Sevinçle buluşup hüzünle ayrıldığımız toplantılardan izler ve izlenimler…

24 Kasım nedeniyle eski- yeni öğrencilerimden o kadar çok kutlama mesajı aldım ki!

Canların sıkkın, ortamın toz duman, gaddarlığın ve acımasızlığın tavan yaptığı, vefanın tedavülden kalktığı, hüznün yorgun kalpleri daha da yorduğu, insanların en çok da kendine sığınmak yerine kendinden kaçtığı bugünlerde nefes açan, ilaç gibi gelen, göz yaşartan buluşma ve toplantılar planlamaya başladık…

 Çifte kavrulmuş anıları hatırlamak, çerçeveletilecek değerdeki sözleri paylaşmak, duygusal borçları ödemek için bazen eski ve eskimeyen dostlarla, bazen hemşerilerle, bazen öğrencilerle, bazen de meslektaşlarla buluşuyoruz…

Buluşmalar hemşeri ağırlıklı olunca! Mimarisiyle, müziğiyle, muhabbetiyle, damak çatlatan yemekleriyle daha doğrusu her şeyiyle çok güzel bir şehir olan Kars’ı masaya yatırıyoruz…

Yıllar sonra buluşulanlar meslektaş ağırlıklı olunca! Kimiyle ilk kez karşılaştığımız, kimiyle zaten tanışık, dost olduğumuz, ama hepsiyle ortak paydalarda buluştuklarımızla saatlerce sorunları konuşup, sorulara yanıt arıyoruz…

Buluşmalar öğrenci ağırlıklı olunca! Konu başlığımızı serbest bırakıyoruz. Herkes kendince sorun olanı masaya yatırıyor, hep birlikte tartışılıyor, sonuç alınmasa da rahatlama ortamı sağlanıyor, katılamayanlara telefon açılıyor, ya da mesaj yollayarak ispatı vücut ediyoruz…

Zorunlu açıklamama gelince!

24 Kasım nedeniyle eski- yeni öğrencilerimden o kadar çok kutlama mesajı aldım ki! Bugün hocalık damarımdan girerek, okurlarımın hoşgörüsüne sığınarak, tevazuun sınırlarını zorlayarak öğrencilerimle buluştuğumuz gecede; onların haddimi ve hakkımı aşan övgülerine yer vererek, kendime pay ve payeler çıkarmak istedim…

Servet Varlı dedi ki; (Mesleğimin ilk yıllarında okuttuğum) “Bize özgüven aşılayan, derslerde Tevfik Fikret’in mücadele azmini, Nazım Hikmet’in bağımsızlık ve yurtseverliğini, Atatürk’ün emperyalizmi yenmesini anlatan! Ve en önemlisi Neşe Doster’in karanlıkları zangır zangır titreten meşalesiyle yetiştiğim yıllar. 1970’li yılların Kars’ı! Edebiyat hocamız özgüveni tam bir şekilde derse giriyor. A. Hamid’in Makber adlı şirini okuyarak şiirin arka planını anlatıyor. Öyle duygulu, öyle içten anlatarak duygularımıza hitap ediyor ki Fatma hanımı görür gibi oluyoruz. Sizin ayakları yere sağlam basan bilge kişiliğinizi, alçak gönüllü duruşunuzu unutamıyorum. Bize edebiyat dersinde yorum yapmayı, sormayı, sorgulamayı öğrettiniz. Sayenizde kitap okumayı, şiir ezberlemeyi sevdim. Sizin metodunuzla bunları erken yaşta kavradığım için kendimi şanslı görüyorum.  Giyim kuşamınız, bilgi birikiminiz, dik duruşunuz öğrenciler arasında devamlı konuşuluyordu. Sormayı, sorgulamayı bize siz öğrettiniz.”

Aysel Boy dedi ki; “Hocam ne mutlu bana sizin öğrenciniz olma ve yıllar sonra sizinle karşılaşma, konuşma, sarılma, yazışma şansını yakalamışım. Sizi çok seviyor ve sizinle gurur duyuyorum.”

Sema Aytaç dedi ki; “Yalnızca yazdıklarınıza değil, dik duruşunuza ve vazgeçmeyişlerinize şapka çıkarılır, selam durulur. Sizi yaptıklarınız için ve yazdıklarınız için kutluyorum!”

Nehir Yılmaz dedi ki; “Bir gün kapıdan içeri genç, güzel, şık bir hoca girdi. Verdiği kitap okuma ödevini yaptığımda bana; “Nehir! Sen kitabı yeniden yazmışsın, bence kendi hikâyeni yaz!” dedi. Yazma serüvenim bu sözle başladı. Ne zaman bir kitabınız çıksa kitapçıya koşup, omuzlarım dik bir şekilde yazarı benin öğretmenimdir demenin tadını yaşıyorum.”

Dr. Nesrin Ülkü dedi ki; “Hayatımda yol alırken siz Neşe öğretmenimin eklediği taşlara basarak ilerledim. Hikâyemde önemli bir yeriniz var.”

Şule Ceren dedi ki; “Parlak gülüşünüz, sıcak bakışınız bize çok şey öğretti. Hayatıma dokundunuz, iyiliği, güzelliği, insan kalmayı öğrettiniz.”

Kars’tan sonra KAL’dayız…

Murat Deniz dedi ki; (Sesine ve bakışlarına yansıyan gururu saklamadan) “Neşe hocam! Okuldaki sohbetlerimizi unutamıyorum. Sizi Kars’ın karlı dağlarından, beni Denizli’nin bir köyünden alıp buluşturan Cumhuriyetin başarısıdır.”

Rojvan Odabaşı dedi ki; “Hocam öğrencilik yıllarımdan beri diliniz beni büyülüyor. Konuşmalarınıza gelerek sizin ses tonunuzdan bir şeyler dinleyecek olmak beni heyecanlandırıyor. Edebiyatı sevdiren tek hocamsınız. Hep merak ederdim bugün ne anlatacaksınız diye. Cümleleriniz hayatımda çok yer etti. 8 Mart’ta sizi yine keyifle hayranlıkla dinledim, boğazım düğümlendi çoğu yerde.”

Müge Orhon Eryılmaz dedi ki; (Önceleri öğrencim, sonra da Amaç Danışmanlık’ta iş ortağım) “Tanıdığım en emekçi, örnek aldığım kadınlardan birisiniz. Görüşemediğimiz yıllarda bile anne yakınlığı ile adınızı andım, hep yüreğimde hissetim sizi.”

 Tolga Gümüşay dedi ki; (“Kareli Öyküler, Pembe Tuvalet, Keskin Naneli, 6 Yıl Tam Pansiyon” gibi çok okunan kitapların yazarı) “Neşe Hocam! Edebiyata adanan kişiliğinizle bana ilham verdiniz. Sizin öğrenciniz olmak benim için büyük bir şanstı. Bu ayrıcalığı onurla taşımaya devam ediyorum.”

 Hemşerim Dr. Fatma Tombul dedi ki; “Senin tüm kitaplarını en az 2 kez okuyorum. Kaçırdığım bir yer olmasın diye. Çünkü üslubun, akıcılığın insanı soluksuz bırakıyor.”

Gazeteci Figen Atalay dedi ki; “Yazdıklarıyla, konuştuklarıyla, davranışlarıyla duygu ve düşüncelerini başkalarına nasıl geçireceğini çok iyi bilen ve bunu mükemmel uygulayan bir öğretmensiniz!”

Demem o ki; Sevinçle buluşup hüzünle ayrıldığımız bu sohbetleri ve bu duygu yükü ağır olan buluşmaları sürdürür müyüz bilmiyorum! Bildiğim o ki; haddimi ve hakkımı aşan bu sözleri duydukça ben sadece gözlerimi silip durdum…