salgın yönetilemiyor. Dünya üzerinde 50 ülke aşılamaya başladı. Bazı ülkelerde nüfusun aşılanan kısmı yüzde 20’ye yaklaştı. Biz de tık yok. Ortada doğru dürüst bir aşılama programı yok. Tüm testlerden geçmiş, Üçüncü faz çalışmaları tamamlanmış aşılardan Türkiye’ye gelen yok. Gelen Çin aşısı da halen incelemede… Türkiye’nin alacağı Çin aşısı için, Brezilya ve Endonezya’daki üçüncü faz çalışmalarını açıkladı. Türkiye’de kendi çalışmasını açıkladı. Aşının etkinliği konusunda rakamlar birbirinden farklı…

Ama kaybedilen zamanla her gün insani kayıplarımız artıyor. Yönetim kabiliyetini yitiren bu hükümetin elinde, Ülkemiz yönetilmiyor, adeta savruluyor. Ekonomi başta olmak üzere her alanda büyük sorunlar birikti. Bir şeyler yapılmazsa çığ gibi üzerimize düşmesi an meselesi…

Saray ise çalgılı, türkülü eğlencede, Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, 2021’de Millet İttifakı ortaklarımızla, Ülkemizi, Ekonomimizi, Hukuk devletini ve demokrasiyi, Milletimizle birlikte yeniden ayağa kaldırmak için hazırız.

Bunun bir partiyi, bir siyasetçiyi sevip sevmemekle ilgisi yok. AK Parti’ye oy veren vatandaşlarımız dâhil, Herkes artık şunu açıkça görüyor: Ülkemizin kaybedecek bir dakikası bile yok. Yeni diye getirilen bu ucube sistem, Türkiye’ye dar geldi. Bu rejimi değiştirmemiz, Yepyeni Güçlendirilmiş bir Parlamenter Demokrasiyi Hep birlikte kurmamız gerekiyor. Bu temel üzerinde yeniden,

Çağın tüm gelişmelerini dikkate alan Bir üretim ekonomisini yükseltmemiz şart. Bunun sonucunda ürettiğimiz refahı adil paylaşmamız, Çevresel ve ekonomik sürdürülebilirliği tesis etmemiz gerekli.

Biz milletimize Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılı yaklaşırken, Herkesin rahat bir nefes alacağı Yepyeni bir sistem, Çalışanın alın terinin karşılığını alacağı, Üretimle yükseleceğimiz yepyeni bir ekonomi, Bu ülkenin hiçbir ferdini yalnız bırakmayan

Tüm vatandaşlarını kucaklayan Yepyeni bir devlet anlayışı vadediyoruz. Milletimiz söyleneni duyuyor, Yapılanı görüyor. Önüne gelecek ilk sandıkta, Kendisini unutanlara notunu vermek için Sabırsızlıkla bekliyor.

Son olarak, Elazığ’da depremzedelerle ilgili gelişmeleri takip etmek üzere Bir CHP heyetinin görevlendirildiğini geçtiğimiz hafta açıklamıştım. Genel Başkan Yardımcımız Ali Öztunç başkanlığında, 28 milletvekilimizden ve il başkanlarımızdan oluşan heyetimiz Halen konteynerlerde kalan ve sayıları bine yaklaşan Vatandaşlarımızın durumuyla ilgili raporlarını MYK’ya sundu. Rapor yarın kamuoyuyla da paylaşılacak. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim.

Etiketler
Ekmek Faik Öztrak