Özdil: Gün gelir adalet ararsa, Tayyip Erdoğan'a da namuslu gazeteci lazım olur!

Yılmaz Özdil, köşe yazarı olduğu Sözcü gazetesine verilen cezaları eleştirdi.

Özdil: Gün gelir adalet ararsa, Tayyip Erdoğan'a da namuslu gazeteci lazım olur!

Yılmaz Özdil, bugünkü "Sözcü" başlıklı yazısında, namuslu gazeteceyi anlattı. Özdil, "Gün gelir adalet ararsa, Tayyip Erdoğan'a da namuslu gazeteci lazım olur!" dedi.

İŞTE ÖZDİL'İN YAZISI

Namuslu gazeteci…

Zebradır.

Siyah-beyazdır.

Doğuştan zıtlıktır.

Doğuştan karşıtlıktır.

Derisi siyah, şeritleri mi beyazdır?

Derisi beyaz, şeritleri mi siyahtır?

Senin niyetine bağlıdır…

Kimine göre ak'tır.

Kimine göre kara'dır.

Asidir.

Sırtına binemezsin.

Gem vuramazsın.

Ama barışçıldır…

Kimseye düşman değildir.

Kimseye saldırmaz.

Karıncayı bile incitmediği halde, daima risk altındadır.

Daima tehlikededir.

Vahşi hayvanların hedefidir.

Buna rağmen…

Asla saklanmaz.

Açık alanlarda gezer.

Cesurdur.

Merttir.

Türkçe, İngilizce, Almanca, İtalyanca, Lehçe, Danca, Macarca, Çekçe, Portekizce, Rumence, Boşnakça, İsveççe, hemen her lisanda zebra'dır.

Evrenseldir.

Eşek gibi değildir.

Kafası çalışır.

Önsezilidir.

Bön bön bakmaz, iyi görür.

İyi duyar.

İyi koku alır.

Hisseder.

Sahte kimlikle dolaşmaz.

Her birinin şeritleri diğerlerinden farklıdır, insanların parmak izi gibidir, nüfus kağıdı gibi, adıyla sanıyla yaşar.

Ömrü boyunca kim olduğu bellidir.

Kim olduğunu gösteren o şeritleri sayesinde… Parçalayıcı dişleri, yırtıcı pençeleri, pırrrr diye uçacak kanatları olmadığı halde, en vahşi ortamlarda bile gayet rahat, gayet serinkanlı yaşayabilir.

Çünkü…

Başdüşmanı olan aslanlar kaplanlar leoparlar, renk körüdür.

Aslan mesela, yeşili sarıyı, siyahı beyazı ayırtedemez, hareket eden hedeflere şuursuzca saldırır, açık alanda hareketsiz duran zebrayı gözden kaçırır.

Kavurucu sıcakta topraktan yükselen buhar, görüş alanını titreştirdiği için, zebra şeritlerini rüzgarda salınan ot yığınlarına benzetir, kafası karışır.

Pusuya yatar, hata yapılmasını bekler, biri kıpırdarsa, saldırır… Ama hangisine? Topluca gezinen zebralar, tehlike yaklaşınca çil yavrusu gibi dağılarak koşmaya başlar.

E zaten hepsi birbirine benziyor… Aslan birini gözüne kestirip, saldırı planı yapamaz. Ona mı saldırayım, buna mı saldırayım derken, kafası iyice allak bullak olur, birini yakalayayım derken, hepsini elinden kaçırır.

Yani… Ortam doğal ortamsa, herhangi bir suçu günahı olmadığı halde saldırıya uğrayan zebra, hayatta kalır.

Peki ya ortam bozulursa?

En somut tehlikeler karşısında, en ciddi tehditlere aldırmadan, saklanmadan, korkmadan, çekinmeden, açık alanlarda mertçe dolaşan zebra… Namlunun ucunda çaresizdir.

Avcı tüfeğini doğrultur.

Dürbünüyle nişan alır.

Tetiği yoklar, basar.

Drann!

İşte o anda, zebra koşuşu başlar.

İçgüdüsel start verilmiştir.

Etrafta aslan kaplan filan yoktur ama, drann sesinden ne olduğu belli, topluca, yan yana, omuz omuza, çılgınlar gibi koşarlar.

Yırttılar, kurtuldular sanırsın.

Hiçbiri düşmedi, umutlanırsın.

Herhalde ıskaladı dersin.

Avcı sinsice gülümser.

Koşarlar koşarlar koşarlar, tık…

Biri tökezler, düşer.

Vurulmuştur.

Sısss diye süzülen mermi, puff diye saplanmıştır vücuduna…

O anda her şey bitmiştir aslında.

Kanı boşalana kadar koşar koşar koşar, son damla, düşer.

Dolayısıyla, Sözcü davasının gerekçeli kararı filan hikayedir.

Taa en başında, iftira mermisinin tetiğine bastıkları gün, drann, netice belliydi.

O günden beri yüreğimiz ağzımızda koşarken… Avcının sinsice sırıttığını, puff diye vücudumuza saplandığını biliyorduk aslında.

Ve bugün, başımıza gelenler nedeniyle tarikat-cemaat-zırcahil koalisyonu çok mutlu, ahlaksız medya imha oluyoruz diye için için seviniyor ama, kalemimize saygımız gereği söylemezsek olmaz…

Gün gelir adalet ararsa, Tayyip Erdoğan'a da namuslu gazeteci lazım olur!

Etiketler
Yılmaz Özdil