Nagehan Alçı, medyada iktidar ile 15 Temmuz’dan sonra “FETÖ” adının verildiği ve dilimize o şekilde yerleşen malum sözde cemaatin oluşturduğu medya ikliminde parlatılan bir figür. Bunun altını kalın çizgilerle çizelim.  Bu süreçte Nagehan Alçı’nın evlendiği, eşi olan figürün de FETÖ’nün vurucu gücü Taraf’ta peydah olduğunu ve bilahare iktidar mecralarında boy göstermeye başladığını da hatırlayalım. Ancak, Nagehan’ı ilk olarak Akşam’dan, oradaki muhabirliğinden hatırlıyorum. En azından bendeniz öyle hatırlıyorum. Karamehmet dönemi… Merkez medyaya henüz çökülmemiş… Tuncay Özkan’lar orada… İsmail Küçükkaya Akşam’ın genel yayın yönetmeni. Nagehan da ‘acar’ bir muhabir.

‘YENİ TÜRKİYE’NİN MEDYADAKİ YENİ FİGÜRÜ

Yeniden en baştaki cümleye gelelim… Nagehan, önde olmak istiyor, vitrine çıkmak istiyor. Yeni devre uyarak bunu başarabileceğini fark ederek adımlarını hızlandırıyor. Muhatabı da bunu fark edince buluşma gerçekleşiyor. Nagehan, ‘yeni Türkiye’nin, AK Parti-Erdoğan iktidarının borazanı, o zamanki malum cemaatin, şimdiki FETÖ’nün gözdesidir artık. Ailece atışlarını hızlandırıp yeni iktidarın iyice yerleşmesi için ellerinden geleni ardına bırakmayanların önde gelenlerindendir artık.

SON YEREL SEÇİMLER VE HABERTÜRK

31 Mart 2019 yerel seçimlerinin ve özellikle İstanbul Büyükşehir tekrar seçiminin ardından ise yaklaşık 17 yıl sonra yeni bir durum doğmuştur. AK Parti’nin, Erdoğan’ın yenilebileceği görülmüştür. Kılıçdaroğlu’nun siyasi aklıyla gelen başarının genel iktidarı da getirebileceği konuşulmaya, yazılıp çizilmeye başlanmıştır. Bu çerçevede Ciner Medya Grubu’nun, özellikle haber kanalı olan Habertürk’ün ve Habertürk internet gazetesinin iktidarın tasallutunu unutmadan fakat bir parça da olsa daha dengeli bir yayın politikası izlemeye başladığını görüyoruz. Habertürk, arada ‘fırça’ yiyip geri çekilse de muhalefete de yer vermeye, hükümetin kontrolündeki medyaya göre nispeten muhalefetin sesini de duyurmaya yönelmiştir. Nagehan da bu süreçte Habertürk yönetimince tam da bu çizgiye oturtulmuştur. O yüzden Nagehan şimdilerde bazen iktidarı eleştiren cümlelerle karşımıza çıkmaktadır. Ve işte o yüzden Nagehan, Ekrem İmamoğlu’nun davetini kabul ederek Doğu Karadeniz gezisine katılmıştır. Nagehan’ın bu davete katılmasını, geziyi izlemesini şahsen değil, çalıştığı medya grubunun görevlendirmesiyle yaptığını şuraya not edelim.

HER DEVRİN FİGÜRÜ OLMAK, SU AKARKEN KÜPÜ DOLDURMAK…

Peki sadece bu kadar mı? Değil… Nagehan, her devrin figürü olma, gemisini her devirde yürütme sevdasındadır. Son 15 yıllık dönemde bu yüzden var. Ekrana da uygun olduğunu iyi biliyor, ekran sahipleri de aynı gerekçeyle bir ekran yüzü olarak onu kullanmayı yeğliyor. Bu bir karşılıklı alışveriş. Pragmatik bir ilişki. Nagehan diyor ki, gün bugün, küpümü doldurmam lazım su akarken… Tıpkı Nazlı Ilıcak gibi… O da alımlı bir kadındı. Hep gündemde kalmak isterdi. Önde olmak isterdi. Kim iktidardaysa, hava nereye dönerse oraya yamandı. Demirel’den. Özal’dan cemaate (FETÖ) kadar …  Bir sokak kahvemiz var yaşadığım muhitte ve orada zaman zaman akademik bir hava da eser. Erdal’ın Yeri’ndeki kalabalık bir masada Nagehan gündeme geldi. Sohbetin bir yerinde Nagehan için “Zamanımızın Nazlı Ilıcak’ı” tanımım kabul gördü. Masadaki Nahide Hanım, “İşte tam da bu,” dedi, “evet, Nazlı Ilıcak!” Bu tanım masada genel kabul gördü. Tabii Nazlı Ilıcak’ın hakkını teslim edelim; o Nagehan gibi yüzeysel değil. Kendine göre entelektüel. Bilgi birikimi yüksek. Çok iyi eğitimli. Aile olarak siyasi arka planı da (DP) var. Nazlı Ilıcak, Uğur Mumcu’nun karşısındaki bir figürdü siyasi tartışmalarda. Kerterizi buradan alabiliriz kıyaslama yaparken.

YAN YANA GEÇERKEN O YEMEK GELDİ AKLIMA

Geçenlerde İstanbul’dayken yolum Teşvikiye’ye düştü. Orhan Pamuk’un Kara Kitap’ında yer verdiği Teşvikiye Caddesindeki Alaattin’in Dükkanı’nın yanındaki ışıklarda karşıya geçmeyi beklerken tam karşımda belirdi Nagehan. Spor şıklığı içinde ve makyajsızdı. Yeşil yanınca yan yana geçtik gittik zıt yönlere. O karşılaşma bendenizi 2008’e götürdü, Boğaz’daki ünlü bir lokantada yan yana oturduğumuz, 10-15 kişilik kalabalık masadaki bir yemeğe… İsmail Küçükkaya da vardı o yemekte, Akşam grubundan gazeteciler dışında farklı gazetelerden, hatta henüz FETÖ’ye geçmemiş olan Kanaltürk’ten ekran yüzleri de. Muhabir imzasından bildiğim Nagehan’la o ilk temastan sonra tabii farklı bir dünyaya kapıkulu olduğundan beri hiç temas etmedik.

BİR FOTOĞRAF KARESİ VE ÖTESİ

Biliyorum, şimdi diyeceksiniz ki “Ekrem İmamoğlu ile Nagehan Alçı’nın yan yana gelmesi, o meşhur olan otobüs fotoğrafı hakkında ne düşünüyorsun?” Halk TV’de İsmail Saymaz o fotoğrafın arka planını anlattı. İmamoğlu’nun gezisine birçok kanal, gazeteden 35-40 kadar isim davet edilmiş. Ayrıca her gidilen yerdeki yerel basın temsilcileri, muhabirleri de. Yani, İmamoğlu’nun Doğu Karadeniz gezisine davet edilenler sadece otobüste poz verenler değil. Oradaki isimler de diğer gazeteciler gibi minibüslerle dolaşmış fakat gezinin sadece bir noktasında köşe yazarları olarak bir saat İmamoğlu ile otobüsünde birlikte olmuşlar, bir çeşit basın toplantısı yapılmış. Bu usul vardır; seçim gezilerinde liderlerin arada bazı gazetecileri yanına aldığı vakidir. Bu sadece Erdoğan’ın uçağında olmuyor. Erdoğan’ın keşfettiği bir şey değil. Zaten fotoğrafa bakıldığında otobüste İmamoğlu’nun aile yakınlarından İYİ Parti il başkanına kadar bir topluluk var, sadece gazeteciler yok. Nagehan Alçı’dan başka o anda otobüste Ertuğrul Özkök, İsmail Saymaz, Özlem Gürses, Akif Beki gibi isimler de var. Sözü hiç dolandırmayacağım; siyasi iletişim, kitle iletişim araçlarını kullanma vb. hangi açıdan bakarsanız bakın Ekrem İmamoğlu’nun gezisine çok çeşitli medya organlarından isimler çağırması yerinde bir davranış. Habertürk’ün, onun ekran yüzü ve kalemi Nagehan’ın çağrılmasını da bu bağlamda değerlendirmek gerekir. Ertuğrul Özkök’ü de, Akif Beki’yi de…  Ne yapsaydı İmamoğlu; sadece “kendi mahallesinin” gazetecilerini çağırıp o ses getiren geziyi sadece kendi mahallesine mi anlatsaydı? Muhalefetin çemberi kırması gerekiyor, tabanını genişletmesi gerekiyor, oy transformasyonu yapması gerekiyor… Bu nasıl olacak? Sadece kendi mahallene konuşarak mı? Bir siyasi figür, parti ne kadar geniş bir yelpazedeki kitle iletişimi aracıyla buluşursa o kadar geniş seçmen kitlesine ulaşır. Devamlı aynı isimlere, aynı organlara hitap ederseniz daha farklı kitlelerle buluşamazsınız, hapsolur kalırsınız olduğunuz yerde.

AKILLI BİR GEZİ

Bu yazı bağlamında şu notları da düşmeliyim. Trabzonspor’un şampiyonluğunu iktidar fena halde kullandı, adeta ‘çöktü’ Trabzon’a. Oradan ‘prim’ elde etmek istedi; hayat pahalılığını, yüksek enflasyonu, genç eğitimli işsizliği ve daha pek çok yakıcı sorunun üzerini örtmek istedi. CHP, Trabzonlu olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu’nun Doğu Karadeniz gezisini onaylayarak çok yerinde bir adım attı. İktidarın hamlesini boşa çıkardı; İmamoğlu, Trabzon’u da aşan bir şekilde, Rize ve Artvin ile sahil ilçelerini de kapsayan mitingleriyle Doğu Karadeniz’i salladı adeta. Akıllı bir gezi oldu. İmamoğlu’nun konuşmalarının bir kısmını canlı dinledim, bir kısmını haberlerde okudum; doğru bir hareket tarzı izledi; 6’lı masaya bağlılığını, onun bir neferi olarak sahada olduğunun altını çizdi. İstanbulluları temsil ettiğini vurguladı. Ancak şu da bir gerçek ki İmamoğlu kim ne derse desin müstakbel cumhurbaşkanı adaylarından da biridir. CHP’nin 6’lı masaya önerebileceği Kılıçdaroğlu, Yavaş gibi figürlerin yanında İmamoğlu opsiyonu da değerlidir, bir zenginliktir. Meral Akşener de 6’lı masanın bir alternatif ve zenginliğidir. 6’lı masanın adayını sonuçta kamuoyu belirleyecektir ve farklı seçenekler bu bağlamda avantajdır. Farklı seçenekler tartıya çıkacak ve ağır basan kimse o aday gösterilecektir. Keşke İmamoğlu ve Yavaş dışında bir isimle kazasız belasız ilk turda işi bitirecek bir aday çıkarsa da 6’lı masa kamuoyunun benimseyeceği, Millet İttifakı, 6’lı masa iki belediye başkanlığını koruyarak seçime girse. Ancak kamuoyu “İmamoğlu” veya “Yavaş” mesajı verirse de yapacak bir şey yok. O zaman genel iktidarı almak için bir belediyenin yönetiminden bir yıllığına vaz geçeceksiniz bilahare geriye almak üzere. Gerçekçi yaklaşım, akıl ve mantık, siyasetin ruhu bunu emrediyor. Kimbilir belki de bu adı geçen isimlerin dışında bir isim de benimsenir kamuoyunca ve adaylaşır. Ancak şu notu bir daha, bir daha düşmezsem olmaz; 6’lı masanın cumhurbaşkanı adayı ilk turda karşısındaki müstakbel aday Erdoğan’ı sandığa gömecek güçlü, güvenilir, inanılır, Erdoğan’ın hakkından gelecek bir figür olmalıdır. İşi ikinci tura yıkma anlayışıyla gidilecek bir seçimi muhalefete hiç önermem. Birinci ve ikinci tur arasındaki o ara çok tehlikeli ve dumanlı bir havadır. Malum, kurt dumanlı havayı sever. Fakat Kılıçdaroğlu’nun bundan sonra yaş tahtaya basacağını hiç sanmıyorum; liderliğini konuşturacaktır, muhalefetin kazanması için ferasetini ortaya koyacaktır. Üzerindeki büyük sorumluluğun, Türkiye’nin değişim ihtiyacının ayırdındadır. Bu nedenle kılı kırk yaracaktır. Optimal kararlar için başlıca partneri ise kamuoyudur, halktır ve tabii özellikle kader birliği yaptığı Akşener’dir.