Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın verilerine göre, son 10 yılda 6 bin 992 çocuk evlat edinildi.

Ancak verilere bakıldığında 2015’ten beri evlat edinme oranlarında bir düşüş görüldü.

2015’te 869 olan evlat edinme sayısı, 2016’da 839’a, 2017’de 817’a, 2018’de 647’ye, 2019’da ise 510’a (kasım itibariyle) düştü.

Independent Türkçe'den Ali Kemal Erdem, evlat edinme sayısındaki düşüşün nedenlerini karikatürist yazar Demirhan Kadıoğlu konuştu.

Bir buçuk yaşında verildiği yurtlarda yetişen Kadıoğlu, yazdığı “Yetiştirilmiş Hayatlar” kitabı ile kimsesiz büyüyen çocukların hayatlarına ışık tutmuştu.

Yetiştirme Yurtlarında Yetişenler Derneği üyesi de olan Kadıoğlu halen buralarda yaşanan gelişmeleri yakından takip ediyor.

"Aileler geleceklerini kursunlar diye çocuk esirgemeye veriyor"

Kadıoğlu'nun evlat edinilme sayısındaki düşüşe dair ilginç tespit ve iddiaları var. "Rakamlardaki düşüşü neye bağlıyorsunuz?" sorusuna cevaplandıran Kadıoğlu, şöyle bir iddiada bulundu:

Bakanlığın verilerini doğru kabul ettiğimiz takdirde bu düşüşü iki nedene bağlayabiliriz. Birincisi; istismar… İkincisi; aile kurumuna olan güvenin azalması… İstismar cihetine baktığımız zaman olayı belki tersinden tutmuş olacağız ama artık aileler çocuklarını kuruma kendi gelecekleri adına veriyor. Yani devletin korumasında yetişen çocuklar, gelecekte devletin memuru olarak çalışsın ve onlara baksın düşüncesi ağır basıyor. Bu bakımdan “analı-babalı yetim”ler, başka bir aileye evlat edilmeyi tercih etmiyor. Bu benim düşüncem… İkincisi; medyada özellikle görüntülü medyada yer alan aile içi problemler fazlaca ekranlara yansıyor. Mesela “münferit” bir aile içi sorun (ensest gibi) çok izlenen saatlerde özellikle gündüz kuşağında, televizyon ekranlarından abartılarak veriliyor ve bu da aile kurumuna olan güveni zedeliyor.

“Yurtlarda analı-babalı yetimler türedi”

Çocuk Esirgeme Kurumları’nın kimi ailelerce suistimal edildiğini öne süren Kadıoğlu, bu iddiasının gerekçesini şöyle anlattı:

Geçmişte yetiştirme yurtları ve yuvalar anne veya babası olamayan bakıma muhtaç çocukların barınak yeriydi. Devlet kıt imkanlarını ebeveyni olmayan çocukların bakımını üstlenmek üzere seferber ediyordu. Aradan geçen bunca zaman içinde devlet, sosyal devlet olma refleksini kullanarak kendini geliştirdi, yeni projelerle bakıma muhtaç çocukların imkanlarını en üst seviyeye çıkardı. Yeni yasalarla birlikte yurttan ayrılanlara kendi bünyesinde iş imkanı bile sağladı. Sağlıyor… Yukarıda da belirttiğim gibi, devletin bu imkanlarını gören bazı “uyanık” aileler geçim sıkıntısını bahane ederek çocuklarını kuruma bir bahaneyle vererek, güya kendilerini güvence altına alıyor. Bunu nasıl yapıyorlarsa yapıyorlar ve mevzuata uygun hale getirerek çocuklarını bu kurumlara kaydediyorlar. Ahlaki olmayan bir durumla karşı karşıyayız. Yani, artık yurtlarda “analı-babalı” yetimler türedi.

“Herşeyi hazır verdiğimizde iş çocuk bakıcılığına dönüşüyor"

Kadıoğlu, her türlü olanağın sunulduğu çocuk esirgeme kurumlarının buralarda yetişen çocukların hayata hazır olmasını engelleyebileceğini öne sürerek şu iddiada da bulundu:

Bence devlet bu tür kurumlarda alt yapıyı oluşturmalı. Tamam… Ama tüm imkanlarını seferber etmesin. Eksik bıraksın. Çocuklara her türlü imkanı verdiğiniz takdirde, onun elinden idealinizi almış olursunuz. Sıkı bir eğitim ve disiplinle birlikte “manevi” alanda da takviye yapılmalı. Herşeyi hazır verdiğinizde iş çocuk bakıcılığına dönüşüyor. Mevcut imkanlar eğitime hasredilmeli. Çocuklarda zihinsel donanımı sağlamalı devlet... Hedef gösterilmeli. Barınma, giyim, yemek gibi meselelerde abartıya kaçmamalı. Ne bileyim, mesela beş öğün yemek yerine üç öğün vermeli. İki çift ayakkabısı olsun. Ama on çift olmasın. Biz zamanında bir çift ayakkabıyı zor buluyorduk.

“Çocuğun evlatlık olduğu sır olarak kalmamakta"

Kadıoğlu evlat edinme kararı kadar bunun uygulanmasının da zorlu bir süreç olduğunu söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

Çünkü başkaları tarafından dünyaya getirilmiş, ama bakılmamış çocukları yasal ve duygusal olarak kendi çocukları olarak kabul etme sürecidir... Bu süreçte pek tabii ki bazı zorluklar yaşanabiliyor. Çocuk geliştikçe evlatlık olarak saklama duygusundan tutun, doğum öyküleri uydurmak, hatta foto albümü ve video hazırlayarak ilerde çocuğu inandıracaklarını düşünen aileler çok fazla.. Ancak gerçek şu ki, bu bir sır olarak kalamamakta.

Evlat edinmeler nasıl arttırılır?

Evlat edinmelerin arttırılması noktasında da medyaya büyük iş düştüğünü belirten Kadıoğlu, önerilerini şöyle sürdürdü:

Tanıtım filmleri yapılmalı. Aile önemi üzerine toplum bilgilendirilmeli. Aileye olan güven arttırılmalı. Televizyondaki tartışma programlarında ne yazık ki, istenmeyen sahnelere maruz kalıyoruz. Bir bakıyorsunuz biyolojik aile, yıllar sonra evlatlarına sahip çıkıyor. Çocuğu evlatlık olarak almış olan aile, o çocuğu büyütürken, yüreklerini sevgilerini vermiş, belli bir noktaya getirmiş. Biyolojik ailenin ortaya çıkmasıyla birlikte bütün emek ne oluyor; çöpe gidiyor. Çok net söylüyorum; yıllar sonra ortaya çıkan biyolojik aile ile çocuk arasında hiçbir zaman sevgi bağı oluşmaz. Böyle bir dünya yok. Olan sadece çocuğa olur, yaşadıkları travmalarla onu bir enkaz yığını haline getirirsiniz. İşin bir de “dini” boyutu netleştirilmeli. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tıpkı organ bağışı gibi “evlat edinme” konusunda uyarıcı bilgiler vermesi ve toplumu bilgilendirmesi gerekiyor.