Yargıtay Onursal Daire Başkanı Hamdi Yaver Aktan, Cumhuriyet Gazetesi'ne verilen cezaları değerlendirdi. 

Hamdi Yaver Aktan, "Etkinliği ve yetkinliği tartışılmaz olan Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü Cumhuriyet gazetesini en “güvenilir” ve en “itibarlı” gazete olarak nitelendirmiştir/seçmiştir. Sahibi olmayan bir gazetedir Cumhuriyet! Sahibi okurlarıdır!" ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Gazetesi'nin aktardığına göre Yargıtay Onursal Daire Başkanı Hamdi Yaver Aktan'ın değerlendirmesi şöyle oldu:

Demokrasilerde insanların haber alma hakkı vazgeçilemez bir haktır. Kamu yönetiminde şeffaflığın sağlanabilmesi, yurttaşlar tarafından denetlenebilmesi haberlerin özgürce verilebilmesinden geçer.

İnsan hakları ihlallerinin önüne geçilebilmesi, yolsuzlukların önlenebilmesi vb. özgür basının olmasıyla mümkündür. Demokratik bir yönetimin göstergelerinde, güçler ayrılığı temel ilkedir.

Yasama-yürütme-yargı erklerinin varlığı zorunludur, yeterli değildir. Basın ya da genel anlamıyla medya demokrasilerde etkin, dördüncü güçtür.

Özellikle kurumların denetlenmesinde, yurttaşların haber almasında önemli/başat bir işleve sahiptir medya! Kuşkusuz ki her özgürlüğün sınırsız olmaması gibi medyanın da özgürlüğünün sınırları vardır.

Sorumluluk uluslararası belgelerde, anayasalarda ve yasalarda düzenlenmiştir. İdari, medeni, cezai ve etik yaptırımlarla sorumluluk alanları düzenlenmiştir. Bu alanlarda kamu gücünün şeffaf ve tarafsız olması ise hukukun gereğidir.

Sözgelimi bir televizyon programında konuşmacının tehdit edici, silahlandığına ilişkin söylemi için öncelikle cezai soruşturma makamı suç soruşturmasını derhal ve etkin bir şekilde başlatmalıdır.

Yazı yazdığı için gazetecinin evi, bize göre, pek ağır olmakla birlikte aranabiliyorsa tehdit edici söylem sahibinin, silah bulundurup bulundurmadığı yönünden öncelikle aranmalı, denetim makamı da (RTÜK) derhal yaptırım kararı almalıdır.

TEK MERKEZDEN SİPARİŞ!

Ülkemizde yazılı basındaki çeşitlilik azalmıştır. Konuyu açacak olursak önceki yıllarda -on yıllardır- birden fazla gazete okumak gerekli görülürken şimdilerde birkaç gazete, tek gazete sayılabilir. Öyle ki manşetler ve hatta köşe yazılarının başlıkları bile aynı olabilmektedir. Görülüyor ki farklılık kalmamış, adeta tek merkezden başlık/manşet siparişi verildiği izlenimi doğmuştur.

Öte yandan farklı ve gerçek haber verme peşinde/amacında olan basın ise idari mekanizmalarla işlevsiz hale getirilmek istenilmektedir. Sadece idari yaptırımlar şöyle dursun, beraatla ve ret ile sonuçlanması kesin olmasına karşın ceza davaları ile tazminat davaları açılmaktadır. Özellikle kamu makamlarınca resen harekete geçildiği için ceza davalarının açılmasında daha duyarlı olunması ve özen gösterilmesi gerekmektedir.

Kamuda görevli bir kişinin, kiraladığı araziye şömine ve çardak yapmasının, belediye tarafından yıktırılmasının haberleştirilmesinde terör suçundan dava açılabilmesi düşündürücüdür. Ne var ki yargı erkinin bağımsız/tarafsızlığı konusunda kuşkuların giderek artmış olması karşısında bu dileğimiz ideal olmaktan öteye geçememektedir. Bu bağlamda hemen belirtilmelidir ki anayasa (m. 138/2) ve yasalarımızda (TCK m. 285, CMK m.157) düzenleme olmasına karşın gizliliğin ihlal edildiği bir olgudur.

Gerçekten de ceza soruşturmalarında şüphelilerin avukatlarından bile gizlenen belgelerin bir kısım basında yer aldığı ve yorum yapıldığı görülmektedir. Anayasaya, yasalara açık aykırılık ve suç teşkil etmesine karşın denetim mekanizmaları ne yazık ki işlememektedir.

CUMHURİYET’İN SAHİBİ OKURLARIDIR!

Son dönemde özellikle Cumhuriyet gazetesine yönelik idari ve cezai soruşturmaların arttığı görülmektedir. Basın İlan Kurumu tarafından basın özgürlüğünü doğrudan etkileyebilecek, yurttaşların haber hakkını kısıtlayabilecek ve Cumhuriyet gazetesinin hak ettiği ilanları almasını önleyecek ölçüde yaptırımların uygulandığı görülmektedir.

Etkinliği ve yetkinliği tartışılmaz olan Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü, Cumhuriyet gazetesini en “güvenilir” ve en “itibarlı” gazete olarak nitelendirmiştir/seçmiştir. Sahibi olmayan bir gazetedir Cumhuriyet!

SAHİBİ OKURLARIDIR!

Her darbe döneminde kapatılan gazetedir. Şehitleri olan gazetedir. Adını Ulusal Kurtuluş Savaşı’nınönderi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal ATATÜRK vermiştir. Bu özelliği itibarıyla başka gazete yoktur dünyada! Kurucu ilkelere, aydınlanmaya, çağdaşlaşmaya, eleştirel akla, gazetenin bağımsızlığına, kadın-erkek eşitliğine, sanata vb. ilkelere sıkı sıkıya sahip çıkmaktadır.

Cumhuriyetsiz Cumhuriyet olmaz! Son zamanlarda mahkeme kararlarıyla tekzipler gelmektedir. Mahkemelerin gerekçelerine bakıldığında nesnel anlamıyla yeterli olmadığını -40 yılı aşkın bir süre yargıçlık yapmış biri olarak- söyleyebilirim. Haberlerde çarpıcı başlıkların olması basının doğası gereğidir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yerleşmiş içtihadı karşısında idari yaptırım kararları yerinde değildir. Hatta Anayasa Mahkemesi’nin özellikle bireysel başvurular nedeniyle aldığı kararlara aykırı düşmektedir idari yaptırım kararları. “Bir hakkın amacına uygun şekilde kullanılmasını son derece, zorlaştıran, ciddi surette güçleştiren, örtülü bir şekilde kullanılamaz hale koyan ve etkisini ortadan kaldıran sınırlamalar öze dokunur niteliktedir. (Anayasa Mahkemesi 18/06/2009 tarih ve 2006/121 esas, 2009/90 karar)

HABER ALMA HAKKININ KISITLANMASI

Öte yandan AİHM kararlarına koşut olarak rahatsız edici düşünce açıklamalarını Anayasa Mahkemesi de ifade özgürlüğü yönünden koruma altına almaktadır. YouTube kararında, “Demokratik bir sistemde, kamu gücünü elinde bulunduranların yetkilerini hukuki sınırlar içinde kullanmalarını sağlamak açısından basın ve kamuoyu denetimi en az idari ve yargısal denetim kadar etkili bir rol oynamaktadır ve önem taşımaktadır.

Halk adına kamunun gözcülüğü işlevini gören basının işlevini yerine getirebilmesi özgür olmasına bağlı olduğundan basın özgürlüğü, herkes için geçerli ve yaşamsal bir özgürlüktür” denilmektedir. (Bireysel Başvuru No: 2014/4705, 29/05/2014) Cumhuriyet gazetesinin, Basın İlan Kurumu tarafından sürekli ilan kesme yaptırımı ile karşı karşıya kalması, haber verme, haber alma hakkının kısıtlanması anlamına geldiği kuşkusuzdur.

Haberlerin içeriğine bakıldığında yukarıda verdiğimiz örnekler karşısında yaptırımların ağır olduğu ve hakkın özüne dokunulduğu sonucuna rahatlıkla varılmaktadır. Görünür gerçekliğin dahi basın özgürlüğüne girmesi karşısında değerlendirmemizin isabetsiz olduğu söylenemez. Adeta bu konularda yayın yapılması istenmemektedir.

Bu da ulusal ve evrensel hukuk tarafından korunan hakkın, kullanılmasının önlenmesi anlamına gelmektedir. Hakkın özü ihlal edilmiştir! Hemen belirtmelidir ki Anayasa Mahkemesi ile AİHM’nin yerleşmiş kararları gözetildiğinde, eğer kararlar kesinleşirse ihlal kararı verileceğinden hiç kuşku olmamalıdır. O zaman da Cumhuriyet gazetesinin uğradığı zararların tazmini söz konusu olacaktır ki “rücu mekanizmasının” varlığı gözetildiğinde karar mercilerindekilerin sorumlu olacakları unutulmamalıdır.

ANAYASA HUKUKU KİTAPLARINA BAKMAK YETERLİ

Son olarak ve özellikle açıklamak durumundayım ki Alev Coşkun’un 27 Mayıs 2020 tarihli “27 Mayıs 1960’ın 60. Yılı: Amaç Demokratik Anayasa Yapmaktı” başlıklı köşe yazısı, Basın İlan Kurumu’nca gazeteden savunma istenmesine konu olmuştur. Belirtilmelidir ki anılan yazı demokratik bir anayasa amacına dönüktür.

 Gerçekten de 1961 Anayasası ülkemizin gördüğü en demokratik anayasadır. Hukuk devleti, sosyal devlet, yargı bağımsızlığı, grev hakkı, sendika, dernek gibi örgütlenme hakkı düzenlemeleriyle örnek anayasalardandır. Anayasa hukuku kitaplarına bakılması yeterli olacaktır. Basın İlan Kurumu teşkiline dair 195 sayılı kanunun 49. maddesiyle yazının ilgisi nasıl görülmektedir? Normatif düzenlemenin hangi maddelerine aykırılık oluşturmaktadır?

Sözgelimi, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve Cumhuriyetin insan haklarına dayalı, demokratik, laik, hukuk devleti niteliğine aykırı düşmesi olanaksız olduğu gibi Cumhuriyet gazetesi bu ilkelere bağlı ve savunan bir kurumdur. Suça tahrik veya teşvik edecek ve suç ile mücadeleyi etkisiz kılacak olması ise söz konusu değildir.

Alev Coşkun’un yazısı ayrıca bir tespit niteliğindedir. Kişisel bir anımı anlatarak bitirmek istiyorum: Demokrat Parti geleneğinden gelen, Adalet Partisi ile özellikle Doğru Yol Partisi’nde etkin devlet görevlerinde bulunan bir dostumla önceki aylarda sohbet ederken yeni bir anayasanın 1961 Anayasası esas/temel alınarak yapılması gerektiğini ifade ettiğinde, dostumun kişisel/ örgütsel kırgınlıklardan ne denli uzak ve akılcı olduğunu düşünmüştüm.