Orhan Erinç'e veda: Tepeden tırnağa bir gazeteciydi

Tepeden tırnağa gazeteciydi Orhan Erinç. Gazeteciliğin bir yaşam tarzı olduğunu savunurdu. Gazeteciliğin yazı çizi dışı başka işler yapmasına soğuk bakanlardandı. Siyasetçi ya da sanatçı, iş insanı ya da sporcu haber kaynaklarıyla temas mesafesini olmazsa olmaz bir zorunluluk olarak görürdü.

Dün öğle sularıydı, telefonuma bir mesaj geldi. Gönderen Sibel Güneş’ti, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri. Okudum mesajı, bir daha okudum. Sonra derin bir iç çektim. Mesleğimizin abide ismi Orhan Erinç artık yoktu. Tarifsiz bir üzüntü kapladı içimi. Orhan Erinç’le Cumhuriyet’te mesai yapmadım. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti başkanlığında da onunla beraber kurullarda çalışmadım. Öyle çok yakın bir mesaimiz hiç olmadı. Onun sendika başkanlığına yetişemediğim için ilişkimiz genelde gazeteci-Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı/Cumhuriyet Gazetesi Vakfı Başkanı ilişkisiydi. Ben sorardım hep o da yanıtlardı, her kelimeyi özenle seçerek ve en detaylı şekilde.

Ama dedim ya başka severdim Orhan abiyi. Tevazu sahibiydi, samimiydi ama her zaman belli bir mesafedeydi. Oldum bittim abilik kavramını sevmem. Hele bizim meslekte hiyerarşi kurmanın bir aracıdır, abilik yapmak. Ablalık pek o kadar yoktur ama abilik feci bir hiyerarşi aracıdır. Orhan abi sayesinde abiliğin bir hiyerarşi değil de saygı kavramı olduğunu anladım. 1936 doğumlu Orhan Erinç, kendisinden sadece dört yaş büyük olan Nail Güreli ve Altan Öymen’e hep “abi” diye hitap ederdi. Onlardan bahsederken de “Altan abi” ya da “Nail abi”... Her zaman zarifti, kırmaz dökmez, lisan-ı münasip ile konuşurdu.

Orhan Erinç'e veda: Tepeden tırnağa bir gazeteciydi - Resim : 1

“HEM BİR İSTANBUL BEYEFENDİSİ HEM DE TEPEDEN TIRNAĞA GAZETECİYDİ”

Kırçıllı kahverengi ceketi, röportaj sonunda odasında yaktığı sigarası, bacak bacak atma tarzıyla da tam bir İstanbul beyefendisi idi. Her ne kadar Balıkesir doğumlu olsa da bir defa dedelerinin Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden sonra galiba Bursa’dan İstanbul’a yerleştiğini söylemişti. Benim gibi doğma büyüme Kadıköylüydü hatta tam da Göztepeli. Ve tabii ki (bir otuz senedir değişti ama) her Kadıköylü gibi Fenerbahçeliydi. Galiba bir dönem futbol da oynamış. Fenerbahçe’de değil de galiba Hilalspor ya da Gözcübaba’da.

Tepeden tırnağa gazeteciydi Orhan Erinç. Gazeteciliğin bir yaşam tarzı olduğunu savunurdu. Gazeteciliğin yazı çizi dışı başka işler yapmasına soğuk bakanlardandı. Siyasetçi ya da sanatçı, iş insanı ya da sporcu haber kaynaklarıyla temas mesafesini olmazsa olmaz bir zorunluluk olarak görürdü. Yukarıda dediğim gibi sıkı bir Fenerbahçeliydi ama kulübü üyesi olmayı aklından bile geçirmediğini söylerdi. Hep Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın üyesi olmakla övünürdü. Tabii ki Cumhuriyet gazetesine yapılan 2016 operasyonunda sendikanın aldığı pozisyonun kendisini üzmüş olduğunu hatırlatmazsak onun gazetecilik ilkelerine haksızlık etmiş oluruz. O yüzden bunu da not düşmek boyun borcu.

“BU DÖNEMİN TÜRKİYE’YE VERDİĞİ ZARARI DAHA ÖNCEKİ DÖNEMLERDE YAŞAMADIĞIMIZI SÖYLEMEK MÜMKÜN”  

Orhan Erinç, her zaman Türkiye’de demokrasinin kurumsallaşmasının en temel konu olduğunu söylerdi. Laikliğin büyük bir teminat olduğunu dile getirir basın gibi yargının mutlaka bağımsız olması gerektiğinin altını çizerdi. Ama son dönemde yargının kendisinin gazeteci olarak 70 yılına tanık olduğu Cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadar siyasileşmesini demokrasi bakımında çok sıkıntılı olduğunu ifade ederdi. 2018’de o dönem Cumhuriyet gazetesi İcra Kurulu Başkanı olan Akın Atalay, cezaevinden tahliye edildikten sonra konuştuğumuzda yargıyla ilgili şunları söylemişti:

“Demokrat Parti döneminde bir Tahkikat Encümeni kuruluşu var. Tahkikat Encümeni neden kuruldu? Demokrat Parti de yargıyı ele geçirmek istiyordu. Ancak yargı direnince istediklerini uygulatmadı. 15 üyesine yargıç ve savcı yetkisini vermek durumunda hissetti kendisini. Yargının ele geçirilme meselesi Demokrat Parti’yle başlamıştır ama o dönemin yargıç ve savcıları biat etmediler. Daha sonraki süreçlerde yargının önce şu anda terör örgütü olarak nitelenen Fetullahçıların sonra da Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kontrolüne girdiğini biliyoruz. Bunun Türkiye’nin önde gelen politikacıları da söylüyor. Bu dönemin Türkiye’ye verdiği zararı daha önceki dönemlerde yaşamadığımızı söylemek mümkün.”

HER ŞEY BAĞIMSIZ GAZETECİLİK İÇİN

Gazeteciliğe Son Posta’da başlamıştı. Bugün adı sanı bilinmeyen bu gazete, Ekrem Uşaklıgil, Halil Lütfü Dördüncü, Zekeriya Sertel ve Ragıp Selim Emeç tarafından 1930’da kurulmuştu. Orhan Erinç başladığında gazete aynı zamanda Demokrat Parti Bursa milletvekili de olan Ragıp Selim Emeç’in kontrolündeydi. Orhan abi, bugün basındaki bozukluğunu anlatırken “Selim Bey, Menderes’in yakın dostuydu. Ama biz gazetede İnönü’ye de yer verirdik. Belki Menderes’ten daha az ama mutlaka o gün CHP’li bir isim konuşmuşsa gazetede olurdu. Sonradan bu konudan Demokrat Parti liderinin şikayetçi olduğunu, Menderes’in çokça Ragıp Selim’i arayıp rahatsızlığını bildirdiğini duyduk, öğrendik. Ama bu şikayetleri bize hiç yansıtmadı, bir gazeteci olduğundan o perdelemeyi hep yapmış” demişti. Gazeteci kökenli patronların medyanın bağımsızlığı için önemli olduğunu hep dillendirirdi.

Demokrat Parti döneminden söz açmışken o gün ile bugünkü gazeteciliği şöyle de karşılaştırırdı Orhan abi:

“Gazeteciliğin çıkarları söz konusu olduğunda Demokrat Parti’ye yakın arkadaşlar da bizimle birlikte tutum alırlardı. Bugünkü gibi bir ayrılık gayrılık olmazdı.”

“Besleme basın” kavramının da ilan gelirleriyle ihya edilen Demokrat Parti destekçi medya için çıktığını da yine ondan duymuştum. 27 Mayıs sonrası 212 Sayılı Yasa’nın çıkması ile gazetelerin sendikasızlaştırıldığı 90’lı yıllar arasını gazeteciliğin “asr-ı saadet”i olarak tanımlamıştı bir sohbetimizde. Meslekteki sendikasızlaşma sürecinin gazetecilerin bağımsızlığına büyük darbe vurduğunu söylerdi sıkça.

ÖDÜLLÜ HABERİ: KAFASI KESİLMİŞ BİR PADİŞAH

Daha uzun yazmak mümkün ama yazıyı toparlamak da gerek. Bir gün Orhan abiye sordum. “İlk gazetecilik ödülünü ne zaman aldınız” diye? Yine yavaş yavaş konuşup “Genç Osman haberimle” dedi. Genç Osman 60’lı yıllarda üzerine basında çok konuşulan bir sultan. Malumunuz Osmanlı’da kardeş katlini kaldıran ve hanedanın aklı baliğ en yaşlı üyesinin sultan olmasını kurala bağlayan 1. Ahmet’in oğlu olan (Genç) II. Osman, 18 yaşında askeri reforma çalışırken yeniçeriler tarafından öldürülmüştü.

 Orhan Erinç'e veda: Tepeden tırnağa bir gazeteciydi - Resim : 2

Kementle boğularak öldürüldüğü ve sonrasında kulağının kesilerek yerine geçecek 1. Mustafa’nın annesine gönderildiği yönünde bir bilgi ya da yaygın kanı var. Orhan Erinç, 1970’te Genç Osman’ın mezarını fotoğraflıyor ve 16. Osmanlı padişahının başının olmadığını ortaya koyuyor. Ödülü bu haberle alıyor. Orhan abi, bu habere tarihçilerin neden ilgi göstermediğine şaşırdığını her konu açıldığında söylerdi.

60 yılı aşkın gazetecilik hayatında Son Posta, Gece Postası, Cumhuriyet, Hürriyet, Türk Haberler Ajansı ve Güneş gazetesinde muhabir, yazı işleri müdürü, röportajcı, genel yayın yönetmeni, yazar olarak çalışan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Sendikası’nda uzun yıllar yöneticilik ve başkanlık yapan Orhan Erinç bugün ebediyete intikal ediyor. Önce Türkiye Gazeteciler Cemiyeti önünde bir tören, sonra Şakirin Cami’nde cenaze namazı ve sonrasında Merdivenköy mezarlığında defin. Çok özel bir insana, çok kıymetli bir gazeteciye veda ediyoruz. Güle güle Orhan abi.     

Etiketler
Orhan Erinç Gazeteci