Demircan'dan Narmanlı savunması: Bir pasajdı işte...

AKP'li Başkan Demircan, İstanbul'u Kudüs'e benzetti

Demircan'dan Narmanlı savunması: Bir pasajdı işte...

AK Parti’de üç dönem kuralı gereği bazı başkanlar farklı yerlerde görevlendirilecek. Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan da üç dönemdir başkanlık yapan isimlerden biri. Adı Sarıyer, Eyüp, Çorlu, hatta İstanbul Büyükşehir için de geçti.

Demircan Hürriyet'ten İpek Özbey'e konuştu:


* Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan "belediye başkanlığı üç dönemden fazla olmayacak dedik, ama iyi çalışan arkadaşlarımız başka yerlerde değerlendirilecek’ diye konuştu. Yarın açıklanacak bu istisnai grupta mısınız?

Sayın Cumhurbaşkanımızın ve partimizin takdiri nasıl olursa. Benim için önemli olan hizmet etmek…

* Herkes bir gün İstanbul’u yönetmek ister mi?

İnsan küçük işler yapmaya başlar, sonra onları çalışıp büyütür. Büyüttükçe yeni imkanlar, yeni ihtiyaçlarla karşılaşırsınız. Daha fazla iş yapma ihtiyacı, daha güçlü makamları talep ettirir hale gelebilir.

* Peki size, ‘Gel bir dönem daha kal’ deseler...

Şuna inanıyorum, üzerinize düşeni en iyi şekilde yapacaksınız ama sizi dışarıdaki bir göz değerlendirecek ve o göz karar verecek.

* Adınız pek çok yerle anılıyor: Büyükşehir, Sarıyer, Eyüp mesela..

Çorlu bile dendi. Beyoğlu’nda şehrin merkezinde çok ciddi bir dönüşüm yaşadık. Herkes buraya geliyor. Geçen gün Kadıköy’de eşimle bir pastaneye gittik. ‘Beyoğlu çok güzel oldu’ dedi biri. Tentelerin ve bina boyalarının düzgünlüğünden bile bahsetti. İnsanların Beyoğlu’nun güzelliğinin farkında olması sanırım ismimi de ön plana çıkarıyor.

Tentelerle, bina boyalarıyla da mı siz ilgileniyorsunuz?

Evet, her şeyle bizzat ilgileniyorum. Her gün 5000-6000 adım atıyorum burada. Bakar, kontrol ederim. Biz turizmden para kazanıyoruz, bakmam, görmem lazım.

* Beyoğlu’nun İstanbul turizmine ne kadar katkısı var?

Yüzde 40 Beyoğlu’nda konaklıyor, yiyor, içiyor, geziyor, eğleniyor. Başka ilçede 1.5 gün kalan turist, Beyoğlu’nda 3.5 gün kalıyor.

* Kaç yaşındaydınız başkan olduğunuzda ?

36 yaşındaydım, şimdi 51.

* O yaşta genç birinin gözünü korkutur mu Beyoğlu?

Hayır, ben zaten Kasımpaşalıydım. Beyoğlu’ndaki çocuklar, doğal olarak bu hayatı teneffüs ederek yaşıyorlar. Herkes İstiklal Caddesi’ni sever, değil mi? ‘Neden’ diye düşündüm… Binalar el işçiliğiyle yapılmış, oradaki yaşanmışlıkları soluyorsunuz. Çan sesi ve ezan sesini birlikte duyuyorsunuz büyürken. Kitapçıyla, kunduracıyı aynı yerde görüyorsunuz. Kitapçı dükkanında kitaba dalmış adamın deruni düşünceye dalışına da, sokaktaki gitaristin müzik yaparken kendinden geçişine şahit oluyorsunuz. Sokakta yabancıları görüyorsunuz… Bakın kişi görmediğinin, bilmediğinin düşmanıdır. Beyoğlu’nda büyüyüp, Beyoğlu’nda yaşarsanız her şeyi normalleştirir, içselleştirirsiniz. Bu sizin zenginliğiniz olur.

* Peki Beyoğlulu size ne öğretti?

Her şeyi. Muhafazakâr bir ailede, bir din adamının oğlu olarak büyüdüm. Evde hep yardımlardan bahsedilirdi. Ben yardıma ihtiyacı olan insanı burada tanıdım. Bir şehrin tesadüfen bir yere gidemeyeceğini burada öğrendim. Eski eseri restore etmenin önemini, bilginin, kültürün, eğitimin insanı nereye götüreceğini burada öğrendim. Kamusal bakış açısıyla devletin ne demek olduğunu burada öğrendim. Bu bir anne duygusuydu. Sevginin, paylaşmanın ne demek olduğunu anladım. Belediyecilik insana hayatı başka öğretiyor.

* Herkesi anlamaya çalıştınız mı?


Evet, çalıştım. Yoksa üç dönem üst üste seçim kazanamazdım sanırım.

* Çok da eleştirildiniz…

Yaşam felsefem barışık kelimesi üzerine kurulu. Bu duyguyla herkesi içselleştirmeye ve anlamaya çalışıyorum. Size tepki gösterebilirler, bu normal. Bazen kavganın sonunda çok güzel dostluklar çıkıyor, bazen de yapılacak yeni bir iş… Dedim ya, ‘devlet olmak anne olmaktır’ diye, tam da bu yüzden. Anne çocuğuna kızabilir, onunla zaman zaman çatışır ama şefkatini hiçbir zaman eksik etmez. Her zaman karşılıksız sever. Belediye başkanlığı da böyle bir şey.

* Beyoğlu’nu dünyada nereye benzetirsiniz?

Belki Kudüs’e benziyor, farklı kültürlerin yaşaması açısından. Binalar açısından baktığınızda Cenova’ya benzetebilirsiniz.

* Üç dönemin ardından bir muhasebe yaptınız mı? Şu iyiydi, bu değildi gibi…

Aklıma koyduğum her şeyi başlattım. Keşke daha fazla param olsaydı, daha hızlı yapsaydım. Bir de vakti gelmeden çiçek açmaz derler, sabırlı olmak gerekiyor. Tarlabaşı bu anlamda örnek bir proje oldu. Orayı bugünün ihtiyaçlarına uygun hale getirmek için büyük bir mücadele verdim. Doğru anlattık. Şunu söylemek istiyorum: 2004’te Beyoğlu’nda sokakta sadece gençler vardı, bugün yürüyenlerin yüzde 60’ı kadın, yerli-yabancı turist buraya akıyor. Sosyolojik tabakalardan farklı insanlar burada yürüyor, Beyoğlu’nda ötekileşme yok. Herkesin buluşma noktası.

TAKSİM CAMİİ İHTİYAÇTI

* Şehir hafızası çok önemli, insanların anıları çok kıymetlidir. ‘Muhafazakâr’ bir başkan olarak bu anlamda nasıl bir sınav verdiniz?

Kesinlikle çok iyi bir sınav verdiğimi düşünüyorum. Mesela Tarlabaşı’nda 278 binayı bugünün ihtiyaçlarına uygun hale getirdik. Bu bir dünya projesiydi. 12 sene uğraştım. Mesela Emek sineması. Yok olmuş yeri yaşayan bir hale getirdik.


* Yaşıyor mu sizce şu anda?

Yaşıyor tabii ki. Sekiz sineması, bir salonu, tiyatrosu ve Madame Tussauds’su var. Orası bir çöplüktü. Yaşatmak çok önemli. Narmanlı’yı neden tartıştıklarını da anlamıyorum mesela. Bitti, mükemmel oldu. Kökünüz geçmişte olacak, geleceği tasarlayacaksınız. Benim ilkem bu.

* Narmanlı’da ne göreceğiz?

Geçmişte tıpkı bugünün AVM’si gibi pasajlar vardı. Narmanlı da öyleydi. İçinde dükkanlar vardı, yine öyle olacak. Başka bir şey atfetmeye gerek yok.

* Pek çok büyük yazarın da anısı var ama değil mi?

Evet, onlar da orada çalışmış. Ama eleştirirken hafızayı bilmiyoruz bence. Orası bir pasajdı işte. Bazı değişikliklere itiraz etmemek gerekiyor. Eskiden at arabasıyla gidiliyordu örneğin. ‘Biz muhafazakarız, buraya metro gelmesin’ diyebilir miyiz? Önemli olan bunu doğru yapmaktır. Tartışırken siyasi rekabete göre hareket ediliyor. Ben şunu gördüm : Büyük büyük mimarlar projeleri yarıştırırken, acımasızca birbirlerini eleştiriyorlar. Yok etmekle suçluyorlar birbirlerini. Üslup tartışmalarını varlık-yokluk meselesine getiriyorlar. Proje tartışmak gerekirken kişisel rekabetlerimizi konuşturuyoruz.

* Taksim Camii gerçekten ihtiyaç mıydı?

Evet, ihtiyaçtı. Örneğin Ağa Camii’ye gidin. Cuma namazında bütün avlular doludur. Dışarıda namaz kılınıyor. Ben de kıldım. İhtiyaç olduğu kesin. Binlerce dükkan, onbinlerce insan var. Yüzde 5’i namaza gelse, 2 bin kapasite istiyor demektir. İbadet açısından durum böyle, ancak kültür açısından da ihtiyaç. Taksim Camii mimari bir ikona olacak. Altına da sanat merkezi yapılacak. Yurt dışına gittiğinizde kiliseye gidiyorsunuz değil mi? Buraya gelen turist de camiye gidecek ve aynı zamanda İslam eserlerini de burada görme imkanı bulacak.

* Ya Galataport Projesi…

Aynı anda 20 bin yolcuyu kabul edebilecek, aynı anda 4 büyük geminin yanaşmasına fırsat verecek. Bütün o sahilleri bize ve turiste açacak. 7 milyon turist ağırlayacak kapasitesi var. Beyoğlu’nun, İstanbul’un turizm açısından kalbi olacak.

"DEMİRCAN'IN BEYOĞLU’SU!"

* Yemeği nerede yiyorsunuz?

Zaman zaman bunlar değişiyor. Yeni dükkanlar açılıyor. Birkaç tane söyleyebilirim. Ev yemeği yiyecekseniz Şahin Lokantası, esnaf lokantası olarak çok iyidir. Döneri mutlaka Kebap Dünyası’nda yiyeceksiniz. Çünkü kömürde pişiriyor. İnci'de profeterol yiyeceksiniz, Hafız Mustafa ve Saray Muhallebicisi’ni unutmayalım.

* Kahveyi?

Tabii ki Mandabatmaz. Kahvesi çok iyidir…

* Esnafla ilişkiniz nasıl?

Ben onları seviyorum. Eminim onlar da beni seviyor. Zaman zaman bana kızdıkları da oldu ama birinin bu değişim riskini alması gerekiyordu. Bitince onlar da mutlu oldu. Bazen, ‘Başkanım bize rağmen yapılması gerekeni yapıyorsunuz, devam edin’ diyorlar. Mesela masa-sandalye meselesi. Çok konuşuldu, abartıldı. Oysa biz caddeleri düzene sokmak istedik. Binaların üstü doldu, insanlar daha çok geldi. Riskti ama almak gerekiyordu.

Etiketler
Kudüs