Yeni Akit yazarı Abdurrahman Dilipak, bugünkü köşesinde bazı eleştirilerde bulundu. “Geleneğimizde fakir, pür taksir diye bir şey vardır” diyen Dilipak, söz ettiği pür taksirliği, “Dünya malına tamah etmeyen, iktisad yapan, gösterişten sakınan, saçıp savurmayan bir kişilik” diyerek açıkladı.

Sözlerinin devamında, “Sahi bizimkiler bu ‘fakir’lere ne kadar benziyor. Ve ‘pür taksir’” diye soran Dilipak, “Hatasız kul olmaz. Ben hatasızlık iddiasında bulunanlardan korkarım; hata yapıp tevbe eden ve özür dileyip verdiği zararı gücü nisbetinde giderenlerden değil” görüşünü dile getirdi.

Dini inançlarını sorguladığı insanlar için, “Onların bizi anlamaları; dinin hakikatlerini, anlayabilecekleri şekilde onlara anlatmamızla mümkündür” diyen ve, “Onlar; biz onlara benzemeye çalışırken, niye bize benzemek istesinler ki? Para, makamla tanışınca, onlara daha çok benzemeye çalışıyoruz. Kendi dünyamızı onların kavram ve kurumları ile izah ediyoruz. Onlarla aynı zeminde buluşuyoruz. Evet “Onlar cahildirler, bilmiyorlar. Batıl bir yolun yolcusudurlar, ama farkında değiller. Eğitimleri böyle, gelenekten kopuk bir hayatları var, Media ve piyasa böyle” ifadelerini kullanan Dilipak, şunları kaydetti:

“Bir yanlıştan söz ediyorsak, yanlışı yapan kişiye değil, yanlışa odaklanmalı ve kişiyi yanlıştan uzaklaşmaya davet etmeliyiz. Yani kişiyi kazanmayı esas almalıyız. Bir "günah keçisi” bulup, olayı kişiselleştirerek, kişinin kendi yanlışını savunması konusunda olayı onur ve inat meselesi haline getirmekten kaçınmalıyız. Kişinin adını o yanlışla özdeşleştirerek, geri dönüş yollarını kapatmaktan sonuna kadar sakınmalıyız.

Bir kişiden ve topluluklardan yola çıkarak, bir kesimi topyekun hedef alacak söylemlerden kaçınmak, onların yarın kalplerinin İslam’a Hakka, hakikate ısınmasının önündeki engelleri tahkim etmememiz gerekir. Kişiler ve cemaat ya da toplulukları eleştirirken, her zaman eleştiriyi daraltmak ve daha geniş kitlelere sirayetini önlemek konusunda dikkatli olmak gerekecektir.”