13 yıl boyunca çalıştığı Demirören Haber Ajansı'ndaki (DHA) iş sözleşmesini, mobbinge uğradığı gerekçesiyle ihtarname yoluyla fasheden deneyimli savaş muhabiri Felat Bozarslan, 2 yıldır tazminat savaşı veriyor. 

DHA'da çalıştığı 13 yılın son 6 yılını savaş bölgelerinde muhabirlik yaparak geçiren Bozaraslan, geçtiğimiz günlerde  mobbinge uğradığını, kurumda "sakıncalı personel" ilan edildiğini ve Demirören'den 2 yıldır tazminatını alamadığını belirtmişti.

Bozaraslan, son olarak hak mücadelesini yargı yoluna taşıyarak DHA'ya alacak davası açmıştı.

"DHA'YA GÖRE, BOZARSLAN SAVAŞ MUHABİRLİĞİ YAPMAMIŞ"

Diyarbakır 3. İş Mahkemesi'nde açılan dava dosyasına avukatı aracılığıyla cevap dilekçesi yollayan DHA, Bozarslan'ın 'aktif olarak savaş muhabirliği yapmadığını, bu sebeple de savaş ve görev tazminatı alacağının bulunmadığını' iddia ederek davanın reddini talep etti. 

BOZARASLAN: SANIRIM BİR KLONUM VAR VE BUNU DA DHA SAYESİNDE ÖĞRENİYORUM

Bozarslan ise DHA'nın bu ifadelerine Medyakoridoru'ndan Canan Kaya aracılığıyla şöyle karşılık verdi:

"DHA’nın İş Mahkemesi’ne gönderdiği dilekçeyi hayretler içerisinde ve büyük bir hayal kırıklığı ile okudum. DHA, mahkemeye gönderdiği dilekçede benim savaş bölgelerinde hiç çalışmadığımı bildirmiştir.

Dilekçeden öğrendim ki, onca sene savaş bölgelerinde çalışan, çatışmalar sırasında televizyonlara yüzlerce canlı yayın yapan, DHA’nın servis ettiği çatışma haberlerini yazan, fotoğraflarını çeken ben değilmişim. Yani DHA’ya göre, birileri benim adımı kullanarak, benim yerime savaş bölgelerinde çalışıp, benim adımla bir sürü televizyona canlı yayın yapmış.

Üstelik bu kişi ya benim klonum veya ikiz kardeşim falanmış. Sanırım bir klonum var ve bunu da DHA sayesinde öğreniyorum. Hayal kırıklığına uğradım, çünkü savaş bölgelerinden paylaştığım binlerce fotoğraf, görüntü gibi metaryallerin, anılarımın, yaşadıklarımın hepsi yalanmış.

Yani, yıllarca koskoca bir yalanla yaşamışım. Aslında hiç gitmediğim savaşları DHA’ya haber yapmışım, televizyon ekranlarında anlatmışım ve kendim de dâhil herkesi buna inandırmışım. Sanırım kariyerime artık Hollywood’da devam etmeliyim.

"KOCA BİR HOLDİNGE KARŞI BU ŞARTLARDA HUKUK MÜCADELESİ VERİYORUM"

Söylediklerimin ne kadar trajikomik olduğum farkındayım. İşte, koca bir holdinge karşı bu şartlarda hukuk mücadelesi veriyorum.
Hukuka inancım tamdır. Bir kurumun bağımsız yargı önünde kendini savunma hakkına da sonsuz saygı duyuyorum. Ancak bu savunmayı yalanlar üzerine kurmak, onlarca yıl canını dişine takarak size hizmet etmiş birine bu haksızlığı yapmak, hiç etik ve ahlaki değil. En azından benim dünya görüşüme uygun değil. Bu ifadeler, ‘tarafsız ve objektif habercilik yapma’ iddiasında olan bir kuruma da hiç yakışmamıştır. Her ne olursa olsun kendilerini savunurken biraz insaf ve izan çerçevesinde hareket etmeliydiler.

"BU DİLEKÇE SKANDALDAN DA ÖTEDİR, YARGIYI YANILTMAKTADIR"

Bu dilekçe gerçekten de skandaldır. Hatta skandaldan öte, yargıyı yanıltmaktır, adil yargılamayı etkileme teşebbüsüdür. Benim savaş bölgelerinde hangi şartlarda çalıştığımı en iyi DHA yöneticileri bilir. Keşke bu dilekçeyi yazmadan önce arşivlerine baksalardı, basit bir google taraması yapsalardı. DHA mikrofonu ile savaş sırasında onlarca televizyona yaptığım canlı yayınların görüntülerini görebilirlerdi. O kadar çatışma görüntüleri, fotoğrafları varken, benim hiç savaş bölgelerinde çalışmadığımı iddia etmek her şeyden önce yargı kurumuna saygısızlıktır.

"MUSUL'A TATİLE Mİ GİTTİM?"

"BENİ ÇELİK YELEKSİZ VE KASKSIZ ÇALIŞTIRDINIZ"

Şimdi ben DHA yöneticilerine ve Demirören Holding yetkililerine soruyorum. Savaş bölgelerinde görev yapmamışsam, IŞİD’in Irak’ın altını üstüne getirdiği, yüz binlerce insanın göç ettiği bir dönemde ben Musul’a tatile mi gittim? Velev ki ben Musul’a tatile gittim. Tatilde mi onca haberi yaptım, videoyu çektim, canlı yayını yaptım? Beni çelik yeleksiz, kasksız, hiçbir güvenlik önlemi olmadan savaş bölgelerinde çalıştırdınız. Bir çelik yeleği ve kaskı bile ekranlarda tepki gördükten sonra, bize aldırdınız. Şimdi de “Hayır hiç savaş bölgesinde çalışmadın” diyorsunuz.

Sırf hakkımı vermemek için öne sürdüğünüz gerekçeler bile, benim davamda ne kadar haklı olduğumu gösteriyor. Kurumunuza o kadar hizmet etmiş birinin hakkını vermek bu kadar zor olmamalı. Sizleri birazcık vicdan ve insafa davet ediyorum."