KARAR yazarı Akif Beki, Zaman yazarı Mümtazer Türköne'nin cezasının bozulmasınn ardından HDP'lilere yönelik 6 yıl önceki bir soruşturma nedeniyle yapılan gözaltı kararının hangi 'eşit hukuk' uygulamasıyla izah edilebileceğini sordu.

“Mümtazer Türköne’ye tahliye var da Altan ve Kavala’ya yok mu!” diyen Beki'nin yazısı şöyle:

“Şu dağlarda kar olsaydım, yine sever miydin beni beni”yi de şuna uyarlayın:

“Bahçeli, ülkücülük paydasıyla sahip çıkmasa, haksızlık varsa düzeltilmesini, adil yargılanmasını istemese...Türköne’nin FETÖ üyeliğinden istinafta onaylanan cezası, Yargıtay’da yine bozulur muydu?”

MHP lideri, Türköne için adil yargılanma ve haksızlığın giderilmesi çağrısı yaptığında desteklemiştim. Tahliyesini de doğru buluyorum. Fakat bizden-sizden diye ayrımadan, herkes için geçerli olması kaydıyla.

Terör örgütüne üye olmayıp subliminal darbe çağrısı davasından ve zorlama iddianamelerden yatırılanlar, emre itaatten yatırılan Harbiyeli öğrenciler de dahil.

6 yıl sonra bir sabah, Kobani olaylarından gözaltına alınan HDP’liler, adil yargılanma hakkının dışında tutulabilir mi?

Ne değişti? Dün bilinmeyip de bugün savcılığa ulaşan ne bilgi var? 6 yıl önceye ait hangi delili karartacaklardı da...Bir yere kaçmadıkları halde yakalandılar?

Bu garabet, biçare aşıkların bahtı karalığa, kadersizliğe, alın yazısına ya da kahpe feleğe yaktıkları ağıtlardan başka neyle açıklanacak? Hangi eşit hukuk uygulamasıyla?

Selda Bağcan’dan “Yazılan geliyor sağ olan başa” teslimiyetiyle mi avunsunlar?

Neşet Baba’nın “Böyle zulüm, böyle kader/Gelir garip olan başa” feryatlarında mı teselli arasınlar?

Hangi kapıda dileniliyordu sahi bu adalet?