“Asgari ücret çok düşük”
“Asgari ücretliyi düşünen yok”
“Asgari ücret bir ayda eridi”
“Asgari ücret sefalet ücreti”,
“Asgari ücret mutlaka artmalı”
“Bak biz olsak ne biçim kollarız”
“Ben ölürüm bu asgari ücretli için”
Falan filan…
İyi güzel… Niyetler oldukça “halisane” de diyebiliriz amma…
Oldukça geniş bir kesimi ilgilendiren bu konuda ne söyleseniz iyi gider. Üstelik ne kadar işçi dostu olduğunuz bile düşünülebilir de; hiç düşündünüz mü acaba; bunu söylemek ya da ücret konusunu sadece bu ucundan tutup diğer taraflarını ele almamak aslında sadece hoş ama ne yazık ki biraz da boş bir söylem değil midir?
*
Bakınız neden:
Bir kere bu işte asgari ücretin düşüklüğü bir “neden” değil, “sonuç”tur.
İçinde bulunulan ekonomik yapının, emek piyasasının, gelişmişliğin ve yanlış ekonomik politikalarının hatta genel siyasetin bir sonucu…
Onlar kötüye giderken, -hadi sabitken diyelim- asgari ücret yükselmez.
Dolayısıyla asgari ücret konusunda da, asgari ücretlinin durumu konusunda da ne söylerseniz söyleyin, söylenenler göçüp gitmiş birinin ardından yakılan ağıtlardan daha fazla bir anlam ifade etmezler. 
Şimdi gelin bunları daha net, madde madde ele alalım:
1.
Asgari ücret, “çalışana en azından bu kadar ücret verilmeli” cinsinden resmi bir tedbirdir. 
Gelişmiş ekonomilerdenseniz; kazanç çok, üretim yüksek ve dolayısıyla emek piyasasındaki işçi talebi de yüksekse zaten böyle bir tedbire gerek duyulmaz. Çünkü ücretler kendiliğinden yüksektir. İşçinin pazarlık gücü sendikalaşmayla birlikte çatır çatır istediği payı alır.
Hatta öyle ki bu konuda daralan sermaye sınıfı kendi işçisinin pazarlık gücünden usanıp gider de bazı az gelişmiş ülkelerden işçi getirtir. 1960’larda Almanya’nın Türkiye’den işçi almasının ekonomik nedeni budur. 
Nitekim Almanya emek piyasasında işçi lehine süren bu denge dolayısıyla asgari ücret uygulamasına bundan sadece 2014’de kanun çıkarıp 4 yıl önce; 2015 yılında geçmiştir. 
Almanya işçiyi korumak için yakın zamana kadar asgari ücret tesbitine gerek bile duymamıştır.
Demek ki ekonomide gelişme varsa asgari ücrete gerek bile kalmayabilir.
2.
Az gelişmiş daha açıkçası gelişmemiş ülkelerde ise;
İş az, çalışmak isteyen çok olduğu için emekçilerin “şu kadar ücret ödenmezse çalışmam” pazarlığı yapma şansı olmadığı gibi; böyle sermaye birikimi zayıf, yatırım düzeyi düşük, üretimi sınırlı bir ekonomide işverenler kendileri isteseler bile işçisine daha yüksek bir ücret ödeyemezler.
Çünkü işçi ücreti, üretilen mal ya da hizmetin önemli maliyet unsurlarından biridir.
Kazancı artmayan bir işletmenin işçi ücretlerine yapacağı zam, önce kendisine sermayeden yedirecek, sonra işletmeyi krediyle boğacak, daha sonra iflasa yol açarak olan istihdamı da daraltacaktır.
Oysa “şu kadar ücret artışı olmazsa kimse kimseyi çalıştıramaz” diye kural koymaktansa mevcut piyasa şartlarındaki ücrete itiraz etmemek bile istihdama katkı sağlar..
Düşünün ki bir konfeksiyon atölyeniz var ve orada 100 çalıştırıyor, mevcut piyasa şartlarında ancak ayakta durabiliyorsunuz. Bir gün asgari ücret yüzde 25 arttırılıyor ve siz bu artan maliyetinizle artık üretip satamadığınız için; ya batarak ya işi kendiniz tasfiye ederek atölyeyi kapatıyorsunuz ve o 100 işçinizi de ülkenin işsizler ordusuna katıyorsunuz.
Çünkü halkın alım gücü belli, ithalatın önü alabildiğine açık ve siz bu yeni maliyetlerle ürettiğiniz o 
malın satış fiyatını gerektiği kadar arttıramıyorsunuz.
Peki bu hesaba göre daha öncesinde iyi kötü iş bulmuş işçilere “size daha iyi bir ücret düzeyi getiriyoruz” demek ve onların geçim düzeyini buradan hareketle düzeltmek mümkün olabilir mi?
Bu piyasa şartlarında ve ekonomik durumda tabii ki hayır.
Şimdi isterseniz bir kahramanlık yapıp “ülkedeki asgari ücreti iki katına çıkardım” diye de düşünün. 
Bunun anlamı “Ya bu ücretle çalıştırırsın ya da hiç çalıştıramazsın” demek değil mi?
Peki, piyasa bu maliyeti kaldırmıyorsa aldığınız iyileştirme(!) tedbiri bu sefer de “kapat o zaman kardeşim, sal işçilerini sokağa” demek olmaz mı?
Kısa dönemde pazar ya da piyasa şartları değişmeden işçiliklere zam yoluyla yükselttiğiniz bu tür maliyetler bütün ekonomiyi zora sokup ayaktaki işletmeleri de batırmaz mı?
3.
Asgari ücret mevcut ekonomik işleyişin “sonucu”dur. Yani bu işin sadece “son-ucudur”.
Dolayısıyla bir ülkede emeğin daha değerli kılınması, emekçinin refahının yükseltilebilmesi için bu “son uç”tan değil, işin “baş ucundan” başlamak gerekir.
Nedir o baş uçları?
-Tabii ki işçinin öncelikle bir iş bulabilmesi, sonra ücret düzeyinin yükselmesini “istemek” gerekir. 
-Yeni iş bulunabilmesinin şartı, daha fazla “iş veren” olmasıdır. Bir ülkede yatırım imkanı olmazsa, işveren olmazsa o istenen işleri kim verebilir ki? Hiç ortada bir işvereni olmayan işçi olabilir mi?
-Daha fazla yatırım imkanı, daha fazla işveren ve dolayısıyla daha çok iş imkanı demek değil midir?.
Bu zincirleme süreç gerçekleşmezse, yatırım imkânı olmayacak, yatırım imkânı olmayınca işi veren olmayacağı gibi ücret düzeyini tartışacağımız bir iş de olmayacaktır. Dolayısıyla işçi refahının başlangıç noktası asgari ücret tartışması değil, ülkedeki yatırım şartlarının iyileşmesidir. 
Ne zaman ki yatırım imkanları artar, sermaye ve yatırımcı harekete geçer ve iş yerlerini açar, kazanmaya başlar; işte bu konu da ancak orada başlar. 
Çünkü ortada bir üretim artışı vardır, kazanç vardır, emeğe talep vardır…
Oturur, paylaşımı tartışırsınız. 
Hoş bu arada zaten emek piyasası dengesi de kendiliğinden emekçi lehine dönmüştür ya…
*
Sonuç olarak:
-İthal samana, ete, nohuta, ithal mercimeğe karşı değilseniz tarım işçisinin gelirini;
İthal sanayi ürününe karşı değilseniz sanayi işçisinin refahını sırf “daha yüksek asgari ücret” ödensin diyerek arttıramazsınız.
İthal malının işçiliği, senin değil, geldiği ülkedeki işçisinin yevmiyesini arttırır çünkü.
-Kur rejiminin, ithalat rejiminin, teşviklerin ve bütün ekonomik politikaların neye hizmet ettiğini düşünüp sonra da o politikaların içerideki emek piyasasına etkisini görmez, görseniz de uluorta söylemezseniz, itiraz etmezseniz, asla ve asla bu ülkenin emek erbabına yani işçisine bir gram dahi katkınız olamaz.
Çünkü asgari ücreti yükseltmenin yolu geri geri giden ekonomide geçim tartışmasından değil, ekonominin yükselmesinden geçer.
Onun yolu da doğru politikalardan…
Başkası, asla geri gelmeyecek olana ağıt yakmaktan daha ileri bir şey değildir.
Ekonomi geri giderken, siz ne kadar taraftarı olsanız da, asgari ücret belki görüntüde artar ama gerçekte asla ileri gitmez, gidemez, götürülemez.
Böyle bir gerçek karşısında sendikalar, asgari ücretten önce ülkedeki ekonomik yanlışların üzerine gitmeli, öncelikle onun kavgasını vermelidir.