Habertürk yazarı Fatih Altaylı, iktidar tarafından Millet Bahçesi yapımıyla gündeme gelen Salda Gölü'nü yazdı.

Salda gölünün yağmaya ve talana açılacak olması tepkilere neden olurken Fatih Altaylı, köşesinde Doç. Dr. Yıldırım Güngör'ün makalesine yer verdi.

Fatih Altaylı'nın yazısı şöyle olmalı: 

Değerli okurlar, bugün köşemi bir bilim adamına verme kararı aldım.

Geçen hafta sonunda Doç. Dr. Yıldırım Güngör ile Dünya’daki yaşamın ortaya çıkışı üzerine sohbet ederken, çok ilginç şeyler anlattı.

Ve sohbet sırasında laf dönüp dolaşıp Salda Gölü’ne, yani “Türkiye’deki Maldivler” diye adlandırılan yere geldi.

Doğa tarihi açısından son derece önemli, bir anlamda “Doğal bir Doğa Bilimleri Müzesi” olan Salda Gölü’nü sadece kumlarının rengi nedeniyle Maldivlere benzetmenin ve bir plaja indirgemenin ne kadar yanlış olduğunu anlattı Doç. Yıldırım Güngör.

 

“Bırakın Millet Bahçesi yapmayı, çevresini tel örgü ile çevirip içine insan sokmamamız, etrafına bir seyir terası yapıp sadece oradan bakılmasına izin vermemiz gerekir” dedi. Ben de kendisinden köşemde yayınlanmak üzere bunun nedenlerini anlatan bir makale yazmasını rica ettim. O da yazdı. Buyrun size Doç Dr. Yıldırım Güngör’ün kaleminden bir “Salda Gölü” hikâyesi:

“Salda Gölü'ne ilk kez 3 yıl önce gittim. Dünya ve dünya üzerinde gelişen canlı tarihi için çok önemli olan gölü gezdikçe gördüklerime inanamamaya başladım. İnsanlar gölün sahillerini plaja çevirmişti. Kumların üzeri çadır kaynıyordu. İnsanlar çok özel oluşumların üzerinden koşarak, hoplaya zıplaya suya giriyordu. Araçla sahil boyunca yolculuğuma devam ettiğimde ilk gördüklerime şükretmeye başladım.

 

Göle ismini veren Salda Köyü'nün sahilinde beyaz kumlara gömülmüş araçlar ve bu araçları çıkarmak için uğraşan traktörler çıldırmama yetmişti bile. Bu sahillere bırakın araçla girmeyi, insan ayağı bile değmemeliydi. Çünkü bu göl kumlarına ayak basılmayacak kadar önemli bir doğal miras.

Peki neden bu kadar önemli Salda Gölü. Açıklamadan önce önce size dünya tarihinden bir kesit aktarmak istiyorum. Yer küre üzerinde ilk canlı izleri 3.8 milyar yıla kadar gidiyor. Bu canlılar ilkel basit formlar. Okyanusun derinliklerinde bulunan siyah bacalardan (ki bu bacalar hâlâ okyanusun derinliklerinde mevcut) çıkan volkanik kaynaklı çözülmüş metal ve kükürt içeren kaynar sular, okyanus suyuyla karışınca aniden soğumaya başlıyor.

 

Bu yüzden çözeltideki sülfit, ayrışarak kaynağın etrafına çökeliyor. FeS yani demir sülfür basit kimyasal maddelerden daha karmaşık organik bileşimler meydana getirmek için uygun bir katalizördür. Siyah bacaların koruyucu duvarlarına yapışan maddeler daha karmaşık yapılı molekül zincirleri şeklinde birleşiyorlar. Kendi kendilerini kopyalamayı başaran bu molekül zincirleri en sonunda koruyucu bir örtü geliştiriyor: Hücre zarı ve duvarı. Bu da canlı bir formun doğduğu anlamına geliyor.

Bazı görüşler ise ilk basit canlıların uzaydan meteorlar aracılığıyla dünyaya taşındığını iddia ediyor. Kökeni ne olursa olsun önemli olan günümüzden yaklaşık 3.8 milyar yıl önce dünyada tek hücreli canlıları ortaya çıkmış olması. Ortaya çıkan bu tek hücreli canlılar yaşamak için gerekli enerjiyi kimyasal yollarla sağlıyorlardı. Zamanla foto sentez yetenekleri gelişti ve sığ sularda stramatolit denen yosunlar ortaya çıkmaya başladı.

 

Stramatolitlerin foto sentez yapmaya başlamasıyla birlikte oksijen açığa çıkmaya başladı. İlk aşamada açığa çıkan oksijen uzun süre suda çözünmüş halde bulunan demir ve kükürt bileşimlerine bağlanarak okyanuslarda kalır. Ancak zaman içinde açığa çıkan oksijen gaz halinde sudan çıkarak atmosfere karışmaya başladı ve gelişmiş yaşam formlarını ortaya çıkması için ilk adım atılmış oldu.

Stramatolit denen ve sığ sularda yaşayan bu deniz yosunları Dünya'nın jeolojik süreci içinde çok ama çok önemli bir yere sahip. Öyle önemli ki bu canlılar olmazsa belki de dünyada yaşam olmayacaktı.

İlk stramatolitler dünya üzerinde ilk kez yaklaşık 3.5 milyar yıl önce ortaya çıktı. Bunlar miktar olarak çok azdı ve diğer tek hücreli canlılardan pek de farkları yoktu. Ancak süreç içinde geliştiler ve fotosentez yeteneklerini geliştirdiler. Jeolojik süreç içinde Arkeen döneminde (yaklaşık 2.5 milyar yıl ile 500 milyon yıl arası) dünya üzerinde etkin olmaya başladılar.

Bu dönemden itibaren yaklaşık 2 milyar yıllık bir dönem Stramatolitlerin egemenliğinde geçti. Bu 2 milyar yıllık dönem Dünya canlı tarihi için çok önemli bir süredir. Çünkü bu dönemde bu bitkiler Dünya’nın her yerinde tam 2 milyar yıl fotosentez yaparak atmosfere sürekli olarak oksijen pompaladılar.

Bu süre sonunda atmosfer oksijence çok zenginleşti. Dünya artık oksijen bağımlısı canlılar için yaşanabilir bir hale gelmişti. Atmosferde oksijen artmaya başlayınca günümüzden yaklaşık 540 milyon yıl öncede Kambriyen patlaması meydana geldi ve okyanuslar canlılar tarafından istila edilmeye başladı.

DÜNYAYI OKSİJENE BOĞAN CANLILAR SALDA GÖLÜNDE HÂLÂ VAR

“İyi güzel de Salda gölü ile bunun ne ilgisi var?” diye soracak olanlar olabilir. Çok ilgisi var. Yaklaşık 2 milyar yıl boyunca dünyaya oksijen pompalayan stramatolitler Salda Gölü'nün kıyılarında bu görevlerini yapmaya devam ediyorlar. Dünyada sadece birkaç yerde bulunan (Bir de Van Gölü kıyıları) bu yosunlar Salda Gölü'nün bir jeolojik miras unsuru olarak kabul edilmesi için yeterli bir neden.

Gölü çevreleyen kayaçlardan çözünerek Salda Gölü'nde yeniden kristallenen hidromanyezit oluşumları ise gölün, bir başka özel jeolojik oluşumu. İki özel jeolojik oluşum gölün tüm alanının korunması için son derece yeterli bir neden. Dünyada sadece birkaç noktada bulunan ve dünya canlı tarihinde çok önemli bir yere sahip olan stramatolitler ile göle beyaz rengini veren hidromenyezitler bu gölü dünya çapında çok özel bir konuma getiriyor.

Göl etrafına yapılan ve yapılmakta olan sulama göletlerinin göle gelecek suyu azaltacağı ve 185 metre derinliğe sahip gölün zaman içinde iyice küçüleceği de iddialar arasında. Dünya'nın her hangi bir yerinde olsa yaklaşmanın bile yasak olacağı kadar önemli bilimsel, aynı zamanda da görsel değere sahip Salda Gölü mutlaka korunmalıdır.

Öncelikle yapılması düşünülen millet bahçesi göle uzak bir noktaya yapılmalıdır. Göl, millet bahçesinin bir parçası olabilir. Bunun bir sakıncası yok. Ancak gölde yüzülmesine, çadır kurulmasına ve kumlar üzerinde yürünmesine izin verilmemelidir. Gölü ziyarete gelenler için yapılacak yürüme yolları bilgilendirme notlarıyla zenginleştirilmeli ve yürüme yollarının dışına çıkılması engellenmelidir.
Salda Gölü bir dünya mirası, bir jeolojik miras. Dünya’ya tam 2 milyar yıl oksijen pompalayan canlılar burada yaşamaya devam ediyor. Bize düşen tek şey, dünya çapında öneme sahip olan bu gölü ve sahillerini insan tahribatında korumak olmalı. “

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

"Bilime kulak verdiğimiz zaman..."