Hukukçu Aslı Kazan, yaşanan bu süreci 2011’de Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) kararıyla firari eski savcı Zekeriya Öz’ün özel yetkilerinin elinden alınarak, İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili yapıldığı döneme benzettiğini belirtti.

Cumhuriyet'ten Seyhan Avşar'ın haberine göre, bir siyasi davalar döneminin daha sonuna gelindiğini aktaran Kazan, “Bir devir kapanıyor. 2016 yılında başlayan bir süreç vardı. Bu isimler çok ciddi hak ihlallerine imza attılar. Sadece darbe soruşturmalarından bahsetmiyorum.

İş insanı Osman Kavala’dan tutun da birçok hukuksuz iddianameye imza attılar. Tamamı siyasiydi bu davaların. O devir kapanıyor artık. İstanbul ya da Ankara başsavcısı olan insanların Yargıtay’a üye olarak atanması kesinlikle terfi olamaz. Bu bir tasfiye” diye konuştu. 

"SEÇİLMEDİLER, ATANDILAR"

Hukukçu Celal Ülgen, İstanbul ve Ankara başsavcılarının Yargıtay’a üye olarak atanmasını şekli olarak terfi gözüktüğünü ancak bu durumun bir terfi olmadığına dikkat çekti.

Ülgen yargı içerisinde bir 'İstanbul Grubu' egemenliğinden söz edildiğini anımsatarak şöyle konuştu:

“Yargıda tayin ve terfileri İstanbul Grubu’nun yaptığı iddia ediliyordu. Bu grubun en önemli ismi Yargıtay’a giden İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı İrfan Fidan’dı.

O açıdan baktığımız zaman bu etki reform hikâyeleri altında bu grubun etkisi kırılarak pasif bir köşeye çekildiği düşünülebilir. Bunun haricinde her yargıcın, her cumhuriyet başsavcısının hedefi Yargıtay’a üye seçilmektir. Ama dikkat edin bu isimler seçilmedi, atandılar.”