Bir zamanlar "Moda'nın İki Melih'i" başlıklı bir yazı kaleme almıştım. İstanbul'daki muhitim Moda'daki iki güzide insanı, iki değerli büyüğüm ve dostumu anlatmıştım o yazıda. Ki, geçenlerde kaybettiğimiz şair ve duayen eczacı Melih Ziya Sezer ile gazeteci-yazar Melih Aşık da ahbaptı. Melih Aşık ağabeyime sağlıklı uzun ömür diliyorum. 

Bu yazıda da İzmir'de tanıdığım ODTÜ'nün iki Mehmet'inden, ODTÜ'nün memlekete armağan ettiği iki adaştan söz edeceğim. 

ODTÜ'LÜ MÜHENDİS MEHMET

ODTÜ'nün iki Mehmet'inin yolu ODTÜ'den  uzun yıllar sonra  da Türk futboluna İzmir'den katkıda bulunurken kesişti. 

Mehmet Sepil, küçüklüğünde Göztepe kulüp binasının hemen dibinde Güzelyalı'da oturuyordu. İlkokulu da bu semtte okumuştu. Üniversite için yolu Ankara'da ODTÜ'ye düştü. İnşaat mühendisi oldu, bu alanda yüksek lisans yaptı. Başarılı profesyonel kariyerinin ardından kendi şirketlerini kurdu ve adını başarılı iş insanları arasına yazdırdı. Yıllar sonra çocukluğunun Göztepe'sine daha yakından bakmaya başladı. İngiltere'de futbolu yakından izliyordu. Yeniden eski günlerini arayan, düştüğü amatörden sıyrılıp A.Ş. haline gelerek 3. Lig’den 2. Lig’e çıkan ama burada patinaj yapan profesyonel futbol şubesini sekiz yıl önce devraldı. 

Sepil, işe Urla Adnan Süvari Tesisleri'ni tamamlayıp mükemmel hale getirerek başladı. Takımı devraldığı ilk sezonda TFF 1.Lig'e çıkardı. Bu ligdeki ikinci sezonunda ise başkan Sepil, Göztepe'yi play-off'tan üçüncü takım olarak TFF 1'den 14 sezon aradan sonra Süper Lig’e çıkardı. 

Göztepe, maçlarını 9-10 bin kişilik uzaktaki Bornova Stadı'nda oynadı ilk 3,5 sezonda.  Ilk sezona Tamer Tuna ile başladı ve büyük bir başarı ile ligi 6. sırada tamamladı. Ertesi sezon krizli geçti ve Kemal Özdeş ve Bayram Bektaş sonrasında takım  son düzlüğe düşme hattında girince Tamer Tuna geldi ve takım son hafta evinde Ankaragücü'nü 2-1 ile geçerek ligde kalmayı başardı. 

Taraftar takımın yukarıya oynamasını, Avrupa'ya gitmesini istiyordu. Üçüncü sezon İlhan Palut ile başladı. Dördüncü sezonda Ünal Karaman vardı ve bu iki sezonda takım düşme tehlikesi yaşamadı ama yukarıya da oynayamadı. Dördüncü sezonun ortasında Göztepe'nin yüz yıllık hayali olan Göztepe Gürsel Aksel Stadı açıldı ve eve dönüldü. Sepil’in olağanüstü çabasıyla Göztepe stadına kavuştu. Beşinci sezonun ilk birkaç haftasından sonra ise uzun süredir radarda olan Nestor El Maestro ilk yabancı teknik direktör olarak geldi ama ikinci yarıdaki üst üste 7 yenilgi onun sonu oldu. Gerisi malum, Göztepe sezon sonunda küme düştü. 

Son 1,5 sezon pandemi koşullarında oynanan lig, boş tribünler, yayıncı kuruluşun indirimi, ticari gelirlerin dibe vuran ekonomi ile birlikte minimuma inmesi Sepil’in sportif başarı hedefinde sapma oluşturdu. Keza futbol akademisi de Torbalı'daki saçma sapan bir karara takıldı. 

Sepil, takımın küme düşme tehlikesi yokken de Göztepe'nin kimseye ihtiyaç duymadan kendi ayakları üzerinde duracak kıvama gelmesiyle birlikte misyonunu tamamlayıp kenara çekileceğini, profesyonel futbolu devredeceğini net bir şekilde açıklamıştı. Şimdiki devrin küme düşmekle ilgisi yok. Ancak hissesinin çoğunluğunu devrederken de Göztepe'nin iyiliği için adım atıyor. Devredeceği ciddi bir futbol yatırımcısı muhatap var. Yoluna giren Torbalı arazisinde akademiye destek olacak ve üstelik amatör şubeler de kendisinde olacak. Devri de karşılıksız yapıyor. Daha ne yapsın? Bu topraklardan aldıklarını  bu topraklara spor yoluyla ve istihdam yaratarak geri veriyor. Komformist bir hayatı  sürmek yerine hayallerinin peşinden gidiyor. 

Takım küme düşerken de ne teknik heyetten ne ne futbolculardan ne de yönetimden kimseyi taraftarın önüne atmadı, sorumluluğu üstlendi. Esaslı bir karakter gösterdi. İşte bu karakterde ODTÜ de var. ODTÜ'de geçen yılların da izi, katkısı var. 

Tabiî ki Sepil’in duruşu, bakışı, karakteristiği ile Türk futbolunun yapısı ve işleyişi örtüşemedi. Sepil, rasyonelite, akıl, mantık, sorumluluk demekti. Futbolun saatinin zembereği ile Sepil’in saatinin zembereği farklıydı. Futbolun bozuk düzenine çomak sokarken yalnız bir kovboy gibiydi. Aynı uyumsuzluk hepsi demek haksızlık olur; bir kısım taraftarla da yaşandı. Plan programsız hemen sportif başarı isteyen bir kısım hoşnutsuz taraftarın vizöründen farklı bir Sepil gözüküyordu ama o da ODTÜ'lü Sepil'di ve edindiği duruşu bozmaya hiç niyeti yoktu. 

ODTÜ İŞLETME'NİN MEHMET'İ 

Mehmet Sepil’le adaşı Seyit Mehmet Özkan’ın yolu evet, ODTÜ'den sonra İzmir'de futbol nedeniyle kesişti. Altınordu FK Başkanı Mehmet Özkan da futbola gönül verdi iş insanı olarak belli bir noktaya gelince. O da ODTÜ'de işletme okumuş, kampüsün tozunu yutmuştu. Serde düzene karşı olmak vardı. Buca'daki denemeden sonra Altınordu'nun futbol şubesini devraldı ve Altınordu Futbol Akademisi'ni (ALFA) de kurarak yetiştirici ağırlıklı, aynı zamanda yarışan bir takım oluşturdu. Teknik direktör Hüseyin Eroğlu ile kader birliği yaptı. 10 yıl onunla çalıştı geçen sezon sonunda teknik direktör de yetiştirme kararını hayata geçirerek. Şimdi Hüseyin Hoca’nın yardımcısı Ufuk Hoca ile devam ediyor. 

ODTÜ'lü Mehmet Başkan Altınordu'yu önce 2. Lig’e sonra da 1. Lig’e taşıdı. Hiç düşmeden bu sezona kadar getirdi. Üstelik iki sezon önce play-off'a çıkardı ve takım son dakikada yediği golle Süper Lig’in eşiğinden döndü. Üstelik bu başarılar altyapı patentli oyunculara takviye yerli ağabeyleri geldi. Başkan hiç yabancı oyuncu almadı. Dahası bu kadar başarı her sezon takımın boşalmasına karşın elde edildi. Altınordu Avrupa liglerine ve Süper Lig’e çok sayıda oyuncu gönderdi. Çağlar ve Cengiz gibi A Milli Takımda da sürekli yer alan, İngiltere ve İtalya'da forma giyen marka futbolcular yetiştirdi. Evvelki sezon da Burak'ı Bundesliga'ya gönderdi. Şu anda Süper Lig’de forma giyen çok sayıda ALFA patentli futbolcu var. 

Mehmet Özkan açıklamalarını kulüp sitesindeki yazılarıyla yapıyor. Altınordu nedir, ne değildir anlamak isteyenler sitedeki yazılara baksa yeter.  O da adaşı Sepil gibi çok gözönünde olmayı sevmiyor. Hayatı kendisi, ailesi için yaşamayı seviyor. Çocuğum yok diye dert etmiyor; yüzlerce, binlerce çocuğun elinden tutup profesyonel futbolu meslek olarak sürdürmeleri için ortam sunuyor. 

Iki  Mehmet'in işi de ün ile değil un ile... Yeter ki ellerinde un, yağ, şeker olsun; helva yapmakta son derece mahirler. Zaten güzel de paslaşıyorlar, iyi arkadaşlar. Kim ODTÜ'nün, orada gelişen kişiliklerin bu anlaşmada payı yok diyebilir? Mutlaka vardır. 

İki Mehmet'i de tanıdım; Sepil’i yakından, Özkan'ı da bir ölçüde. İkisini de tanıdığım için çok mutlu olduğumu söylemeliyim. İzmir'deki hayatımın renklenmesinde sarı kırmızı ve kırmızı lacivert renkler ile iki Mehmet'in, iki feyz aldığım ağabeyimin çok önemli katkısı var. İyi ki İzmir’in ve Türk futbolunun iki Mehmet'i var. Onların İzmir ve Türk futboluna katkıları tarihin yazacağı kadar oldu daha şimdiden.

Şu soruyu sormadan olmaz: Ya iki Mehmet olmasaydı? Biri Göztepe'nin biri de Altınordu'nun başına konmasaydı talih kuşu gibi?

DEVRİM'DEKİ MEZUNİYET GEÇİTİNDEN ESİNLE ...

Son dönemdeki ODTÜ'nün Devrim Stadı'ndaki mezuniyet töreni olacaktı, olmayacaktı tartışmaları sonunda öğrenciler ve mezunların törenine izin verilmesiyle noktalandı. Bendeniz de bu vesileyle ODTÜ'ye başka bir bağlamda eğilmek istedim. İnanıyorum ki, önceki gün Devrim'de binbir çeşit yaratıcı pankartla yürüyen ODTÜ mezunları arasından nice Mehmet'ler ve tabii nice Ayşe'ler çıkacaktır. ODTÜ'yü, ODTÜ'nün memlekete katkısını anlamak için o pankartlara bakın, Mehmet'lere bakın yeter.