Evrensel gazetesi yazarı Hakan Güngör, “Cem Yılmaz’ın Erşan Kuneri’de anlatamadıkları | Erotik film furyasının karanlık yanında neler yaşandı?” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Güngör yazısında, komedyen-oyuncu Cem Yılmaz’ın Netflix’te yayınlanan Erşan Kuneri karakterini canlandırdığı dizi üzerine Türkiye’nin erotik film tarihini yazdı.

İşte o yazı:

Her şey 1973 ve 1974’te Lando Buzzanca’nın filmlerinin Türkiye’de gösterime girmesiyle başladı. Buzzanca filmi gösterilen her sinemanın önünde kuyruklar oluşuyordu. Bu filmler, o güne dek Türkiye’de bazı denemeleri yapılsa da ilk sayılabilecek bir türü seyircilerle buluşturuyordu. Filmlerde epeyce erotik sahne vardı. Bunları, başka İtalyan yapımları, bir süre sonra Japon filmleri takip etti.

Filmlerin gişedeki başarısını gören yapımcıların aklına hemen o “parlak fikir” geldi. Bu filmlerden kendileri de yapabilirlerdi. Dahası, Oyuncu Sermet Serdengeçti, Buzzanca’ya oldukça benziyordu.

Serdengeçti’nin ikna olmasıyla beraber 1974’te “Beş Tavuk Bir Horoz” filmi çekildi. Başlangıç filminin hangisi olduğu tartışılsa da genelde ilk hatırlanan da bu film oldu. Tabii sonrası geldi. Benzeri filmlerle Yeşilçam’da erotik film furyası böyle başladı.

Cem Yılmaz da Erşan Kuneri dizisinde bu furyanın hemen sonrasını anlatıyor. Rol aldığı erotik filmleri unutturmak için başka filmler çekmeye çalışan Erşan’ın hikayesini.

Anlatıyordu anlatmasına ama Cem Yılmaz tarihle haşır neşir olmayı bu kadar severken bunu bir karton komedi sınırları içinde, öncesiz, sonrasız, “neşeli ve zorlu çabalar” ekseninde gösteriyordu.

Halbuki o dünya Cem Yılmaz’ın anlattığından çok daha farklıydı…

KADIN OYUNCULARA NE OLDU?

“Beş Tavuk Bir Horoz” ve benzer ilk yapımlar o kadar büyük gelir getirdi ki korkunç bir hızla benzer filmler çekilmeye başlandı.

Bu süreçte yapımcıların yüzü epey güldü. Filmlerin, erkek yönetmen ve oyuncuların kariyerine olumsuz bir yansıması da olmadı. Hayatlarına devam ettiler, büyük bölümü saygın tiyatrocular olarak anıldı. Ama kadınlar için işler öyle gitmedi.

Kadınlar için o setlere dahil olmak da o filmlerde oynadıktan sonra gündelik hayata devam etmek de kolay olmadı.

Mesela Alev Altın soyunması gereken ilk sahnede çekindi. Soyunmakta gecikince yapımcı, Altın’a yumruk attı ve Altın hayatı boyunca o yumruğun izini burnunda taşıdı.

Arzu Okay… Ticaret yapmak istedi. Dükkan kiralayacağında onu tanıyanlar ya rahatsız ediyor ya da dükkanı kiraya vermiyordu. “Toplum baskısına maruz kaldığım doğrudur” diyordu. Sonunda Fransa’ya taşındı.

Zerrin Egeliler… “Araya ‘Parça’ Giren Yıllar” Kitabının Yazarı Cihan Demirci’ye, “Yaptığım filmlerden sonra seksten iğrendim. Çıplaklıktan nefret ettim” dedi. Üstelik devlet, uzun yıllar görmezden geldiği filmlere dur demeye karar verince hakkında soruşturma başlatılan isimlerden biri Zerrin Egeliler oldu. Egeliler daha sonra Bursa’ya yerleşti.

Karaca Kaan… Kendi ifadesiyle, itibarsızlık ve aşağılamaya maruz kaldı. Sonunda İstanbul’dan ayrıldı, saçlarını boyayıp başka bir şehirde yeni bir hayat kurmaya çalıştı.

SEHER ŞENİZ İNTİHAR ETTİ, FERİ CANSEL ÖLDÜRÜLDÜ

Seher Şeniz… İntihar etti. İntihar mektubunda, “Nihayet bu iğrenç dünyadan gitmeyi başardım. Ölmenin, ölmeye çalışmanın bu kadar zor olduğunu söyleselerdi alay ederdim” dedi.

Feri Cansel… 39 yaşındayken bir erkek tarafından öldürüldü.

Erotik filmler çeken Yönetmen Yılmaz Atadeniz o cinayeti yıllar sonra nasıl anıyordu biliyor musunuz? Bugün kadın cinayetleri sonrası bazı kesimlerden duyduğumuz saçmalıklara çok benzer şekilde, Feri Cansel’i suçlayarak, Cansel’i öldüren erkeği savunarak!

“Bir ara beraber olduğu bir adam vardı. Karınca bile incitemeyecek kadar zararsız biri idi. Feri ne çektiyse dilinden çekti. Adama hakaretler etmiş, erkekliğine dokunan laflar söylemiş ve adamı kışkırtmış. Dili yüzünden hem kendini hem adamı yaktı Feri.”

“Merhaba” gazetesi haberi, “Feri’nin sonu” manşetiyle duyururken göğüsleri açık haldeki cansız bedeninin fotoğrafını yayımladı.

Peki Feri Cansel’i öldüren Melih Ük’e ne oldu dersiniz?

24 yılla yargılandı, 15 yıl ceza verildi, 7 yılın ardından serbest kaldı.

"YAPIMCISI, OYUNCUSU, SENARİSTİ ERKEK; BİR BEN Mİ UTANACAĞIM?"

Evet, kadınların başına bunlar ve daha fazlası geldi. “Utanılası” görülen yük, kadınların omzuna yüklenmek istendi. Arzu Okay bu nedenle “Erkek yapımcısı, oyuncusu, senaristi utanmayacak, bir tek ben mi utanacağım seks filmlerinden?” diyordu.

Bu konuda bir isyan da Karaca Kaan’dan gelmişti:

“Bunları yapanlar ünlü yönetmenler, yapımcılardı, Yılmaz Atadeniz, Çetin İnanç, Aram Gülyüz gibi. Onlara neden şimdi seks filmleri yönetmeni denmiyor? Siz yapmadınız mı bunları? Karaca kapıdan girsin, erkeği görsün, sabahlığını çıkarsın, sevişsin... Kim yazıyordu bunları? Sanki filmi ben yaptım, aldım, çektim, yönettim, sattım!”

Cem Yılmaz’ın dizisindeki kadın karakterlerin adı Alev Alev, Seyyal Par ve Feride Orhun’du.

Bu isimleri koyarken aklına Alev Altın, Seyyal Taner, Feri Cansel mi geldi, bilmiyorum.

Seher Şeniz’in, Zerrin Egeliler’in, Arzu Okay’ın yaşadıklarını ne kadar biliyor, emin değilim.

Ama furya, “Olağandan çok fazla bulunma durumu” anlamına geliyor; erotik film furyasında ve sonrasında kadınlara hayatlarını normal şekilde sürdürme hakkı “Fazla bulunmuştu”, bunu biliyorum.

YAPIMCI VE YÖNETMEN BAHANELERİ

Filmlerin yapımcıları, yönetmenleri sonraki yıllarda kendilerini savunmak için iki yol buldular.

İlki, krizdeki Yeşilçam sinemasını kurtardıkları iddiasıydı.

O yıllar Türkiye’de başka filmler de çekildi. Bu çekilen filmler arasında çok büyük gişe yapanlar oldu. Bu bir kurtarma operasyonu ya da fedakarlık değil, yapımcı uyanıklığıydı.  

Zaten erotik filmler de çekmiş olan Yönetmen Aram Gülyüz, 2004’te Sabah’a konuşmuş ve “Kriz filan hikaye. Tüm yapımcılar iş yapıyor diye böyle erotik filmler istedi” demişti. Esasen sektörü bu kadar domine etmeleri birçok sinemacının ve seyircinin sinemadan uzaklaşmasına sebep oldu.

İkinci iddia, “Türkiye’de bir tabu olan cinselliği öğrettik” şeklindeydi. Kuşkusuz bu da bir çarpıtmaydı.

Erkek ürünü filmlerde yaratılan kadın ve kadın cinselliği temsillerinin çarpıklıklarını görebiliyorduk.

Yeşilçam’ın tarihine yaslanıp dizi yaparken koşullardan bu kadar uzak bir kadraj belirlemek bir tercih şüphesiz. Cem Yılmaz bunun sadece bir komedi olduğunu da söyleyebilir ancak nasıl ki masalsı Yeşilçam meselesi bir yığın emek gasbını, problemli temsili yok sayıp sahte nostalji yaratıyorsa, erotik film furyasında da durum farklı değil.

Erşan Kuneri karakteri ya da temsil ettiği erkek oyuncular donunu çıkarmamış olabilir.

Ama gündelik hayatını yaşarken zorluklara maruz kalan, sette dövülen, intihara sürüklenen, sonu öldürülmek olan oyuncu kadınların tarihi söz konusu olduğunda artık takke düşüyor, fail görünüyor.

ERKEK OYUNCULAR YOLUNA NASIL DEVAM ETTİ?

Erşan Kuneri’nin dizide “Donumu çıkarmadım hiç” diye kendini ayrı bir yere koyma çabası aslında dönemin pek çok erkek oyuncusunun argümanıydı. Mesela Aydemir Akbaş, “Bana servet döktüler, donumu çıkarmadım” diyordu. Ancak konu bir don meselesi değildi. Kadın oyuncular türlü zorluklarla, zorbalıklarla cebelleşirken erkekler kariyerlerine devam etti.

Mete İnselel, Bülent Kayabaş, Hadi Çaman, Yılmaz Köksal birer tiyatrocu olarak sanat çevrelerinde saygınlığını korudu. Ali Poyrazoğlu bir televizyon programında “Bana seks filmlerini sormayın!” deyip çıkabildi işin içinden. Ya da Rüştü Asyalı… “Keloğlan İş Başında” filmiyle o da furyaya katıldı ama o film unutuldu gitti.

Adını yazmayanlar da vardı. Arzu Okay’ın “Yönetmen Memduh Ün’ün çevirdiği erotik filmde oynadım. Ama o ismini başka yazdırdı” açıklaması sanırım durumu özetlemek için yeterli.

DEVLETLE YAPIMCILARIN SÖZSÜZ ANLAŞMASI: ARAYA ATILAN PARÇALAR

Sayısız filmin tepesine dikilen sansür mekanizması bu filmleri nasıl görmedi dersiniz?

Devletle yapımcılar arasında sözsüz bir anlaşma vardı. Filmler sansür kuruluna gönderilmeden önce sevişme sahneleri kesiliyordu. Film onay aldıktan sonra parçalar yerine yerleştiriliyor ve vizyona öyle sokulurdu. Bu filmlerin ne şekilde gösterildiğini devlet de biliyordu ama bürokratik danışıklı dövüş sürüp gidiyordu. 

Tabii yapımcılar “parça” konusunda zamanla iyiden iyiye gemi azıya aldı. Filmlerin arasına porno filmlerden parçalar koymaya başladılar. Dönemin yönetmenlerinden Mehmet Açar, Sinematürk’ten Yakup Sancı’ya, “Zerrin Egeliler, Mine Mutlu, Figen Han, Melek Görgün, Feri Cansel, bunların hiçbiri porno film çekmedi. Bu isimlerin filmlerine hep montaj yapıldı” diyecek ve devam edecekti:

“Kimsenin haberi yok. Ben sana da porno film çektiririm, sen istediğin kadar ben yapmam de. Yüz senin yüzün olur alt taraf başka biri. Ne oldu, sen de porno film çekmiş oldun. Bu işler böyle döndü.”

Bir noktadan sonra doğrudan porno filmler çekilmeye başlandı. Bu filmler yaş sınırı olmaksızın sinemalarda gösterildi. Yıllar süren sözsüz anlaşma 12 Eylül sürecinde bitti. Salonlara baskınlar, filmlere el koymalar, soruşturmalarla furya sona erdi.