Başlıktaki sorunun yanıtından önce, kapitalizmin,  Covid-19 salgınıyla tetiklenen ve tek tek ülkeleri aşarak, neredeyse, Dünyanın genelinde olağanüstü bir nitelik kazanan bunalımına ilişkin kısa bir girizgâhla başlayalım:

Dünya-evrensel bir sistem olan kapitalizmin toplumun geniş kesimlerini etkisi altına alan ve olağanüstü nitelikler taşıyan (Örneğin; iç savaş, salgın hastalıklar, kıtlık, hızla artan işsizlik, yaygınlaşan yoksulluk, açlık, vb gibi) toplumsal bunalım dönemleri, olağan bunalım dönemlerinde olduğundan çok daha fazla sayıda insanı arayışa yöneltir1.

Gelecek Kaygısı Galebe Çalar

Olağanüstü toplumsal bunalım zamanları, olağan bunalım dönemlerinin aksine ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel, vb düzeyde yaşanan gelecek kaygısının tek tek bireyleri aşmasına ve her geçen gün yaygınlaşarak hızla kitleselleşmesine neden olur. Ve bunun peşi sıra çok daha fazla sayıda insan kendisinin, çocuklarının, yakınlarının, hatta toplumun ve insanlığın geleceğine ve ne yapmak gerektiğine ilişkin yanıtı belirsiz sorular sormaya başlar.

Bir yanda da şifreler, semboller üzerinden kehanetlerde bulunan ‘gelecek bilici’2 ve üfürdükçe üfüren “Cambaza bak” ‘esnafı’ arz-ı endam eyler. Geçmişte olup bitenleri ve içerisinde yaşadıkları gerçekliğin hakikatini bile bilmekten ve anlamaktan aciz olanlardan bazıları birbiri ardına felaket senaryoları, komplo teorileri üretmeye girişirler. Bazıları ise sistemin mevcut egemenleri, efendileri ve onların iktidardaki temsilcileri etrafında kenetlendikçe ‘nurlu ufuklar’ın yakın olduğuna ilişkin ahkâm keserler. Tıpkı günümüzde olduğu gibi…

Böylesi dönemlerde yalnızca soruların yanıtları belirsiz değildir. Aynı zamanda ortaya çıkan sorunların çözümleri de tek tek bireylere bağlı değildir artık. Her acı ne denli bireysel yaşansa da o acılara neden olan sorunların kendisi de çözümü de toplumsaldır.

“Hepimiz Aynı Gemideyiz” Yanılsaması

Toplumsal sorunların çözümleri ise “Her koyun kendi bacağından asılır” ya da “Gemisini kurtaran kaptan” sözlerinde dile gelen kolaycılık, çıkarcılık ve adamsendecilikle gerçekleştirilemez. Keza asıl sorunların ve gerçekliğin üzerine kapkara bir şal çekmeye, kitleleri yanılsamalı bilinç hallerine yöneltmeye yeltenen “Hepimiz aynı gemideyiz” söylemiyle de…

Covid-19 salgını bir kez daha gösterdi ki ne yeryüzünde ne de tek tek ülkelerde yaşayan insanlar aynı gemidedir. Hatta ne aynı dine mensup olanlar, yani Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler, vb aynı gemidedir, ne aynı etnik kökene sahip olanlar, ne de aynı dili konuşan, aynı Tanrı’ya inananlar...   

Düşünün bir kez: ilk fırsatta işçileri ücretsiz izne çıkaranlar, “ücretsiz izin” uygulamasını jet hızıyla yasal güvenceye kavuşturanlar, milyonlarca insanı işsizliğe, asgari ücretin altında ve sigortasız, sosyal güvencesiz çalışmaya, yoksulluğa, açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edip üç kuruşluk yardıma ve erzak kutularına muhtaç hale getirenlerle nasıl “aynı gemide” olunabilir ki... Bunları yapanlarla kimler aynı gemide olabilir, kimler aynı safta durabilir ki…

Toplumsal Sorunlar Lütuf, Ulufe Hayırla Çözülemez! Aslolan Haktır!

Dolayısıyla sorunun kitleselliği ve yakıcılığı artıkça, buna paralel olarak çözüm arayışlarının ve önerilerinin toplumsallığı ve genelliği de ön plana çıkar. Başlangıçta yanılsamalı bir biçimde düzenin efendilerinden lütuf, ulufe ve ayrıcalık beklentisi, onların, dönemsel sorunlardan kaynaklı ‘yardım’ ve ‘hayır’larından nasiplenme kaygısı başattır. Ancak gün geçtikçe bunun palyatifliği ve sorunu çözmekten çok ‘birilerine’ el avuç açtıran pansuman bir tedbir olduğu fark edilir.

Bu farkındalık yaygınlaştıkça, kuvveden fiile doğru rüşeym halinde de olsa “herkes için” geçerli ekonomik, sosyal, siyasal hak düşüncesi ve talepleri ortaya çıkar ya da kökeni asırlar öncesine dayanan düşünceler ve formülasyonlar yeniden ete kemiğe büründürülür. Buna ilişkin düşünce ve hak talepleri söz konusu ‘yardım’, ‘hayır’, ayrıcalık, lütuf ve ulufe beklentisi içerisinde olanların zihinlerinde (ilk başlarda sayıları ne denli az olsa da) karşılık bulmaya başlar. Tıpkı bugünlerde daha sık dile getirilen “Evrensel Temel Gelir”3 ya da “Vatandaşlık Maaşı” düşüncesinde olduğu gibi…

“Kapitalsiz Kapitalistler”

Peki; sonra ne mi olur? Elbette itirazlar yükselir. İlginçtir ki ihtiyaçlarına uygun düştüğünde Dünyanın her metrekaresini, insan dâhil olmak üzere, yer altı ve yerüstü kaynaklarıyla birlikte metalaştırarak, alınır satılır bir mala dönüştüren, sömüren, yağmalayan, üretim ve tüketim artıklarıyla kirleten kapitalist sömürü düzeninin efendileri ve onların iktidardaki siyasal temsilcileri bile daha ağzını açmadan önce, itiraz başkalarından gelir.

Bunlar herkese “Evrensel temel gelir” ya da herkese “Vatandaşlık Maaşı” düşüncesini, önerisini şu ya da bu biçimde duymuş ya da okumuş ve uygun anı bekleyen ‘görevli’ işgüderler misali hemen atılırlar: İstemezük! Çünkü herkese vatandaşlık maaşı verilirse enflasyon artar!   

İşin ilginç yanı, o ana dek, işsizliğe, ücretsiz işten çıkarmalara, ikili anlaşmalarla bilumum kaynağın-zenginliğin sistemin egemenlerine peşkeş çekilmesine sesini çıkarmayanların, “Evrensel temel gelir” ya da “vatandaşlık maaşı” önerisi karşısında sözüm ona ekonomi gurusu kesilivermeleridir. Tabiri caizse, kuyruğuna basılmış kedi misali can havliyle fırlayıp ortaya çıkıvermeleridir. Acaba neden?

Peki; itirazlarıyla savunmaya çalıştıkları kapitalist sömürü düzeninin ve onun efendilerinin kendilerine ekonomist olarak görev vermeye tenezzül edip etmeyecekleri bile şüpheli olan bu ‘ekonomi guru’ları kimlerdir? Bunların adı, sanı, sıfatı nedir?

Anımsar mısınız bilmem ama yaklaşık yarım asır öncesinden onlara ilişkin yazdıklarıyla yukarıdaki soruların da yanıtını vermişti Harun Karadeniz: Kapitalsiz kapitalistler4! Ama bunlar mürekkep yalamış olanlarından… Hem de inceden inceye ‘algı operasyonu’ yapmaya çalışanlarından…

“Peki; “Kapitalsiz kapitalistler” kimlerdir?”, derseniz. Onun da yanıtı gelecek yazıda…

Atalay Girgin*

* Ankara Üniversitesi, DTCF Felsefe Bölümü mezunu ve “Arzu Okulu”, “Aşk Mavidir Öğretmenim”, “Lağımpaşalı”, “Öğretmen Düzenin Duvarındaki Tuğla”, “Edebiyat Nedir Ki…”, “Allah dedi Üstad-ı Azam” kitaplarının yazarı. Felsefenin Işığında / Felsefece; http://atalaygirgin.blogspot.com

 
1 Kapitalizm koşullarında ekonomik sosyal siyasal bunalımlar olağandır. Ancak kapitalizmin egemen sınıfı ve onun iktidardaki siyasal temsilcileri bu bunalımların bedellerini ülke içinde toplumun alt sınıflarına, Dünya kapitalizminin hiyerarşik yapılanması içinde de ‘az gelişmiş’ ve ‘gelişmekte olan’ ülkelerdeki işbirlikçileri ve boyunlarına tasma kabilinden madalyalar, yakalarına nişanlar takarak iktidar koltuğuna oturttukları her soydan, her boydan, her dinden devşirme siyasal temsilcileri aracılığıyla o toplumların sömürülen sınıflarına ödetirler. Bir başka deyişle Dünya kapitalizminin hiyerarşik yapılanması içinde olağan bunalım ya da krizler, devletler söz konusu olduğunda‘merkezden çevreye’, toplumsal piramit söz konusu olduğunda da ‘yukarıdan aşağıya’ aktarılabildiği, yönetilen ve sömürülen sınıfların sırtına yüklenebildiği sürece egemenlerin, efendilerin sorunu yenisi ortaya çıkıncaya dek nihai anlamda olmasa da geçici olarak çözülür ya da ertelenir. Ancak olağanüstü toplumsal bunalım dönemlerinde sorunu bu yöntemle çözebilmek hiç de kolay değildir. Özellikle de toplumun işçileri, işsizleri, asgari ücretin altında ve sigortasız, sosyal güvencesiz çalıştırılan yoksul kesimleri örgütlüyse ve onların bir kısmının bile üyesi bulunduğu sendikalar, o sendikaların yöneticileri devşirilmemiş ya da satın alınmamışsa işler hiç de kolay değildir. Küçücük bir kıvılcım bile tutuşturur her şeyi… Bunu bilen egemenler ve onların iktidardaki temsilcileri de sendikaları ve sendika yöneticilerini kendilerinin kapıkuluna dönüştürürler.

2 Ben ‘gelecek bilici’ desem de onların bazıları daha afili olduğunu düşündükleri, fütürist, fütürolog, vb sıfatlar yakıştırıyorlar kendilerine. Bu sıfatların ciddiyet sorunu yarattığını düşünen içlerinden bazıları da kendisini hızla “stratejist”liğe yükseltmeyi tercih edebiliyor. Ne diyelim ki ‘İmaj her şeydir. Gerisi teferruat” anlayışının egemen olduğu yerde her şey mubahtır.

3 “Evrensel temel gelir” fikrinin tarihçesine, bu yazıyı daha fazla uzatmamak için daha sonra değineceğim. Günümüzde “Evrensel temel gelir” ya da herkese “vatandaşlık maaşı” için ne yazık ki ne sendikalar mücadele ediyor, ne de işçileri, işsizleri, yoksulları ve onların haklarını savunduklarını söyleyen partiler (vaatte bulunmaktan öte geçmeyen birkaçı dışında)... Peki; neden? Bu noktada hemen belirteyim ki bu satırların yazarı için asıl olan, “evrensel temel gelir” ya da “vatandaşlık maaşı”ndan önce, “insanca yaşanabilir ve açlık sınırının üzerinde bir asgari ücret skalası temelinde ve ücretler düşürülmeksizin mevcut işlerin çalışabilir nüfusa pay edilerek iş saatlerinin düşürülmesi ve herkese iş” verilmesidir.

4 “Kapitalsiz Kapitalistler”, 60’lı yılların gençlik önderlerinden biri olan Harun Karadeniz’in kitabının adıdır.