Yazar: Aslı ATASOY

Sonbaharın yeni yıl için ufak bir prova olduğu aşikâr. Kış için yapılan hazırlıklar bir çeşit yazla vedalaşma. Gün ışıkları daha uysallaşırken, rüzgâr artık söz dinlemiyor ve soğuk kendini hissettirmeye başlıyor.

Pandemi yüzünden İstanbul’dan kaçmak için planlar yaparken yolumuz Kars ve Şavşat’a düştü. Elbette kurallara ve sosyal mesafeye dikkat ederek.

Karadeniz’in gizi

Şavşat, Artvin’e en yakın ilçelerden biri. Yaklaşık 1500 metre yükseklikte ve dört yanıyla dağlara, akarsulara yaslanmış, engebeli bir arazide yer alıyor. Coğrafyasının kartviziti olan iğne yapraklı ağaçlar ihtişamının da mimarı.

Şavşat’ın her mevsim etkileyici doğası, sonbaharla daha bir renkleniyor. Yeşil yerini kızıl ve kahverengiye bırakıyor. Doğasının hırçınlığından izler taşıyan yakın geçmişini düşününce bu renklerin ne kadar anlamlı olduğu daha da ortaya çıkıyor.
Şavşat doğa turizminde ilk adımlarını atıyor. Macahel’in bilinçle korunan yapısından öğreneceği çok şey var. Kahvaltıda endüstriyel peynirden ve mekanlarında plastik mobilyadan vazgeçmesi halinde çok özel bir yer olarak varlığını devam ettirecek.
Yolculuk boyunca sohbet ettiğim gençler ve kadınlar hiçbir şey yapamamaktan şikayetçi. Gençlere ve kadınlara destek olmak ve onların enerjisini doğa turizmine yönlendirmek için Şavşat Valiliği’ne, Şavşat Belediyesi’ne görev düşüyor.

Dağların arasında

Şavşat’ı gezmek istiyorsanız öncelikle özel bir araca ve iyi bir rehbere ihtiyacınız var demektir. Bölgede ulaşım konusunda fazla bir seçenek yok. Bunun farkında olan Halil Altun, tam bu sebeple ‘Şavşat’ta Gel’ projesini hayata geçirmiş gönüllü bir rehber. Kendisi de Şavşatlı olan Altun, bölgeyi her açıdan çok iyi tanıyor. Özellik bahar ve yaz mevsiminde Şavşat ve Ardahan bölgesinde küçük gruplar için farklı rotalarda geziler düzenliyor. En favori rota; Şavşat Kalesi, Tibeti Kilisesi, Karagöl ve Balık Gölü. Ayrıca Maden Köyü, Bazgiret Şelalesi, Papart Vadisi farklı bir rota. Yavuz Köy Seyir Tepesi, Kocabey Kışlası, Sahara Milli Parkı ile Tepeköy, Şavşat Yangın Kulesi ve Avcala Yaylası da görülecek diğer yer arasında.

Şavşat’ın her saatinde farklı güzellikleri görebilirsiniz. Biz gezerken her yerde uçuşan renk renk kelebekler yarattıkları masalsı atmosfer ile soluk kesiyordu. Güneşin biraz saklanmasıyla yağmur bulutlarının beyaz sisi ortamı bir anda romantikleşiyor.
Halil Altun bu işi büyük bir zevkle yaptığının altını çiziyor. Şavşat’a gelenlere sadece güzellikleri değil tarihi ve kültürü de anlatmak en büyük amacı. Onun varlığı Şavşat için çok değerli.

Kars’ın Sızısı Ani Antik Kent

Daha önce festivaller için kışın gittiğim Kars bizi yazdan bile sıcak sonbahar günlerinde karşıladı. Şehre hâkim olan kahverengi, gün içinde sakinliğin de habercisi. Ancak gün batımı ile sakinlik yerini soğuğun aceleciliğine bırakıyor. Soğuk hava bir yerlere sığınma güdünüzü harekete geçiriyor. Bu elbette yabancılar için geçerli. Karslılar hala tişörtleri ile rahatça dolaşmaya devam ediyor.

Pandeminin etkisi ile şehir çok sakin. Lokantalar ve oteller çoğunlukla boş. Mayıs 2019’da başlayan Turistik Doğu Ekspresi’nin göz kamaştırıcı hareketliliğine alışan esnaf, güzel günlerin geri gelmesini bekliyor. Önümüzdeki kışın eski canlılığında geçmesi için sabırsızlanıyor. Elbette virüs hızını yitirirse!

Katerina Sarayı

Merkezde yeni açılan Katerina Sarayı gibi pek çok güzel butik otel hizmet veriyor. Katerina Sarayı, tarihi ve romantik dokusu ile şehre çok yakışıyor. Rus mimarisinin korunduğu otel binası, iki katlı ve Kars Kalesi ile çayına komşu. Odalarına isim veren ünlü yazarların romanlarında rastlayacağınız türden bir bina. Bahçesinde akşamları yanan ateşe akordeonla çalınan Kafkas müzikleri eşlik ediyor.

Türkiye’nin doğudaki son şehri olan Kars’ı gezmek için yönetmen İbrahim Süleymanoğlu ile buluştuk. Süleymanoğlu, çok yönlü bir kişilik. Sinemanın farklı alanlarındaki sanatsal çalışmalarının yanında araştırmacı yazar Sezai Yazıcı’nın Ani Antik Kenti hakkında kaleme aldığı değerli kitaplarındaki fotoğrafların sahibi ve asistanı.

 

Süleymanoğlu, Kars’a gelen misafirler ile tarih bilgisi ve şehre duyduğu derin sevgiyle ilgileniyor. Bir şehri en iyi ona aşık bir sakini anlatacaktır düşüncesi ile kendisine Kars’ı soruyorum:

“Benim Kars’ım, elleri nasır tutmuş, gözleri uzakta birilerini bekleyen biraz yorgun ve kimsesiz. Ruslarla yapılan dört savaş, Sarıkamış ve unutulmuşluk var. Özelleştirilmesine rağmen milli sermayenin göz ardı ettiği bir şehir. Kalitesiz turizme karşıyız. Öncelikle şehrin kültürünün iyi anlatılmasını ve o şekilde algılanmasını, tanınmasını istiyoruz. Ülkemizde diğer bozulan yerlerde yaşananları istemiyoruz. Kars’ın kültürü ile ön plana çıkması çok önemli. Bu yüzden çalışıyoruz”
Kars’ın en güzel yerlerini birlikte geziyoruz. Beyazın çok yakıştığı sokaklarda sonbahar da başka güzel. Eski şehrin Ruslardan kalma binaları hala göz kamaştırıyor ve onlarsız bu şehrin kimliksiz bir yer olacağını fısıldıyor.

Haritanın sonu

İbrahim Süleymanoğlu, Kars’ı neden ziyaret etmek gerektiğini şöyle anlatıyor:
“İnsanlar burayı haritadaki en son şehir olarak görüyor. İsmi de oradan geliyor aslında; Serhat Şehri. Sınır boyunda demek. Bir kere doğasından ötürü Kars’a gelmeli. Çok doğal bir ortama sahip. Çeşitli etnik grupların yaşadığı kozmopolit bir şehir. Bu önemli detayı mutlaka görmek lazım. Kristalize kara dokunmak için, yöresel mutfağı tatmak için ve tarihe şahit olmak için Kars’a gelmeli. Kars beyazdır ama beyaz Sarıkamış’tan ötürü siyaha döner. Artık ne uykusuzdur ne uzaktır. Doğu Ekspresi, hava ve kara yolu ile Kars artık yakındır. Niye uykusuz değil? Çünkü dostlarımız var. İlginin arttığını gösteriyor. Yükselen ilgiden çok mutlu oluyoruz. Şehirde hareketliliği hissediyoruz. İnsanlar mekanlarına çeki düzen veriyorlar. Sunumlara, kaliteye önem veriyorlar. Kars’a gelenler bir daha geliyor”

Farklı rotalar

Kars’ı üç farklı rotada gezmek en keyiflisi. Ünlü Rus edebiyatçı Puşkin rotası, mistik filozof Gurciyev rotası ve Orhan Pamuk’un Kar romanı rotası. Ve elbette Ani Antik Kenti özel olarak gezilmeyi hak ediyor. Kars geniş bulvarlarıyla Rus ve Ermeni mimarisinin hala göz alıcı örneklerini barındıran bir şehir.

Karslıların çok önemsediği kaz etini pişirmek ve yemek ise bir ritüel. Anneler tarafından tandırda pişirilip sofrada pay ediliyor. Aileyi ayakta tutan baba olduğu için, kazın but tarafı babaya veriliyor. Yuvadan neşeyle uçup gitsinler diye kanatlar kız çocuklarına, göğüs tarafının bir kısmı erkek çocuklara bir kısmı da ansızın gelecek misafire ayrılıyor. Anne de herkesin tabağından aldığı pay ile doyuyor.

Ani Antik Kenti

Araçla yaklaşık 1 saatte gidilen Ani Antik Kenti ise başka bir dünyanın kapısını aralıyor. Şehir, bir gün boyunca gezilmeyi hak ediyor. Elbette iyi bir rehberle.
Ani, çok eski çağlarda yaşamış imparatorluk ve krallıkların izlerini taşıyor. Ermeni, Bizans, Selçuklu, Gürcü ve Osmanlı egemenliğinden kalan eşsiz yapıların bir kısmı hala ayakta.

Ermenistan sınırı boyunca uzanan Arpaçay’ın kenarındaki şehir uzaktan bakınca sessizliği ile dikkat çekiyor. Ancak iyice yaklaşınca kadim kültürlerin serzenişini duymanız mümkün. 11. yüzyılda büyük bir nüfusa ev sahipliği yapan bu kent surları; kiliseleri, manastır ve katedrali ile dikkat çekiyor.

Ani Antik Şehri, UNESCO tarafından koruma altında olsa da içindeki kiliseler ve yapılar hala talana açık. Duvarlara kazınmış yazılar içinize acıtıyor ve herhangi bir denetimin olmamasına hayret ediyorsunuz. Size bakan yapılar gururlu ve bir o kadar da savunmasız. Korumak boynumuzun borcu olmalı.