"Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a hakaret" suçlaması ile açılan dava için Ankara Adliyesindeki duruşmayı izlemeye sadece gazeteci Rahmi Yıldırım kardeşim gelmişti. Değerli ve vefalı kardeşim Yıldırım, web sayfasında, "Fahişeler Ve Gazeteciler" başlıklı yazısını bana "doğum günü ve meslekte 50. yıl hediyesi" olarak gönderdi.

Yıldırım, "Gazetecilik meslek örgütlerinin etik bildirgelerinde medyanın dördüncü kuvvet olduğu, yani yasama yürütme ve yargıdan oluşan devlet gücünü denetlemek ve uyarmakla yükümlü olduğu vurgulanır" diyor.

Önce "4. Kuvvet" vurgusuna şöyle itiraz edeyim.

Gazetecilik keşke dördüncü keşke "Dörtyüzüncü Kuvvet" olsaydı ama,

Özgür olsaydı, bağımsız kalsaydı, besleme olmasaydı…

Ve Rahmi kardeşimin yazısını özetleyeyim:

"John Swinton; The New York Times gazetesinde başyazar, The New York Sun gazetesinde yazar ve editör olarak çalışmış. Onuruna verilen ziyafette gazetecilik ve yandaş gazeteciler hakkında bir şeyler söylemesi rica edildiğinde, yandaş gazeteciliği şöyle tanımlamış:

'O gazetecilerin işi; gerçeği yok etmek, düpedüz yalan söylemek, saptırmak, kötülemek, servet sahiplerine dalkavukluk etmek, kendi gündelik ekmeği uğruna yurdunu ve soyunu satmaktır. Bunu siz de biliyorsunuz, ben de. Öyleyse şimdi burada 'bağımsız, özgür basının şerefine' kadeh kaldırmak saçmalığı da nereden çıktı? Bizler, sahne arkasındaki zengin adamların oyuncakları, kullarıyız. Bizler, ipleri çekilince zıplayan oyuncak kuklalarız. Yeteneklerimiz, olanaklarımız ve yaşamlarımız, hepsi başkalarının malı. Bizler entelektüel fahişeleriz.'

İddia ile söyleyelim, Türkiye'nin entelektüel fahişeleri, Amerikalı meslektaşlarını suya götürür susuz döndürür.

Türkiye'nin bilim düşünce dünyasının önemli insanlarından Niyazi Berkes, 'Unutulan Yıllar' adlı kitabında anlatır.

Devir Demokrat Parti, yani Adnan Menderes devridir. 1930'larda Kemalizm'i Marksist çerçevede tanımlama çabasındaki Kadro dergisinin önemli yazarı, artık DP'nin yayın organlarında Çakırbeyli Çiftliğinin ağasına methiyeler düzmekte, Menderes'in despotizmini demokrasi diye propaganda etmektedir.

Kalabalık bir ortamda ünlü yazarla karşılaşan Niyazi Berkes, etraf tenhalaşınca 'Ne oldu?' diye sorar.

Eski kadro yazarı;

'Niyazi, ben fikir orospusuyum. Bir orospu kim para verirse onunla yatmaz mı? İşte ben onlardan biriyim. Parasını aldığımız iştedir fark!' (Aktaran Niyazi Berkes, Unutulan Yıllar, İletişim Yayınları, İstanbul 2005, s: 87)

Berkes şaşırır, ne diyeceğini bilemez ama daha da şaşıracaktır. Bir gün sohbet ederlerken ünlü yazar aniden saatine bakar telaşlanır;

'Az kalsın geç kalacaktım, iftara davetliyim' deyip fırlar.

Berkes bir kez daha şaşırır. Zira ünlü yazarın dinle imanla ilgisi olduğunu daha önce hiç duymamış görmemiştir; iftara çağıran Necip Fazıl Kısakürek'tir.

O Necip Fazıl ki, Atatürk'ün vefatının ardından Cumhuriyet gazetesinde "Atatürk ıslahat tarihimizin en büyük çehresidir" diye yazmıştır.

Yassıada duruşmalarında hem Necip Fazıl hem de ünlü yazar, örtülü ödenekten para aldıklarını itiraf ederler.

Berkes'i şaşırtan ünlü yazar kim mi?

'Ben fikir orospusuyum' diyen ünlü yazar Burhan Asaf Belge'dir.

Meslektaşlarının, insan hakları ve barış eylemcilerinin içeri tıkılmaları için kalem oynatanlar, daha düne kadar F Tipi Cemaat sözcüsü olarak bilinirken bugün en azılı FETÖ düşmanı olarak basın davalarında bilirkişilik yapanlar bile vardır.

Peki, Cem Uzan'ın gazetesindeyken "Heil Recep!" diye yazan, neredeyse on yıldır da 'sabah şerifler hayrolsun' gazetesinde (Sabah Gazetesi - OU) Recep Tayyip despotizmini 'demokrasi' diye propaganda eden unsurun kim olduğunu çıkarabilir misiniz? (Engin Ardıç - OU)

Kalemini ruhunu servet ve iktidar sahiplerine kiralamayan, bataklıkta nilüfer gibi kalabilen Orhan abime ve fikir emekçilerine saygıyla…"

Teşekkürler Rahmi Yıldırım kardeşim.

Bil ki; 20 yıllık AKP iktidarı sonlandığında gazetecilik kisvesi altında Swinton'un tanımına uygun olan yandaş medyanın gerçek patronları tek tek ortaya çıkar…