Şimdi size “Biraz daha vergiye ne dersiniz?” diye sorsalar umarım bütün gücünüzle tepki gösterip; “Ben mazoşist miyim kardeşim, neden daha fazla vergi olmasını isteyeyim?” falan dersiniz şüphesiz değil mi?

Oysa "vergi güzeldir" biliyor musunuz?
Tabii alınması gereken yerden, alınması gerektiği ölçüde ve alınması uygun olduğu şekilde alınır ve sonra da yerinde harcanırsa.

“Yok canım, bence hiç alınmasın” diyenler olduğunu bile duyar gibiyim şu anda. O halde çoğu kimseye ters gelebilecek bu “vergi güzellemesine” tam da buradan başlayayım:

Düşünelim bakalım; 
-Bir devlet aynen dediğiniz gibi yapıp hiç kimseden vergi almasa ne olur?
Hemen söyleyelim: 
-Batar! 
Çünkü dahil olduğumuz kapitalist sistemde devletteki “icraatın” bir biçimde finanse edilmesi gereklidir.
“Peki vergi olmayıp başka yollarla yapsak; 
Fabrikaları devlet işletse mesela…

E sosyalist sistem demedik ki, kapitalist sistemdeyiz ya.
O zaman bir şeyler satsak, borçlansak falan…?”
Satarsanız eldeki mal bittiğinde; borçlanırsanız borçlanma gücünüz kalmayınca yine bitersiniz. 
Dolayısıyla bu sistemde “Ne kadar “devlet” “o kadar vergi” demektir.
Bunu kabul edince de “az vergi” az devlet, “çok vergi” çok devlet anlamına geldiğini söylemeye gerek var mı?

Sonuç: Vergiye doğrudan yani sırf bir vergi olduğu için karşı çıkmak yanlıştır. Asıl itiraz o toplanan vergilerin neden adaletsiz alındığı, alınanların neden doğru icraata, halkın ihtiyaçlarına harcanmadığı konusunda olmalıdır. 
Ve... bu icraatlar sırasında İstanbul'dan İzmir'e gidiş dönüş için neden 500 lira sadece "yol kullanma parası" ödeneceği de, okulların, sağlığın neden paralı olduğu da sorgulanmalı tabii....

*
Bizim de içerisinde olduğumuz OECD ülkeleri arasında GSYİH yani milli gelirinden en yüksek vergi alan iki ülke yüzde 48,2 ile Danimarka, yüzde 45,8 ile İsveç’tir. 
(Ha bu arada Türkiye’de vergi yükü yüzde 29 dolaylarında)

Peki, “Yanmış bunlar, mahvolmuşlar” mı diyeceksiniz?
Şimdi bu iki ülke, en yüksek vergileri alırken halkın vergiler karşısında inim inim inlediği düşünülür ilk bakışta değil mi? 
Hayır, aksine halkının en büyük refah içerisinde yaşadığı ülkelerdir bunlar.

Gelin bir de tersini söyleyelim:
Yine OECD içinde vergi yükleri en düşük iki ülke Meksika (yüzde 18,1) ve Şili’dir. (yüzde 20,9) 
Şimdi soralım bakalım; siz şimdi vergi yükü en düşük ama sefaleti en yüksek olan Meksika ve Şili’de mi yaşamak isterdiniz yoksa en yüksek vergileri alan Danimarka ve İsveç’te mi?

Sonuca bağlayalım:
1.Türkiye’de vergi yükü OECD ülkeleri arasında “düşüktür” 
Halkına hizmet götüren devlet, vergi toplar karşılığında hizmet götürür.

2.Türkiye’de toplanan vergiler, -bizce yüzde sekseni- tüketim üzerinden alınmakla adaletsizdir. Önüne gelene aynı vergiyi koyan vergicilik daha işin başında adaletsizlikle yola çıkmıştır, kolaycılığa kaçmıştır.

3.Türkiye’de toplanan vergiler büyük bir hovardalıkla kullanılmaktadır. Toplanan vergilerin yerinde harcanıp harcanmadığı ancak devlet icraatı tartışılıp denetlenebildiği zaman anlaşılır.

Dolayısıyla Türkiye’nin tepeden tırnağa; mevzuatından idaresine, denetiminden yargısına çok köklü bir vergi reformuna ihtiyacı vardır.
Olaya böyle bakmadan sadece “Ne çok vergi ödüyoruz” lafı boş bir ifadeden ibarettir. Hadi sade vatandaş konuya uzaktır, söyler söyler diyelim ama; bilmesi gerekip de bilmeyenler söylerse sadece “Laf olsun, torba dolsun” muhabbetidir.