Şahlanıyor muşuz!

İçinde en ufak bir maliye ya da para politikası aracı kullanılmayan, sadece anıların anlatıldığı cümleler zavallılık boyutunu da aştı. Enflasyonu saklayarak halkın cebindeki geliri çalmak ise sanırım gelinen noktada hırsızlığın da yeni tanımını vermekte bize.

“Türkiye Ekonomi Modeli ile rotamızı çizdik, emin adımlarla yolumuza devam ediyoruz. Başta turizm olmak üzere döviz kazandıran hizmetleri ve ihracatı önceleyen bir anlayışı koruyoruz. Cari dengemiz, 6 Şubat’taki deprem felaketine rağmen beklentiler doğrultusunda..." diyor Maliye Bakanı.

Sanırsın kişi başı Yunanistan’ınkine ulaşmış…

Sanırsın ekonomimiz gerçekten yüzde 5-10 arasında büyüyor…

Sanırsın liramız dünyanın sayılı para birimleri arasında başı çekiyor…

Sanırsın…

Bu kişiler gerçekten hayal aleminde, kendi aralarında buldukları sloganların resmi altında bir hayat tarzı ile yaşıyor.

Neymiş, depremden sonra bölgede çarklar yeniden dönmeye başlamış ve hatta ihracata bile başlamışlar.

Halbuki daha oraya yeterli yardımı bile yapamayan bir yönetim kademesi bırakın bu verileri almayı ve değerlendirmeyi, oraya gidecek, halkın içine karışacak cesareti bile bulamıyor.

Yıllık 50 milyar doları, aylık ise 10 milyar dolarları yakalayan cari açıkla nasıl övünmenin gerektiğini değişik bir beyin işleyişiyle olumlu sunma gayreti içine giriyorlar.

Gerçekte (revizyon edilmemiş hali ile) 5000-6000 dolar bandında oluşan kişi başı ulusal geliri zorla, reklam ile (daha doğrusu kalem ucuyla) 10,000 dolara çıkarmaya çalışan bir anlayışla karşı karşıyayız. Hayal, hep hayal.

HALK FİYAT ORANLARINA BAKAR

Tüm bu çabalar belki saf Anadolu insanımızı kandırabilir ama bu bile kısa dönemli bir ömre sahiptir.

Nedeni çok basit…

Halk mutfağa düşen sancıyı her gün karşılaştırmalı fiyatlara göre değerlendirir ve elde ettiği gelirin erimesini rasyonel olarak hesaplar.

Örneği çok…

Geçen yıl şu gelirle bu kadar alabiliyorken, bu yıl… diye devam eden cümleler bunun örnekleriyle dolu.

Haklılar da.

Üç-dört kişinin geliri olan hane halkının artık bir araba için taksite girmesinin, bir ev alabilme hayalinin bile mümkün olmadığı bir zaman dilimini yaşıyor Türkiye. Orta gelirli ekonomilerde bile aynı anda hem araba hem de ev alabilmenin mümkün olduğu böyle bir durumda kalkıp da 50 milyar doları aşan bir cari açığı olumlu bir cümle içinde kullanabilirsin ki?

Bu basit, reklamla dolu şahlanış hikayesi artık baydı milleti…

İçinde en ufak bir maliye ya da para politikası aracı kullanılmayan, sadece anıların anlatıldığı cümleler zavallılık boyutunu da aştı. Enflasyonu saklayarak halkın cebindeki geliri çalmak ise sanırım gelinen noktada hırsızlığın da yeni tanımını vermekte bize.

Basit hesaplama ile bir düşünün… Normal bir ekonomide tek başına elde ettiği gelir ile bir araba, bir ev alabilen ve aynı zamanda yaşamını rahatça idame ettiren orta gelirli bir çalışana karşılık, dört kişinin çalışarak ancak karın doyurabildiği bir Türkiye’de bizi yönettiğini sanan bakanların bu orta seviyenin altındaki konuşma tarzlarını ne yapacağız?

Ne sıfat kullanacağız onlar için?

Siz sayın bu sıfatları lütfen!

Etiketler
Veysel Ulusoy Muş Enflasyon Para