Ekonomide piyasa başarısızlığı konusu yıllardan beri ince ayrıntısına kadar işlenen bir konu olmuştur. Konu olarak da kalmamış özel sektör ve kamu üretim gücünün olması gereken sürecine de ışık tutmuştur… Tutamaya devam etmektedir.

Konu 1991 yılında Şikago Üniversitesi öğretim üyesi Ronald Coase’ın aldığı Ekonomi Nobeli ile daha da hızlı bir şekilde hayatımıza girmiştir. Ekonominin kurumsal yapısı ve işleyişi için işlem maliyetlerinin (transaction costs) ve mülkiyet haklarının (property rights) önemini keşfetmesi ve açıklığa kavuşturması nedeniyle verilen bu Nobel ödülü piyasa başarısızlığını dışsallıkların nasıl yarattığını ortaya koyuyordu.

Çok fazla ayrıntıya inmeden açıklayalım bunu…

Coase yaklaşımına göre piyasada bir takım başarısızlıklar yaşanabilir. Aslında bu sürekli hale de gelebilir. Bu durumda arz edilen ürün ile onun talep miktarı farklılaşır. Diğer bir ifadeyle, özel teşebbüs çoğu zaman genetik yapısı gereği, sosyal kapsamda istenen amaçlara ulaşmasını engelleyerek üretilmesi gereken ürün miktarından daha azının yüksek fiyattan piyasada yer bulmasına neden olmaktadır.

PEKİ, NEDİR BU BAŞARIAZLIĞIN KAYNAKLARI?

Kaynak (girdi) dağılımının en iyi bir şekilde yapıldığı varsayımı ile toplum, tüketmek ve üretmek istediği mal miktarının en uygun fiyatla birleşmesini bekler. Öte yandan, fiyat mekanizması ve kar güdüsü bu tür birleşmeye engel olarak bu beklentilerin önüne set çekebilmektedir. Bazı zamanlarda ise tam bir piyasa başarısızlığı şeklinde karşımıza çıkabilmektedir. Piyasa başarısızlığı geniş anlamıyla serbest piyasa ortamında kaynakların yanında mal ve hizmetlerin etkin olmayan bir şekilde dağılması sonucunda oluşan olumsuzlukları tanımlar.

Bu başarısızlığın birçok nedeni vardır.

Sıralayalım…

Başta üreticilerin piyasa kuvvetinden kaynaklanan faktörler önemli bir yer tutar bu başarısızlıkta… Genelde kamunun kontrolünde ve denetiminde olması gereken tekel ve benzeri üretim birimlerinin özel sektör tarafından işletilmesi bu istenmeyen başarısızlığın en büyük nedenleri arasındadır.

Negatif dışsallıklar ise bu sürecin dışa vuran en net fotoğrafıdır. Merdiven altında, vergisini vermeyen, kalite kurallarından yoksun, kaçak işçi çalıştıran bir üretici ile aynı ürünü tüm kurallara uygun bir şekilde üreten firmanın üstlendiği maliyet ile ürünün piyasa fiyatı eşleşmeyecek ve ortaya ikinci tip firmanın aleyhine işleyen bir yapısal bozukluk çıkacaktır. Termik santrallerdeki baca maliyeti ile hava kirliliği arasındaki seçim de sanırım bu tarz başarısızlığı çok açık bir şekilde yansıtmaktadır. Öyle ki, karar vericiler toplum sağlığının değerini özel sektör filtre maliyetinden daha düşük gördüklerinden havanın kirlenmesine müsaade ediyorlardır yaklaşımı bu termik santrallerde üretilen elektriğin fiyat-maliyet yapısını bozmaktadır.

Talep ile arzın uyuşmazlığı olarak tanımlanan diğer bir başarısızlık türü ise piyasa kontrolleri ve hukuki işlemlerdir. Yerine göre özel sektör ile tatlı bir tamamlayıcı türden rekabete girmesi beklenen kamusal üretim gücü yerine, piyasaya fiyat denetçisi rolüyle giren devlet birimleri bu tür başarısızlığı doğurmaktadır.

Son dönemde bunun en güzel örneklerini fiyat denetimi yapan kravatlı devlet memurlarının varlığı ile gözlemledik.

ARABA KITLIĞI, SATIŞ YASAĞI

Özellikle Covid-19 sürecinde arz zincirinde yaşanan kriz özellikle araç üretimini derinden etkiledi. Araç ve diğer teknolojik ürünlerin girdisi niteliğindeki yarı iletken maddelerin üretiminde yaşanan daralma küresel bazda araç kıtlığı yaratmıştır. Bu durumda Türkiye de nasibini aldı ve piyasada ikinci el yeni araçlar (ne demekse!), yeni araç liste fiyatından daha pahalı hale geldi.

Piyasada yeni otomobil bulunmazken, ikinci el sıfır kilometre araçlarda ise oransal bir bolluk ortaya çıktı. İkincil bir yeni araç piyasası oluştu ve kar oranları da oldukça cazip hale geldi. Daha açık bir ifadeyle araç karaborsası oluştu ya da oluşturuldu.

Bu tam anlamıyla yukarıda belirttiğimiz bir piyasa başarısızlık örneğidir. Bunu düzeltmek isteyen karar vericiler birkaç gün önce garip bir karar alma sürecine girdiler. Bu konudaki haberler “yeni getirilecek ikinci el satış yasağı düzenlemesi ile birlikte sıfır otomobil alanlar 6 ay içerisinde 5 bin km kullanım sağlamadıkça otomobillerini ikinci el pazarında satılığa çıkaramayacak” tarzda gelmeye başladı.

Bu ilk bakışta olumlu bir yaklaşım gibi gözükse de başarısızlığı önleyecek türden uzaktır. Tüm otomobil sahiplerini aynı sepete koyma örneği olarak gözüken bu uygulama yerine, üretimi düzenleyen yaklaşımlarla klasik ceza ve vergi salma uygulamaları daha iyi sonuçlar vermektedir.

İlgili yasak temelde bir nedene değil sonuca odaklanan bir uygulamadır ve toplum refahını daha da azaltacak niteliktedir. Esas olan fiyat mekanizmasını uygun maliye politikaları ile oluşturmaktır.

Yerine göre devlet üretim gücüyle…

1970’ledeki akaryakıt kuyruklarını da aynı çizgide düşündüğümüzde, araç karaborsasını ortadan kaldırmanın en temel yaklaşımı devletin üretim ve dağıtım ağını bir aktör olarak bazı zamanlarda kendinin üstlenmesi olabilir.