Eski Danıştay Başkanı Nuri Alan, Cumhuriyet Gazetesi’nin Olaylar ve Görüşler sayfasında “2023 seçimleri ve sonrası üzerine” başlıklı bir yazı kaleme aldı. 

Alan yazısında altı siyasi partinin yaptığı güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışmasını hatırlattı ve “Şimdiden başlayan bu çalışmalar demokrasi ittifakının seçimleri kazanacağı inancında olduğunu ve ciddi anlamda iktidara hazırlandığını gösteriyor; kamuoyu araştırmaları da bunu doğruluyor. Seçimler ister öne alınsın ister zamanında yapılsın seçmen aynı gün sandık başına gidecek. Ancak bu uygulama cumhurbaşkanı seçimi ile milletvekili seçim sonuçlarının aynı yönde oluşacağı anlamına gelmiyor. Örneğin Cumhurbaşkanlığı seçimini A ittifakına mensup aday kazanırken, bu ittifak TBMM’de azınlıkta kalabilir veya çoğunluğu sağlamasına karşın anayasayı değiştirecek sayıya ulaşamaz.” uyarısında bulundu. 

MECLİS’TE AZINLIKTA KALIRLARSA SİSTEM SÜRECEK

Alan, varsayımlar üzerinden ilerlediği yazısında, ilk varsayım olarak şunları anlattı: 

“Demokrasi ittifakı Meclis’te çoğunluğu sağlamış ancak anayasayı değiştirmek için gerekli 360 milletvekili sayısına ulaşamamıştır. Anayasa değişikliği sağlanamayacağı için mevcut anayasa yürürlükte kalacak ve iktidar tarafından ‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’, muhalefet tarafından ‘şahsım devleti’, ‘ucube sistem’ olarak nitelendirilen devlet yönetim biçimi anayasa değişikliği sağlanıncaya kadar muhtemelen uzunca bir süre varlığını sürdürecektir. 

Meclis’in bu oluşumunda anayasanın değiştirilmesi muhalefet partileri ile uzlaşmayı zorunlu kılacaktır. Ancak bu uzlaşmanın seçimi kazanan ittifakın öngördüğü anayasa değişikliklerine ne dereceye kadar cevap vereceğini, ittifakın hangi konularda ödün vermek zorunda kalacağını şimdiden kestirmek mümkün değildir.” 

"ÜLKEMİZDE SEÇİM SONUÇLARINI TERSİNE ÇEVİREBİLECEK..."

Eski Danıştay Başkanı Alan, ikinci varsayımıyla ilgili şu ifadeleri kullandı:

“Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan ittifak TBMM’de çoğunluğu sağlayamamıştır. Çok sayıda siyasi partinin ve bağımsız adayın katılacağı Cumhurbaşkanlığı seçiminden farklı özgün kurallarla yürütülen, özellikle sandık sonuç tutanaklarının düzenlenmesinde ve birleştirilmesinde çeşitli riskleri bünyesinde taşıyan milletvekili seçimlerinde böyle bir sonucun oluşması mümkündür; ancak önümüzdeki seçimde gerçekleşme ihtimali zayıftır. Bununla birlikte, seçimlerle ilgili yasalarda yapılması beklenen değişiklikler ve ülkemizde seçim sonuçlarını tersine çevirebilecek beceriye sahip kurum ve kuruluşların varlığı da unutulmamalıdır. 

Bu varsayımda devlet yönetiminde ortaya çıkabilecek kargaşanın boyutlarını anlayabilmek için 2017 senesinde 6771 sayılı yasa ile yapılan anayasa değişikliğinde cumhurbaşkanına verilen ve yasama yetkisi içinde olan düzenleme yetkilerinin ve bunun sınırlarının saptanması gerekir. 

Cumhurbaşkanına Anayasa ile tanınan düzenleme (norm, kural koyma) yetkisi şunlardır: 

- Üst kademe kamu yöneticilerinin atanmalarına ilişkin usul ve esaslar (m. 104/9);

Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının (doğrusu teşkilatının) kurulması (m. 106/son) Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenir. 
Anayasanın 123. maddesinde, kamu tüzel kişiliğinin ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulacağı hükme bağlanmış iken 6771 sayılı kanunun 16/B maddesi ile kural değiştirilmiş, kamu tüzel kişiliğinin kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulması mümkün hale getirilmiştir.”

“ÇATIŞMA KAMU HİZMETİNİN AKSAMASINA NEDEN OLABİLİR”

Nuri Alan, yazısını şöyle sürdürdü:

“Yürütmenin başı olan cumhurbaşkanı ile Meclis’teki çoğunluğun farklı siyasi partilerden oluşması halinde ortaya çıkabilecek çatışmanın nedeni Anayasada Cumhurbaşkanına verilen yetkiler konusunda, özde ve sözde yapılan yetersiz ve özensiz düzenlemedir. Bugüne kadar yürütme ile yasama organı arasında herhangi bir çatışmanın yaşanmamış olması, yürütme yetkisini kullanan cumhurbaşkanının aynı zamanda Meclis’te çoğunlukta olan siyasi partinin genel başkanı olmasından ve partisinin de genel başkanı ile tam uyum içinde hareket etmesinden kaynaklanmaktadır. Bu iki organ arasındaki kesintisiz ve kusursuz uyum, konuya çözüm getirebilecek yargısal ve bilimsel içtihatların da önünü tıkamıştır. 

Bu varsayımın gerçekleşmesi ve farklı görüş ve ilkeleri benimseyen organlar arasında uzlaşma sağlanamaması halinde, " Bu çatışma bazı alanlarda kamu hizmetinin aksamasına, giderek yerine getirilememesine neden olabilir.”

“SEÇMENLERİ KISA SÜRELİ BEKLENTİ İÇİNE SOKMAMALI”

Eski Danıştay Başkanı Nuri Alan, yazısını şöyle noktaladı

“Seçim sonrasında varsayım gerçekleşirse demokrasi ittifakını değişik konularda farklı ağırlıkta sorunlar bekliyor. Bir kısmının Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ve kararları ile düzeltilmesi mümkün. Ancak ekonomideki ağır tahribatın kısa sürede giderilmesi, düzeltmenin olumlu somut sonuçlarının ezilen sınıflara yansıtılması belli bir zamanı gerektirir. Bu bakımdan seçmenleri kısa süreli beklentilerin içine sokmamak, gerekirse onlara kendilerinin de desteğine ve katkısına ihtiyaç olabileceği anlatılmalıdır. Seçmen kısa vadeli çözümlere şartlandırılır ve sonuç alınamaz ise geleceğine sakladığı umudu söner; siyasete olan güvenini kaybeder.

10 Mayıs 1940 tarihinde Chamberlain yerine başbakan olan Churchill üç gün sonra avam kamarasında yaptığı ilk konuşmada milletine ‘kan, mücadele, gözyaşı ve terden başka vaat edecek hiçbir şeyi olmadığını’ söylemişti. Kuşkusuz bugün yaşadığımız sorunları, İkinci Dünya Savaşı’nın içinde olan İngiltere’nin sorunları ile kıyaslamak ülkemize büyük haksızlık olur. Amacım, çözüm üretirken daha gerçekçi ve temkinli olmanın yararlı olacağını anımsatmak.”

Yazının tamamını okumak için tıklayın