Dün akşamın ilerleyen saatlerinde CHP Genel Sekreteri ve AKPM Üyesi Selin Sayek Böke’nin daveti ile İzmir’de TBMM ev sahipliğinde, fiziki ev sahibi İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kolaylaştırıcılığında toplanan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Sosyal İşler Komisyonu Toplantısı’nın “Kapsayıcı, Adil ve Sürdürülebilir Kalkınma” başlıklı açılış konferansına katıldım.

50 Avrupalı parlamenterin katılımıyla üç gün sürecek çalışma toplantıları öncesinde dün akşam AKPM Sosyal İşler Sağlık ve Sürdürülebilir Kalkınma Komisyon Başkanı ve CHP Genel Sekreteri, İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke, Avrupa Sosyal Haklar Komitesi Başkanı Karin Lukas ve AKPM Genel Sekreteri Despina Chatzivassiliou-Tsovilis açılş konferansında kürsüye çıkan isimler oldu. Açılış konferansını dinleyenler arasında toplantılar sırasında Avrupa Ödülü’ne layık görülen İzmir adına ödülü alacak olan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer de vardı.

Açılış konferansında Komisyon Başkanı olarak Selin Sayek Böke, toplantıların içeriği, sunulacak raporlar ve tartışılacak konularla ilgili bilgiler verdi.

AKPM Genel Sekreteri Despina Chatzivassiliou-Tsovilis (Hatzavasilyu-Çovilis), AKPM’nin sosyal, çevresel ve ekonomik haklar bağlamındaki çalışmalarını değerlendirdi. Avrupa Sosyal Haklar Komitesi Başkanı Karin Lukas ise güçlü refah devleti inşasında Avrupa Sosyal Haklar Komitesi’nin ve Avrupa Sosyal Şartı’nın rolünü, bu konudaki güncel gelişmeleri anlattı.

AKPM Sosyal İşler, Sağlık ve Sürdürülebilir Kalkınma Komitesi Başkanı, CHP Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Böke’nin açılış konferansındaki konuşmasından bazı satırbaşları ise şöyleydi:

SOSYAL ADALET YOKSA YIKIM KAÇINILMAZ

-“Dünya bir büyük değişimin eşiğinde:

Ekonomik düzenin ortaya çıkarttığı tahribat dünya coğrafyasının her yerinde, farklı oranlarda da olsa belirgin bir şekilde hissediliyor. Daha yoksuluz. Hayat çok daha pahalı. Hayatlarımız çok daha kırılgan.

Sosyal adaletin olmadığı yerde toplumsal barışın da yeşeremediği, ekonomik kapsayıcılığın olmadığı yerde demokrasinin de yıkıldığı gerçeği hayatın içinde yaşanıyor.

Toplumlar hep birlikte zenginleştiğimiz, herkesin fırsatlardan ve refahtan eşit şekilde yararlandığı bir düzen değişimini talep ediyor. Herkesin ekonomik ve sosyal haklarının güvence altına alındığı, yeni ve güçlü sosyal devlet ihtiyacı günden güne daha da belirginleşiyor.

İklim krizinin sonuçları yaşamlarımızı tehdit edecek kadar yakınımızda artık her birimiz için. Seller, kuraklıklar, yangınlar… Tüm bunlar çevreyi korumanın yaşamsal bir zorunluluk olduğuna ve yaşam hakkımızı güvence altına alabilmek için sağlıklı çevre hakkımızı da sonuna kadar savunmamız gerektiğini güçlü bir şekilde hatırlatıyor hepimize.

COVID-19 pandemisi ise halk sağlığını gündemimizin merkezine taşıyıverdi. Anayasal hakkımız olan sağlığın özel sektörün kar güdüsüne teslim edilmemesi gerektiğini, en temel insan haklarımızı – eğitim, sağlık, barınma, onurlu bir iş gibi – güvence altına alacak bir yeni kamucu anlayışa ihtiyaç olduğunu haykırdı adeta. Sağlık en temel insan hakkıdır, temel haklarımızın güvence altına alınması da kamu kaynaklarını yöneten iktidarların en temel kamusal görevi ve sorumluluğudur.

Ve pandemi aynı zamanda hayatımızın farklı boyutlarını da etkiledi. Teknolojinin ve dijitalleşmenin hayatımızdaki yeri hızlanarak arttı. Çalışma ortamlarımız değişti. Uzaktan öğrenmek, uzaktan çalışmak, evden üretmek zorunda kaldık. Ve tüm bu değişim emeğin haklarını tehdit etmeye başladı. E-ticaret sektöründe çalışan kuryelerin güvencesizliğinden uzaktan çalışmanın emekçiler için iş ve özel hayat arasında sınırları kaldırmasına kadar istihdam piyasasındaki birçok yeni sorun çözümlenmeyi bekliyor. Aynı şekilde pandemide gördüğümüz üzere, internet gibi en temel dijital kaynaklara erişimde öğrenciler arasındaki eşitsizlikler sırtımızı dönemeyeceğimiz gerçeklikler olarak kendini gösteriyor. Çok uzaklara bakmaya gerek yok, her birimiz kendi ülkemizde, içinde yaşadığımız toplumda işte tüm bu gerçeklikleri, belki farklı oranlarda, belki farklı hızlarda ama maalesef bir yıkım olarak yaşıyoruz.

-“Vatandaşlarımızın günlük hayatlarının merkezinde yer alan bu konuların, İzmir’in ev sahipliğinde AKPM Sosyal İşler Komitesi’nin toplantılarında tartışılacak olması büyük önem taşıyor.

İZMİR’E 2022 AVRUPA ÖDÜLÜ

Öte yandan milletvekili olmaktan her zaman büyük bir mutluluk ve onur duyduğum tarihi agoraları ile, tartışabilme farklı görüşleri dinleyebilme, farklılıklarla barış içinde yaşayabilme kültürü ve toplumsal hoşgörüsü ile öne çıkan İzmir’e, bu toplantılara ev sahipliği yapmanın ayrıca çok yakıştığını söylemek istiyorum.

Yani İzmir, binlerce yıllık tarihi boyunca her daim ekonomik gelişmenin, ticaretin, kültürün ve sanatın, bilimin ve felsefenin beşiği; farklı uygarlıkların buluştuğu çok güçlü bir köprü oldu. Bugün de Türkiye’yi Avrupa ile bütünleştiren önemli bir merkez olma niteliğini koruyor.

Nitekim İzmir, Parlamenter Meclisi’nin 2022 Avrupa Ödülü’nü kazanarak ülkemizin Avrupa ve dünyadaki konumuna ilişkin bu görüşümüzün ne kadar isabetli olduğunu bir kez daha göstermiş oldu, hepimizi gururlandırdı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu yıl kazandığı Avrupa Ödülü, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi tarafından Avrupa ideallerinin yaygınlaştırılmasını sağlayan en önemli ve en üst seviyedeki ödül olarak tanımlanıyor. 2022 yılında Avrupa Ödülü’nün İzmir ile buluşmasında emeği geçen herkesi bir kez daha tebrik ediyorum.

-“Konuşmamın başında da söylediğim gibi, hiç şüphesiz dünyada, Avrupa’da ve özellikle de ülkemizde, var olan ekonomik modellerin tartışılması ve sosyal adalete dayalı yeni alternatiflerin ortaya konulması ihtiyacını derinden hissettiğimiz bir dönemi yaşıyoruz.

2008-2009 küresel finansal krizinden sonra başlayan yeni bir düzen arayışı, küresel bir halk sağlığı krizi olarak ortaya çıkan ama kısa sürede hala daha derinden hissettiğimiz büyük sosyal ve ekonomik sonuçlar ortaya çıkartan COVİD-19 pandemisiyle daha da gündeme oturdu.

Yaklaşık 40 yıldır dünyada hakim olan ekonomik model -ki bunu neoliberalizm olarak ifade edebiliriz- bugün ortaya ağır bir bilanço koyuyor. Sık sık ortaya çıkan ekonomik krizler, derinleşen sosyal ve ekonomik eşitsizlikler, toplumda büyüyen gelir ve refah uçurumu, fırsatlara eşit erişimin neredeyse imkansız hale gelmesi, yukarı yönlü sosyal hareketliliğin durma noktasına gelmesi, güvencesizlik, kamunun kaynaklarının kamu yararı yani toplumsal fayda için değil şahsi kazançlar için yok edilmesi ve bunun ortaya çıkarttığı derinleşen yoksullaşma, küresel tedarik zincirlerindeki kopmalar, ekonomilerin dış şoklara karşı daha kırılgan hale gelmesi, siyasal sistemlerde ortaya çıkan çatlaklar ve kaçınılmaz olarak tüm bu süreçler sonucunda demokrasilerin içine girdiği kurumsal meşruiyet krizi…

Bugünün neoliberal düzeni toplumsal olanı değil bireysel olanı öne çıkartan, kamu yararını değil piyasa kazançlarını yücelten bir anlayışı temsil ediyor. Bu anlayışı siyasi, ekonomik ve sosyal düzlemde hakim kılmak için özelleştirme, kuralsızlaştırma, güvencesizleştirme süreçleri yürütüldü ve küçülme adı altında devleti yeniden yapılandırma yolu ile neoliberal dönüşüm kök saldı. Sonuçta geçtiğimiz on yıllarda halkın temel sosyal ve ekonomik haklarının budandığı bir yıkım gerçekleşti. Gelir adaletsizliği büyüdü. Emeğin milli gelir içindeki payları eridi. Ücretler çalışırken insanları yoksulluğa mahkum edecek düzeylerde kaldı. Prekarya, güvencesizlik arttı.

YENİ BİR SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKNMA HAMLESİ

Bugün geldiğimiz noktada, yüzde 1’in zenginleştiği, hatta şiştiği ve bu uğurda yüzde 99’un, yani bütün toplumun kaybettiği bu düzenin bu şekilde sürdürülemeyeceği açık bir gerçeklik. Verilere de çarpıcı bir şekilde yansıyan bu sosyal ve ekonomik buhranın işaret ettiği açık bir ihtiyaç ve hatta zorunluluk var: Halkın tüm kesimlerini dahil edecek kadar kapsayıcı, ortaya çıkan zenginliğin tüm toplum tarafından eşit paylaşılmasını sağlayacak kadar adil, her türlü belirsizliği, istikrarsızlığı ve çevresel yıkımı ortadan kaldıracak kadar sürdürülebilir yeni bir kalkınma -salt büyüme değil, kalkınma- hamlesinin hayata geçirilmesi gerekiyor.

Artık kimseyi arkada bırakmadan, hep birlikte zenginleşmeyi konuşmak zorundayız. Hep birlikte refah içinde yaşayabileceğimizi, herkesin sosyal imkan ve fırsatlara eşit olarak ulaşabileceği, sosyal eşitlikçi ve kamu kaynaklarının şahsi kazanç için değil kamu yararı gözeterek hak temelli düzeni güvence altına almak üzere yönlendirileceği bir politika çerçevesini konuşmak ve var etmek zorundayız.

Bu ihtiyaç ve zorunluluktan hareketle, bugün gerçekleştirdiğimiz bu toplantıya da ismini verdiği şekliyle kapsayıcı, adil ve sürdürülebilir bir kalkınma modelini nasıl inşa edeceğimizi çok sesli ve bütün sosyal tarafların katılımıyla ele almamız gerekiyor. Ulusal ve uluslararası düzeyde ekonomik ve sosyal konseyleri toplayarak yapmamız gerekiyor.

-“Çalışmalarımızda tartışacağımız bir diğer rapor “iklim krizine karşı Avrupa Konseyi deniz ve okyanus stratejileri”. Tam da okyanusları ve denizleri aşarak Brezilya’dan Aliağa, İzmir’e doğru yol alan asbestli gemi Sao Paulo’nun yolculuğu büyük bir toplumsal farkındalık yaratılarak ve güçlü bir demokratik irade ve mücadele sayesinde durdurulmuşken bu raporu tartışacağız.

Bu raporda sağlıklı çevre hakkımızı koruma altına alan pek çok uluslararası sözleşmenin önemini ve halkın sağlığını ve çevreyi korumak adına nasıl daha etkin uygulanabileceğini ve iyileştirilebileceğini tartışacağız. Örneğin, tehlikeli atıkların transferini önleyen 1992 Basel sözleşmesinin, gemilerin geri dönüşümünün güvenli ve çevreyi koruyarak yapılmasını güvence altına alan 2009 Hong Kong sözleşmesinin etkinliğinin nasıl arttırılabileceğini tartışacağız…”

DESPİNA İLE SİNOP VE SELANİK SOHBETİ

Tarihi Havagazı Fabrikası’ndaki AKPM Komisyon Toplantılarının açılış konferansının ardından açık havadaki neşeli kokteylde AKPM Genel Sekreteri Despina ile sohbet etme şansımız oldu. Bizden biri havasındaki Despina’nın aile büyükleri tevekkeli değil meğer Sinoplu imiş. Hatta kendisine İzmir’deki “Karantinalı Despina”dan ve İstanbul Kurtuluş’taki ünlü mekan Despina’dan bahsettik. Bendeniz de ona Selanik’ten İzmir’e gelen eşimin annesinin büyüklerinden bahsettim.

AVRUPA KONSEYİ PARLAMENTERLER MECLİSİ (AKPM) NEDİR?

 Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM), Avrupa Konseyi’nin temel organlarından biridir. Konsey’in organları, karar organı olan Bakanlar Komitesi, danışma organı olan Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM), yerel yönetimlerin geliştirilmesini amaçlayan Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’dir.

Avrupa Konseyi’nin 46 üye devletinin ulusal parlamentolarından 306 parlamenterden oluşan AKPM, Strazburg’da bir haftalık genel kurul oturumu için yılda dört kez, Daimi komisyon yılda üç kez toplanır. AKPM üyeleri, her üye ülke parlamentosundan, parlamentodaki temsil dengesini yansıtacak şekilde seçilir. Her üye devlete ayrılan parlamenter sayısı, o ülkenin nüfusuyla orantılıdır ve Türkiye’den de 18 asil, 18 yedek üye yer almaktadır. AKPM bünyesinde, raporların hazırlandığı ve kendi alanlarında üye ülkelerdeki insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin durumunu takip eden 9 genel komisyon bulunmaktadır. Başta raporların hazırlanması olmak üzere birçok AKPM faaliyeti komisyonlar düzeyinde gerçekleşmektedir.  Komisyonlarda parlamenterlerin hazırladığı raporlar AKPM Genel Kurulunda görüşülerek oylanır ve karara bağlanır

AKPM-SOSYAL İŞLER, SAĞLIK VE SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA KOMİSYONU NEDİR?

 CHP Genel Sekreteri ve İzmir Milletvekili Doç. Dr. Selin Sayek Böke’nin AKPM’nin Strazburg’da 2022 Ocak oturumunda başkanlığına oybirliğiyle seçildiği, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Sosyal İşler, Sağlık ve Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu, toplumdaki savunmasız grupların durumunu özel olarak dikkate alarak, sosyal haklar ve sosyal politikalar, halk sağlığı, sürdürülebilir kalkınma, ekonomik işbirliği ve kalkınma konularında çalışmalar yürütüyor.

Toplamda 85 üyesi bulunan Sosyal İşler, Sağlık ve Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu’nun gündeminde, üye devletler içinde sosyal barışı geliştirmenin yolları, ekonomik gelişmelerin ve pandeminin sosyal yönleri, çocukları, yaşlıları, engellileri etkileyen sosyal politikalar ve sağlık politikalarının geliştirilmesi gibi konular bulunuyor. Komisyon, AKPM adına Avrupa Sosyal Şartı ve diğer ilgili Avrupa Konseyi sözleşmelerinin üye devletler tarafından hangi düzeyde uygulandığını da değerlendiriyor.