Seçim Özel Yayınında konuşan Saadet Partisi eski milletvekili adayı Hukukçu Ali Aktaş, CHP'nin toplumsal bir sözleşme yapması gerektiğini belirterek, bu sözleşmenin AK Parti ile değil Saadet Partisi ile yapılması gerektiğini söyledi. Aktaş'ın bu önerisine Sözcü Gazetesi Yazarı Özlem Gürses'te destek verdi.

"CHP VE SAADET PARTİSİ TOPLUMSAL SÖZLEŞME ORTAYA KOYMALI"

1994 yılında lise son sınıftaydık. İstanbul ve Ankara Büyükşehir belediye başkanlık seçimleri seçim gecesi neticelenmedi. Bir gün sonra öğleye kadar hatta ikindi vaktine kadar sarktı. O gün okuldan kaçtık ve okula yakın bir kahvede seçimi takip ettik. Nereye varmak istiyorum?

25 yıldan beri dindar ve muhafazakar kesim İstanbul ve Ankara'yı yönetirken bugün aslında Mustafa Yeneroğlu'nun söylediği şey ahlaki üstünlüğü kaybederek dindar ve muhafazakarların krizine yol açan bir tablonun neticesinde İstanbul ve Ankara kaybedildi. Sosyoloji bakımından söylüyorum bunu sadece AK Parti'nin kaybı olarak değil.

Dolayısıyla laik – dindar gerilimi ve bizim karşımızdakiler teröristtir, din düşmanıdır gibi söylemlerle toplumu bölen, ayrıştıran, terörize eden ve şeytanlaştıran dilinde aslında bu seçimle beraber kaybettiğini görüyoruz. Yeni bir siyaset diline ihtiyaç var. Kutuplaştıran değil birleştiren, din, sekülerizm, laiklik üzerinden toplumu ayrıştıran değil de temel değerler üzerinden birleştiren yeni bir dile ihtiyaç var.

İstanbul seçimlerinin, Ankara'dan sonra 31 Mart'tan sonra böyle bir tabloya ulaşmasını hayal ediyorum. Biraz önce Kemal Kılıçdaroğlu'nun konuşmasını izledik Ankara'da Kemal Bey çok önemli bir şey söyledi. Bundan sonra insanların kılık kıyafetleri, düşünceleri, inançları üzerinden bir siyaset yapma devri kapanmıştır.

Gerçek gündemimiz yani ekmeğe, açlığa, yoksulluğa, adaletsizliğe ve ozgür olma haline dönmemiz gerekir niteliğinde bir şey söyledi. Türkiye'nin 90 yıldan beri yaşadığı seküler – dindar gerilimi veya din -devlet çatışması geriliminin özellikle muhafazakar ve dindar kesim yönünden ele alınması gerektiğini ve bu seçimin önemli bir ders olması gerektiğini düşünüyorum.

Bizim oturup yeniden konuşmamız lazım. 2012'de bir yazı yazmıştım ben, CHP, dinle ve dindarla barışmadan iktidar yüzü göremez. CHP, dinle ve dindarla barışmaya başladı ama bu deda dindarlar sekülerleri ayrıştıran, onları din düşmanı ilan eden daha rijit daha radikal bir dile evrildiler. AK Parti özelinde yani roller değişti. Dolayısıyla değişen roller içerisnde iki grubun mutlaka oturup barışması gerekiyor.

Hatta şöyle bir şey hayal ediyorum. Benim etkim ve yetkim yok ama şöyle bir şey olsa keşke Türkiye'de Saadet Partisi gibi bir parti ve CHP gibi bir parti otursalar deseler ki biz 90 yıllık seküler – dindar gerilimini yok edecek, devleti herkesin haline getirecek, adalet, özgürlük, paylaşımın olduğu ve devletin kimliğinin olmadığı, herkese eşit yuttaş muamelesi yaptığı bir yeni toplumsal sözleşme metni ortaya koyabilseler.

NEDEN AK PARTİ DEĞİL?

Ali Aktaş: AK Parti'nin radikalleştiğini bugün görebiliyoruz. AK Parti bugün seçim propagandası anlamında bile CHP'yi ve CHP'nin dışında kendisini sol, seküler, laik olarak tanımlayan insanlarla yani kendi sosyolojimizin dışındaki insanlarla bağını koparmış durumda.

Özlem Gürses: Sayın Temel Karamollaoğlu benim gazeteme verdiği bir roportajında çok güzel bir cümle söylemişti. "Onlar dinci biz dindarız."

Ali Aktaş: Birde şöyle bir şey var bugün 17 yıllı AK Parti tecrübesi bir tablo üretti maalesef. Dindarlar zalimdir, gaddardır, kıyıcıdır, kendi damarına basılınca demokrattır, basılınca hukuk ister. Bu kimlik artık AK Parti'nin temizleyemeyeceği bir şeydir. Bu nedenle CHP ve Saadet Partisi'nin bunu başarabilme ihtimali var.

Ben Saadet Partisi'nin 16 Nisan referandumundan bu yana katalizör olup, Kemal Kılıçdaroğlu'nun olağanüstü katkılarıyla beraber bu kesimin bakışını değiştirdiğini düşünüyorum. Şimdi bizim muhafazakar ve dindar kesimin bakışını da değiştirmesi lazım.

CHP'liler, sol ve seküler kesim nasıl Ekrem İmamoğlu üzerinden dindarlarla barıştılarsa, muhafazakar ve dindar kesimin de sekülerlerle barışması, Atatürk ile barışması ve yeni bir toplumsal barış sözleşmesine ihtiyacımız var. Bu seçimin buna vesile olması halinde İstanbul'u aşan, Türkiye'yi kuşatan yeni bir anlayışa yönelebileceğini düşünüyorum.