Uysal, AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sanatçı Sezen Aksu'yu hedef alarak, "Hakaretlerin bini bir para. Bütün bunların karşısında dimdik duracak olanlar sizlersiniz. Hz. Adem efendimize kimsenin dili uzanamaz. O uzanan dilleri yer geldiğinde koparmak bizim görevimizdir. Havva validemize kimsenin dili uzanamaz. Onlara da had bildirmek bizim görevimizdir" ifadelerini kullanmasına tepki gösterdi. Uysal, "İktidar, Türkiye'nin iklimini ne kadar enfekte edebiliriz diye düşünüyor. Toplumsal önderlerin, politik önderlerin tehdit dili kullanması, hele hele bir kutsal mekanda, camide kullanması kabul edilemez." değerlendirmesini yaptı.

Uysal'ın açıklamalarından satır başları şöyle:

Politikacılar daha müsamahakâr davranmalı. Hele bu kadar "serseri mayın" etrafta dolanırken; toplum bunu emsal kabul eder. Dini değerlerin üzerinden bir toplumsal yarılmanın Türkiye’de kimseye fayda getireceği kanaatinde değilim. Hepimizin inancı var, dini müktesabatı içerisinde Peygamberler başta olmak üzere ortak anlamdırmaları var. Biz iktidarda olsaydık bu meseleyi yüksek gerilim hattına taşımazdık.

Muhalefetin, iktidarın galiz diline, kışkırtıcı diline karşı ipeğe sarılı bir çelik elle, dikkatle, suistimale yer vermeyecek bir tavır belirlemesi gerekir. 

Türkiye'de uzun süredir tutukluluk ceza yöntemi olarak belirlendi. İktidar bu gibi tartışmalara ihtiyaç duyuyor. Zincir davalarla verilmiş tutukluluk bir ceza yöntemi halinde. Kavala davası, Sayın Erdoğan'ın bir kesimi kriminalize etmek için kullandığı araç haline geldi.

16 Nisan Referandumu ile birlikte Türkiye sınırsız yetki-sıfır denetim usulünde bir sisteme geçti. Artık iyi niyet beyanlarının ötesinde milletimizin sorunlarını çözmek üzere muhalefetin bir sorumluluğu var. Siyasi partiler bir ortak aday çıkarmıyorsa elbette her siyasi partinin genel başkanı doğal adaydır.

Seçim sonrası Türkiye'nin alt üst olmuş devlet mekanizmasını tamir edecek siyasi bir akıl, kişilik gerekli. Şahsi önceliklerle değil Milletimizin beklentileri ile hareket etmek gerek, ki bugüne kadar İttifak olarak bu şekilde hareket ettik.

Kamu kaynaklarının bir siyasi parti tarafından yağmalandığı bir dönemi yaşıyoruz. Ülkede sistematik bir yağma düzeni var.

Biz bu yanlışı, yanlışları yapanlardan siyaset içinde ve hukuk sınırlarında milletimiz adına hesap sorulması gerektiğini söylüyoruz. Onun için elbette devr-i sabık yaratacağız. Cumhuriyet tarihinin bütün birikimini, ülkenin bütün alt yapısını heder ettiler.

Vatandaşlarımıza "alternatifi yok" propagandası yürüttüler ancak artık vatandaşlarımız "bundan daha kötüsü yok" noktasına geldi.

AKP'nin en büyük yanlışı Suriye iç savaşına, adeta ateşe benzin dökmek mantığı ile müdahalesidir.

Başka başkentler üzerinden görüşüleceğine, yaptığı tüm yanlışlara rağmen bölgenin huzur ve istikrarı için doğrudan Esad ile Suriye yönetimi ile görüşülmeli.

HDP'nin bulunduğu bir ittifakta elbette bulunmayız!

Kapatma sürecinin yargının kendi inisiyatifi ile başlamış değil! İktidarın talebi.

İktidarın meşru-gayri meşru, resmi-gayri resmi tüm yöntemleri kullanacaklarını görüyoruz.

Seçim rekabeti içinde iktidar HDP'ye oy veren seçmen kitlesini etkilemek için bir strateji geliştiriyor. Öcalan üzerinden bu stratejiyi yürütecekler.

İktidar Pandemi ile mücadele edeceğine belediyelerle mücadele etme yolunu seçti.

Sayın Erdoğan neden şikayet ettiyse, aynı mualemeyi muhalefet belediyelerine uyguluyor.

Ortada bir ekonomi politikası yok! Bir tez olarak ortaya sundukları şey aslında 84 milyon üzerinden oynadıkları bir kumar.

Sayın Erdoğan, Merkez Bankası başkanından Maliye Bakanına kadar piyasalara güven telkin edemeyecek, düşük profilli isimlerle çalışıyor, çalışmak zorunda kaldı.

Demokrasi ve hukukun başlangıç noktası mülkiyet hakkıdır, ancak buna bile halel getirdiler.

"Üretim" demek yetmiyor; neden ayçiçekte buğdayda en fazla ithalat yapan ülke haline geldik?

Türkiye'nin bir erken seçime elbette ihtiyacı var. Ötelendiği sürece ödeyeceğimiz maliyetler artar.