CNN Health için Nick Paton Walsh, uzmanlarla görüşerek koronavirüs pandemisiyle birlikte hayatımızda meydana gelen değişiklikleri, insan psikolojisinin değişikliklere karşı takındığı tutumu analiz etti.

Walsh’a göre normale dönmek, politikacılar, yetkililer, uzmanlar ve hatta ailemiz için klişe bir deyim, yakalanması zor nihai bir ödül haline geldi. Ocak ayındaki dünya, geçen on yıllara daha çok benzeyen bir nostalji halini aldı.

Ocak ayının geçmişte kaldığını ve geri gelmeyeceğini söyleyen Walsh, bu gerçekle uzlaşmamanın daha kötü olacağı yönündeki psikologların uyarısını okuyucularıyla paylaştı..

Bu yıl yaşanan değişikliklerin hayatımızda kalıcı olup olmayacağı ise yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Hep evlerimizde mi kalacağız, dışarıda daha az vakit geçirmeye devam mı edeceğiz, maske günlük yaşamın parçası haline mi gelecek, fiziksel temastan kaçınmaya devam edilecek mi?

“Altı ay içinde beş yıllık değişim oldu” sözünün, pandemide ortak bir slogan haline geldiğini söyleyen Walsh, yaşamın neredeyse yarıldığına, kaybedilen işlerin hayatları altüst ettiğine ve insanların yakınlarıyla vedalaşamadan yas tutmak zorunda kaldığına dikkat çekti.

Walsh’a göre yine de psikologlar Ocak ayındaki dünya ile bağları kalıcı olarak koparmanın kötü bir şey olmadığını, esas tehlikenin ileride olabileceklerle baş etme yöntemi bulmak yerine normali özlemekten kaynaklanacağını belirtiyor.

Massachusetts’teki Babson College’da bilgi teknolojisi ve yönetimi alanında profesör olan Thomas Davenport, konuyla ilgili olarak Walsh’a “Çok yakında tekrar normale dönülecekmiş gibi davranan politikacılar kendilerini ve insanları kandırıyor.

Trajedi yaşamış insanlar eninde sonunda eski mutluluk seviyelerine tekrar dönerler. Ama bence Covid-19 biraz farklı bir durum. Çünkü bizler bunun yakında sona ereceğini umut ediyoruz. Dolayısıyla bu beklentiyle birlikte davranışlarımızda kalıcı bir değişiklik yapmıyoruz” dedi.

İnsanlardaki değişimin geçici olduğu ve geleceğin tekrar geçmişe benzeyeceğine inanma eğilimi, “normallik önyargısı” olarak adlandırılıyor. Değişime uyum sağlamayan insanlar “normal” olarak hatırladıkları şeylerin geri döneceğine inanarak günlük rutinlerini yeniden düzenlemeyi geciktiriyor.

Davenport’a göre maske takmayı reddeden insanlar, bunu bir kural ihlali olarak değil, sıradan bir davranış olarak görüyor.

DEĞİŞTİRİLEMEZ ADAPTASYON

Beyin hayatta kalmayı tercih ediyor. Ancak zihnin bir kısmı, felaketlerin geçici bir olay olduğunu düşünmeye devam ettiği için değişime direnme eğilimi ortaya çıkabiliyor. Ancak öte yandan beynimizin daha güçlü bir parçası yeni olanı hızla kucaklamayı sürdürüyor.

Hedonik adaptasyon kavramı, neden hayatta kaldığımızı açıklayan bir kavram ve sizi yolunuzdan durduracak çevrenizdeki bir şeyi zihninizle hızlıca anlayıp kabul etme yeteneğini ifade eder.

Nick Paton Walsh’ın görüştüğü Kaliforniya Üniversitesi’nde psikoloji profesörü olan Sonja Lyubomirsky “Hem iyi hem de kötü şeyler olduğunda, yoğun duygular hissedilir. Ancak sonra adapte olunur ve ana temele geri dönülür.

Bu durum olumlu olaylarda daha güçlüdür. İnsanlar hayatlarındaki olumsuz değişime tam olarak uyum sağlayamıyor” dedi.

Hedonik adaptasyonun avantajı ise her iki durumda da çalışması. Gündelik hayatta bir aylığına meydana gelen bir değişiklik artık geçerliliğini yitirdiğinde hızlıca etkisi kaybolur.

Maskeyle yaşamaya uyum sağlamanın yeni bir normal olabileceğini söyleyen Lyubomirsky, bu zorunluluk ortadan kalktığında eski normale de adapte olunabileceğini söyledi.

Lyubomirsky, üzerimize yapışan, gündelik hayatımıza bağlı olan davranışların otomatik tetiklenen davranışlar olduğunu söyleyerek “Eğer bir şey gerçek bir alışkanlıksa, kendi kendini yenileyebilir.

Mesela artık ellerimizi çok daha sık yıkıyoruz ve bunu sorgulamıyoruz. Bu alışkanlık, muhtemelen artık hep bizimle yaşayacak” dedi.

Walsh, aynı örneğin ağır ekonomik buhranlar geçiren neslin hala hiçbir şeyi israf etmemek konusunda gösterdiği titizlikte de geçerli olduğunu söyleyerek bu alışkanlığın onlarla sonsuza dek yaşadığını hatırlattı.

Kısa vadeli alışkanlıklar kolayca bırakılsa da, geçen yaz Montana’da katıldığı, Covid testleri ve diğer protokollerin uygulandığı, açık havada gerçekleşen akademik bir toplantıdan örnek veren Lyubomirsky dakikalar içinde katılımcılardaki davranışın salgın öncesine döndüğünü söyleyerek “Sanki salgın hiç olmamış gibiydi. Herkes eskisi gibi davranıyordu. Ben bile ne yaptığımı daha sonra fark ettim” dedi.

Yaşamın bir dizi değişiklik ve adaptasyondan ibaret olduğunu söyleyen Lyubomirsky insanların o an hissettiği duygulara daha çok ağırlık verme eğiliminde olduğunu söyledi.

Pandemi sırasında vejetaryen olan, ancak pandemi kendisi için anlamını yitirdiğinde tekrar et yemeye başlayan bir arkadaşından örnek veren Lyubomirsky devrelerimizin kıyamet senaryolarını geçersiz kılma eğiliminde olduğunu söyleyerek “Aslında düşündüğümüzden daha dirençliyiz” dedi.

Walsh’a göre her şeyde olduğu gibi, ne kadar dirençli olduğumuzu zaman gösterecek ve gelecek ne kadar farklı olursa olsun bize tekrar normal görünecek.