Pandemide 'acil' koduyla pasta ihalesi yapılmış

Uluslararası Şeffaflık Derneği Yönetim Kurulu Başkanı E. Oya Özarslan: Pandemide kilitli parke yapım işi ihalelerinin bile acil koduyla yapıldığını gördük. Bunların pandemiyle ve aciliyetle ilişkileri nedir diye sordu

Pandemide 'acil' koduyla pasta ihalesi yapılmış

Uluslararası Şeffaflık Derneği Yönetim Kurulu Başkanı E. Oya Özarslan, pandemi döneminde normalde ihaleye çıkılması gereken pek çok hal, acil etiketiyle pazarlık ve doğrudan satın alma şeklinde yapıldığını söyledi.

Özarslan, 2020’nin ilk altı ayında toplam 83 milyar 913 milyon 213 liralık 203 bin 461 adet kamu alımı yapıldığını denetimin, şeffaflığın ve rekabetin sağlanamadığı alımların oranının yüzde 36’ya yükseldiğini vurguladı. “Çok önemli makamlara diploma sahteciliği yaptığı yargı kararıyla ortaya çıkmış kişilerin getirilmesi, intihal yaptığı belirtilen kişilerin rektör olarak atanabilmesi liyakat kavramının altını oyar” diyen E. Oya Özarslan ile Cumhuriyet Gazetesinden Şehriban Kıraç konuştu.

- Pandemi süreci Türkiye'nin yolsuzluk karnesini nasıl etkiledi, sizce iyiye mi kötüye gidiş mi oldu? Bundan sonraki süreçte nasıl bir tablo ile karşılaşacağız?

Pandemi bütün dünyada yolsuzluk sürecini olumsuz bir şekilde etkiledi. Öncelikle tam demokrasi ile yönetilen ülkelerdeki yöneticiler dahi daha önce sahip olmadıkları ve özgürlükleri alabildiğine ve yer yer de keyfi şekilde kısıtlayabilen, mutlak bir karar verme gücüne eriştiler.

Bu keyfi karar verme tabii ki ihaleler ve satın almalar gibi süreçleri çok etkiledi, normalde ihaleye çıkılması gereken pek çok hal, acil etiketiyle pazarlık ve doğrudan satın alma gibi şekillerde yapıldı.

Örneğin, Guardian gazetesinin yaptığı habere göre İngiltere’de pandemi döneminde 1 milyar poundluk devlet ihaleleri acil koduyla ihalesiz olarak verildi.

Türkiye’de ise zaten kamu ihalelerindeki şeffaflık büyük ölçüde azalır ve daha çok tartışma konusu olurken Pandemi dönemindeki acil durumun kamu otoriteleri tarafından gittikçe daha çok kullanılmaya başladığını görüyoruz. Bu konuda yaptığımız bir çalışmaya göre içinde pasta yapım ürünleri alımı, yazlık meyve sebze alımı ya da kilitli parke yapım işi bulunan ihalelerin dahi acil koduyla yapıldığını gördük. Bunların pandemiyle ve aciliyetle ilişkileri nedir acaba?

Ayrıca Covid19 dönemindeki veri şeffaflığı konusunda da Türkiye’nin problemler yaşadığını biliyoruz. Dünyadaki tüm ülkelerin Covid dönemindeki veri şeffaflığını inceleyen endekse göre Türkiye 100 ülke arasında sondan 97. ve bu konudaki kötü sicili ile dünyadan bilgi sakladığı anlaşılan Çin’in dahi gerisinde görünüyor.

Baştan beri toplumun çeşitli kesimleri ve sivil toplum kuruluşları tarafından verilerin doğru açıklanmadığı kaygıları dile getirilirken, pandeminin başlamasından tam sekiz ay sonra asemptomatik sayıları da içeren genel sayılar açıklanmaya başladı, çok tartışmalı vaka hasta ayrımı kalktı ve sayılar dramatik olarak bir gün içinde açıklandı

- Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 2019 verilerine göre, Türkiye yolsuzluklarla ilgili kritik bir süreç yaşıyor. Dünya Yolsuzluk Algı Endeksi’nde bir yıl içinde 13 sıra düşerek 180 ülke arasında 91. sıraya geriledi. Ne oldu da Türkiye bu noktaya geldi?

Türkiye Avrupa Birliğine aday ülke olmasını takiben bazı reformlar yapmış ve yolsuzlukla mücadele konusundaki bazı uluslararası anlaşmalara taraf olmuştu. Ayrıca ülke içinde estirilen demokratikleşmeye doğru gidildiği izlenimini veren reformlar ve örneğin Bilgi Edinme Kanunu‘nun hayata geçirilmesi gibi bazı yapısal yasal değişiklikler de gerçekleşmişti. Tüm bunlar Türkiye’nin bu konuda kesin adımlar atacağı izlenimini verdi ve Türkiye’nin Yolsuzlukla Mücadele Endeksindeki yeri önceki yıllarda göreceli olarak birkaç puan arttı.

2013 yılından sonra ise taraf olunan bu anlaşmaların uygulamadaki yetersizlikleri, OECD, AB, BM gibi bizzat bu uluslararası kurumların incelemeleri ve eleştirileriyle ortaya kondu. Mevzuata getirilen bilgi edinme kanunu gibi uygulamaların özümsenemediği ve aslında kamuoyuna hiç de yeterli bilgi verilmediği anlaşıldı. Bu gibi hususlar bu konuda puanımızın düşmesine sebep oldu.

Ayrıca Türkiye’deki en büyük yolsuzluk iddialarının araştırılması soruşturulması ve dosyaların yargılanmadan kapanması gibi hususlar yolsuzluk konusunda cezasızlık yaşandığı gibi bir sonuca sebep oldu. Adalet Bakanlığı’nın 10 yıllık istatistiklerine dayanarak yaptığımız bir çalışmaya göre rüşvet, nüfuz ticaret gibi yolsuzluk suçlarında verilen takipsizlik kararları yüzde 23’ten yüzde 45’e çıkmıştır. Bu konunun nedenleri üzerinde durmalı.

Yine kamuoyu ihalelerinin şeffaflığının azalması ve çok büyük ihaleler ve projelerin iktidara yakın birkaç büyük şirkete verilmesi de yolsuzluk konusundaki algımızın gittikçe düşmesini sağlayan bir başka etkendir.

- Bu sıralama Türkiye’ye bakışı nasıl etkiliyor, yatırım çekme konusunda zaten kötü durumda olan Türkiye bu sıralamadan nasıl etkileniyor?

Türkiye’ye giren doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının gittikçe azaldığını biliyoruz, son beş yılda bu rakamın yüzde 54’e kadar gerilediği belirtiliyor.

Yabancı sermayenin istikrar aradığını, para ve mülkiyetinin güvencesi gibi kavramlara önem verdiğini, yatırımının güvenli limanlarda gerçekleşmesi için arayışlarda bulunduğunu da biliyoruz. Özellikle yolsuzluk gibi kavramlar, yabancı yatırımlar için bu konuda bir risk oluşturuyor.

Ayrıca uluslararası anlaşmalar ve Amerika İngiltere, Fransa ve benzeri gibi ülkelerde getirilen yolsuzlukla mücadele yasaları dolayısıyla özel şirketler tüm dünyadaki faaliyetlerinin yolsuzluğa karışmaması için birebir sorumluluk altında. Bu yüzden artık yolsuzluk endeksinde düşük notlara sahip ülkelere girerken çekiniyor, bir kere daha düşünüyor ve bunu kararlarında olumsuz bir risk puanı olarak dikkate alıyorlar.

- Türkiye’de en fazla yolsuzluk, hangi kurumlarda yapılıyor, neden?

Tüm dünyada yolsuzluk riski taşıyan sektörler arasında inşaat ve yapım işleri enerji ve madencilik, ve ilaç gibi alannlarda faaliyet gösteren sektörler riskli sektörler olarak kabul ediliyor ve daha çok yolsuzluğun da en çok bu en üst sıralarda yer alan sektörlerde olduğu belirtiliyor.

Türkiye’de de bu konuda dünyadaki eğilimleri izleyen bir süreç görülmektedir. Son yıllarda en çok büyüyen sektörler de bunlar zaten.

Ayrıca bizim 2016 yılında yaptığımız bir araştırmaya göre Türkiye’de siyaset kurumu ve yerel yönetimlerin en problemli alanlar olduğu halkımız tarafından da ifade edilmektedir.

KÂR DEĞİL BÜYÜK ZARAR VAR

- Türkiye’de yolsuzluğa neden olan yöntemlerin başında neler geliyor?

Yine bu yukarıda bahsettiğim 2016 yılındaki araştırmamızdan imar işlemleri, ruhsat işlemleri gibi bürokratik yapıda olan, pek çok izin ve idari işlemin gerçekleştiği, birden çok kişi ya da merciin karar verici olarak katıldığı, keyfi davranma imkanının çok ve denetimin az olduğu hallerde yolsuzluğun daha çok gerçekleştiği görülüyor

Yolsuzluğa açık işlemlere en çok, büyük paraların el değiştirdiği, keyfi uygulamaların mümkün olduğu ve az denetimin bulunduğu ortamlarda rastlanır.

Küçük ölçekli yolsuzluklarda digitalleşmenin ve ödemelerin online yapılmasının yolsuzluğu bir miktar önlediğini biliyoruz. Örneğin, önceki yıllarda trafik polisinin rüşvet aldığından bahsedilirken şimdi EDS gibi yöntemlerle bu azaldı. Öte yandan büyük ihaleler yoluyla büyük ölçekli yolsuzluk yapmak çok daha mümkün.

Türkiye, kamu yatırımları için son yıllarda kamu özel işbirliği yoluna gitti ve bu yolla kamu kaynaklarının dağıtılmasını sağladı. Bu kaynakların da daha çok belli gruplara gittiği görülüyor, sözleşmeleri şeffaf değil, kar edeceği düşünülürken büyük zararlar var, çok yakından incelenmeli.

- Ne oldu da yolsuzluk bu kadar artış gösterdi. Kamu ihale kanunu çok fazla değişiyor. Sayıştay'ın yetkileri tırpanlandı, bunun etkisi ne kadar?

Kamu ihaleleri kamu kaynaklarının dağıtılmasında kritik öneme sahip ve açık ihale sistemi büyük oranda azalma gösterdi. Kamu İhale Kurumu (KİK) istatistiklerinden elde ettiğimiz bilgiye dayanarak 2004-2019 yılları içinde kamu ihalelerindeki değişimi inceledik. Buna göre açık ihale ile verilen mal ve hizmet alımlarının oranı yüzde 75’ten yüzde 63’e indi. Ki mega projelerin KİK kapsamından çıkarıldığı dikkate alınırsa, bu rakamın çok daha düşük olacağı görülecektir.

Türkiye’de devlet dağıttığı kaynaklar, ya da vergi indirimi, vergi affı sağlamak vb gibi işlemlerdeki yetkisi düşünüldüğünde halâ ekonomide çok önemli bir güçtür, bu sebeple bu işlemlerin hepsi de çok kritik önemdedir.

Sayıştay raporları, her şeye rağmen yolsuzluğun en iyi saptandığı denetim mekanizmalarındandır. Bu konudaki en büyük sorun, yolsuzluk usulsüzlük gibi konuların raporda belirtilmesine karşın, bunlarla ilgili işlem yapılmaması, suç duyurusunda bulunulup, yargı mekanizmasının işlememesidir.
- Yolsuzluğun neden olduğu ekonomik kayıp miktarı ne kadardır?

Türkiye’de benim bildiğim kadarıyla buna ilişkin bir araştırma yok, yapmak da kolay değil, çünkü doğası gereği yolsuzluk gizli gerçekleşen bir işlem ve bu konuda bir veri yok.

Dünyada yapılan çalışmalar ise gayrisafi milli hasılanın yüzde 5’i kadar bir bölümün yolsuzluğa gittiğini söylüyor bize. Dünya Bankasının verilerine göre ise yılda 1 trilyon dolar sadece rüşvete harcanıyor dünyada.

- Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birçok kurum Saray’a bağlandı, birçok bağımsız kurum kapatıldı. Liyakat yok sayılıyor, bu durumun yolsuzluğa etkisini değerlendirebilir misiniz?

Kayırmacılık, eski deyimiyle torpil tipik bir yolsuzluk çeşididir. Kamu Etik Kurulunun önceki yıllarda yaptığı bir çalışmada da kayırmacılığın ülkemizde en çok yaşanan yolsuzluk türü olduğu belirtiliyordu. Liyakat ve işin hak edene verilmesi ise bunun panzehiridir.

Çok önemli makamlara diploma sahteciliği yaptığı yargı kararıyla ortaya çıkmış kişilerin getirilmesi, intihal yaptığı belirtilen kişilerin rektör olarak atanabilmesi liyakat kavramının altını oyar. Toplumda bilgiye, emeğe, adalete olan inancı yok eder, kurumları etkisizleştirip, çürüterek yok eder. Demokrasiye olan güveni sağlamak, etkin işleyen bir sisteme sahip olmak için liyakati temel ilke haline getirmek gerek.

- Wealth Fund'un araştırmasına göre, 2016 yılından 2019'a kadar, Türkiye'den 1 milyon dolar ve üzeri meblağda 17 bin 100 hesap yurtdışına çıkmış. Neden böyle bir yönteme başvuruluyor?

Malı, mülkü konusunda güvence hissetmeyen, mülkiyet hakkının tanınmayacağını, yargının bağımsız olmadığını ve haklarının korunmayacağını düşünen çok kimse var, bu da insanlarımızı, iş insanlarımızı başka ülkelere yatırım yapmaya, mal varlıklarını yurtdışına taşımaya yöneltiyor. Bir yandan yaşanan beyin göçü de dikkate alındığında, Türkiye'nin hem sermaye hem de insan gücü, emeği açısından büyük kayıp yaşadığını söylemek mümkün.

- Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu önceki döneme ait bazı yolsuzluk dosyalarına yargıya taşıyacağını açıkladı, bu tablo bize neleri gösteriyor?

2016 yılında yaptığımız çalışmaya göre, siyaset ve yerel yönetimler halkımız tarafından ülkemizde en çok yolsuzluğun olduğu kurumlar olarak görülmekteydi. Son yerel seçimlerden sonra ise özellikle büyük şehir yönetimlerinin şeffaflığı temel bir ilke haline getirdiğini, bu konuda yeni bir çok uygulama yaptığını ve bunun da halkta karşılığının olduğunu görüyoruz. Bence demokrasi gibi yolsuzluğa karşı mücadele de yerelden ve halkın talebiyle yükselecek.

TÜRKİYE’NİN NOTU 100 ÜZERİNDEN 39

- Türkiye’de yolsuzluğun yapısallaşarak siyasi, ekonomik, toplumsal sistemin bir parçası haline geldiğini söylemek mümkün mü?

Yolsuzluk Algı Endeksinde notu 50 puanın altında olan ülkeler yolsuzluğun çok rastlandığı ve sistemik olarak yaşandığı ülkeler arasında kabul edilir Türkiye’nin notu 100 üzerinden 39, bulunduğu yer ise 180 ülke arasında 91. sıradadır.
- Yolsuzluğu en aza indirmek ve gerçek anlamda şeffaflığı sağlamak için acilen atılması gereken adımlar nelerdir?

Öncelikle kanunlar etkin uygulanmalı ve yolsuzlukta “Cezasızlık” ortadan kaldırılmalı! Medya özgürlüğü tam sağlanmalı, yolsuzluğu yazan çizen bu konuda kaygı dile getiren, araştıran gazetecilere yönelik dava açma gibi uygulamalar sona ermeli.

Yolsuzluk konusundaki uluslararası sözleşmelere tam anlamıyla uyum sağlanmalı. Kamu tarafından dağıtılan kaynaklar tam anlamıyla şeffaf açık bir ihale sistemiyle gerçekleştirilmeli.

Siyaset ve ticaret arasındaki muğlak ilişkiler önlenmeli, siyasi etik yasası çıkarılmalı, siyasetin ekonomiye müdahalesi ortadan kalkmalı. Bilgilerin halkla şeffaf, güvenilir, standart bir şekilde paylaşması sağlanmalı, halkın görüşleri önceden alıp süreçlere katan şeffaf katılımcı bir yönetim anlayışı hayata geçmeli.

Cumhuriyet

Etiketler
Ordu