Cumhur İttifakı sendikaların, meslek odalarının, medya organlarının, toplumsal muhalefet odaklarının olmadığı bir siyasal alan yaratıyor. Meclis konuşmaları ve basın toplantılarına sıkışan muhalefete şimdilik dokunmuyor.

Birgün'den Yaşar Aydın'ın haberine göre, televizyonlara, gazetelere bakarsanız Türkiye, ABD Başkanı’nın devir teslim törenine kilitlenmiş dudumda. Biden’la birlikte Türkiye-Amerika ilişkileri televizyonların neredeyse ilk gündemi durumunda. Diğer gündemler; İnce, Kaftancıoğlu, ekonomik reform, muhalefetin yetersizliği vs. uzayıp gidiyor. Sağlık, işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, işçilerin yürüyüşü, gençlerin talebi, kadınların çığlığı ne iktidar blokunda ne de onların medyasında gündem oluyor.

HALKA KAPATILDI

Ülkenin en önemli meslek örgütleri TMMOB ve TTB’nin, bırakın ülke gündemine dair açıklamalarını, kendi alanlarına dair açıklamalarına bile tahammül edilmiyor. Pandemi ile ilgili gelişmeleri değerlendiren TTB “şer odağı” olarak damgalanırken, ülkenin tüm kaynaklarının peşkeş çekilmesine itiraz eden TMMOB “ele geçirilmesi gereken kurumlar” listesinde ilk sıraya yazılıyor.

İktidarın emek alanına yaklaşımı “Grev yasak, örgütlenmek yasak. Sendika sadece tabela olarak kalabilir” noktasında. İşçinin “ölüyoruz” çığlıklarını bile bastırmaya çalışıyorlar.

Esnaf, tüccar, sanayici örgütlerinin karınlarından söyledikleri iki lafı bile “siyaset yapma kardeşim” diyerek ağızlarına tıkıyorlar. Öğrencilerin başlarına atanan kayyum rektöre itirazları bile terör kapsamında değerlendirildi. Örgütlü olan her şeye karşı müthiş alerji geliştiren iktidar, sadece kendine bağlı tarikat, cemaat, ocak tarzı yapılara şefkat gösteriyor.

İşçinin hakkını aramayan sendika, ettiği yemine sadık kalmayan sağlıkçı, üniversitesine sahip çıkmayan akademisyen istiyorlar.

MUHALEFETE ÇİZİLEN ÇİZGİ

Erdoğan ve Bahçeli her türlü hak arama çabasını ve eleştiriyi ‘teröristlik’, ‘hainlik’, ‘düşmanlık’ olarak tariflerken aynı zamanda muhalefet partilerine de siyaset yapacakları alanı çizmiş oluyor. Cumhur İttifakı, kendi dışında kalan partiler için Meclis kürsüsü, basın toplantıları, bazı TV kanalları ve çok olmamakla birlikte esnaf gezmeleriyle sınırlanmış bir muhalefet alanı tarif ediyor. Burada bile her geçen gün çember daraltıyor. Meclis konuşmaları, dokunulmazlık dosyalarının ve mahkemelerin konusu haline geldi.

Muhalefet partilerinin bu alanı zorladıklarında başına nelerin geleceği örnekleriyle sergilendi. Asker cenazesini televizyondan seyretmek yerine törenine katılmayı tercih eden CHP Lideri Kılıçdaroğlu devletin gözü önünde canından oluyordu. Sonrasında gelen tehditler, hakaretler listeye bile giremiyor.

Erdoğan ve Bahçeli’nin en rahatsız oldukları konulardan biri de medyada ülke gündemi konuşulması. Hemen radarlarını o tarafa çeviriyorlar. Gazete ve gazeteci listeleri yayımlanıyor. Davalar, gözaltılar, tutuklamalar ve dayak…

ZİNCİRİ KIRACAK OLAN…

Meclis ve sandık arasına sıkışan siyaset hiç kuşku yok ki Cumhur İttifakı’nın tek tercihi. Meclis muhalefeti arada sırada cılız “erken seçim” çıkışları dışında şu ana kadar iktidar blokunu rahatsız etmeyi başaramadı. Belki de tercih etmedi. Bu tercihin muhalefete güç kattığını söylemek mümkün değil.

İktidar el attığı her şeyi batırıyor. Örgütlerinden başlayarak tel tel çözülüyor. Ama iktidardan kaçan yurttaş başka partiye koşmuyor. Çünkü seçimden sonra değil bugün kendisiyle ilgilenilmesini, sorunların çözülmesini istiyor. Yanında yöresinde umutsuzluğunu, çaresizliğini giderecek, güç alacak yapılar, insanlar istiyor. Muhalefet bu noktadan çok uzak.

Muhalefetin çıkış yolu siyaseti Erdoğan ve Bahçeli’nin sıkıştırdığı dar alandan hızla çıkarmak. Yurttaşın gerçek sorunlarıyla ilgilenmek ve orada örgütlenmek. İktidarın baskı politikalarını boşa düşürecek tek şey budur. Aksi durum Erdoğan ve Bahçeli’nin en iyi bildiği oyunda kalmak olur. 7 Haziran seçimleri sonrası süreç birçok noktasıyla muhalefete ders niteliğindedir.