Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, iktidar kanadının Haziran 2023'te yapılacağını açıkladığı seçimlerle ilgili olarak Sözcü gazetesi yazarı Ruhat Mengi'nin sorularını yanıtladı

Kamuoyunda 'niteliksel olarak içi dolu, çerçevesi oturmuş bir işbirliği' beklentisi olduğunu dile getiren Davutoğlu, "Dolayısıyla halk, muhalefet partilerinin bu anlamda sadece bir seçim ittifakı değil 'Türkiye'ye yeni bir vizyon' ittifakı kurması beklentisi içinde, yani bir seçim kazanabilirsiniz ama sonrasında istenilen neticeler hasıl olmayabilir, benim kastettiğim seçim ittifakından çok bir vizyon ittifakı" ifadesini kullandı.

'BAHÇELİ'NİN 2002'DE YAPTIĞI GİBİ BİR SEÇİM SÜRPRİZİNE HAZIRLIKLI OLMALIYIZ'

■ Sizin bu isteğinize Millet İttifakı liderlerinin de sıcak baktığı söylendi. İlkeler baştan belirlendiğinde seçim öncesi bir partinin görüş değiştirmesi de önlenmiş olacak ve aday konusunda da bir ayrılık çıkmayacak, herhalde bütün bunların düzenlenmesi kast ediliyor değil mi?

Olabilecek ani gelişmelere birlikte refleks gösterebilmek, yani esas itibariyle şu; bir gün Sayın Bahçeli'nin 2002'de yaptığı gibi seçime gitme sürpriziyle bizi karşı karşıya bırakırsa o günden başlayarak tartışacağımız konuları şimdiden tartışmak. Kısa bir süre içinde onları açıklığa kavuşturmak doğru değil, sükunetle bunları kendi aramızda tartışmamız gerekir. Siyasi partiler olarak önceliklerimiz farklı, siyasi görüşlerimiz, siyasi tabanlarımız farklı, geçmişlerimiz siyasi anlamda farklı olabilir ki ben bu farklılıkları olumlu görüyorum. Türkiye'nin ana siyasi damarlarını temsil eden herkes bu 6 parti içinde var,  dolayısıyla bizim bir konuda anlaşmamız, bir çerçeve oluşturmamız tabanları da rahatlatacak, Türkiye'ye de bir vizyon verecektir. Hepimizin önyargısız, önkoşulsuz şekilde bir araya gelmesi ve bu çerçeveyi oturtması lazım. Türkiye'de yeni bir şey inşa edilecekse bu farklılıklardan bir ortak süreç yönetimi çıkarmak gerekiyor.

■ Sizi, neredeyse bütün muhalefet partilerini bir araya getiren sadece başkanlık sisteminin değişmesi, parlamenter sisteme dönülmesi değil herhalde. İç ve dış politikada yanlış kararlar verilmesi, hukuk devleti olmak, yasaların uygulanması, ekonomideki kötü gidiş gibi nedenlerin etkisi nedir?

Hepsi içinde. Temel hak ve özgürlükler, demokratik hukuk devleti, sosyal devlet, bürokrasinin ehliyet temelli yeniden inşa edilmesi gibi birçok konu var bunların içinde. Esas itibarıyla şimdi harekete geçmemizin sebebi; haziran ayında bir seçim olabilir Türkiye'de, kimse buna olmaz diyemez. Veya ekim ayında olur, bu seçim kararı açıklandığında muhalefetin hazır olması gerekir.

'SEÇİME KADAR SEÇMENE, SEÇİMDE OYLARA SAHİP ÇIKACAĞIZ'

Millet İttifakı liderleriyle yaptığınız konuşmalarda seçim güvenliği ile ilgili konuların da ele alındığını duyduk. Bu arada seçmen kütükleri Yüksek Seçim Kurulu'ndan alınıp İçişleri Bakanlığı'na verilmiş, sizce neden ve nasıl bir etkisi olur? Parmak boyasının geri gelmesi konusu da gündeme getirilmeli değil mi?

Seçmen kütüklerinin neden İçişleri'ne verildiği sorusu haklı bir soru ve elbette sorulacaktır, bu yanlış bir uygulamadır ama diğer tüm yanlışlar gibi bu da yapıldı. Seçime kadar seçmene, seçimde ise oylarımıza hep birlikte sahip çıkacağız. Objektif, demokratik bir seçim olacak kimse endişe etmesin. Parmak boyası ve seçim güvenliği ile ilgili tüm konuları da konuşacağız ve süreci adım adım izleyeceğiz.

'KURTARICI BEKLENTİSİ DOĞRU DEĞİL, KURTARICI OLACAK ORTAK AKLIMIZDIR'

■ Diyelim ki “Her konuda anlaşalım, seçim açıklandığında hazır olalım” dediniz ama seçim yaklaşırken bu anketler arttı ve anketlerde devamlı olarak belli isimlerin öne çıktığı görüldü. Diğer adaylardan biri “Hayır ben aday olacağım” diye ısrar ederse bu durum nasıl çözülecek?

Ben diğer partiler için aday isimleri konusunda bir yorum yapmayı etik bulmam ama genel olarak cumhurbaşkanlığı adaylığı meselesinin şimdiden ve anketler üzerinden tartışılması doğru değil, bu tartışmanın bir faydası da yok, aksine iktidar bu tartışma üzerinden muhalefet arasında ihtilaf çıkarmaya çalışıyor. Erken aşamada bir tartışma başlatıp, aramızdaki birçok ortak noktayı unutup isimler üzerinde tartışmamızı ve ihtilaf çıkmasını istiyor.

Seçim şartları oluştuğunda hemen nitelikler ve Türkiye'nin o süreçte ihtiyacı hissedilen hususlar da göz önünde bulundurulup siyasi parti liderleri oturup konuşuruz bunu. Şimdiden bunu konuşmak doğru değil, mesele bir kişinin gidip başka bir kişinin gelmesi de değil, bu yapısal bir problem. Dolayısıyla kimsenin bir kurtarıcı beklentisi olmaması lazım, kurtarıcı olacak olan vizyondur, hepimizin üzerinde mutabık kaldığı ilkelerdir, kurtarıcı olacak olan ortak aklımızdır. Dolayısıyla isimlerin şimdi çok fazla telaffuz edilip yıpratılması doğru değildir. Bunu, partilerin kendi iç işleri konuları bağlamında söylemiyorum, ona saygı duyarım, hiçbir isim hakkında yorum yapmayı doğru bulmam ama genel olarak bir ittifak söz konusu olduğunda bu ittifakın temel esaslar çerçevesinde olması önemli ve görüşüm oraya odaklanmamız şeklinde.

O zamana kadar süreç iyi işlerse anlaşmak kolay olur, aday için süreç başladığında 6 partinin bir ortak tavırda buluşması daha kolay olur ama şu anda herkes kendi köşesinde oturur ve günü geldiğinde bu konu konuşulursa anlaşmak da zorlaşır. Zaten burada önemli olan güven ilişkisi.

'AYRI BİR İTTİFAK YOK'

■ Sizin “merkez sağı temsil eden” Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek ve DEVA partilerinin ayrı bir ittifak olarak çalışmasını tercih ettiğiniz ama diğer muhalefet partilerinin “uzlaşı ortamını zedeleyeceği ve Cumhur İttifakı'nın elini güçlendireceği” görüşünü dile getirdiği doğru mu?

Hayır, yanlış. Ne benim böyle bir teklifim var, ne de böyle bir çalışma var, ittifak olacaksa “bir ittifak” olur, yani şu anda Sayın Kılıçdaroğlu ve Sayın Akşener'le konuştuğumuz konuyu söylüyorum, ayrı bir ittifak oluşması durumu yok. Partiler açıklamalar yapabilir, bunda bir beis yok ama açıklama yapmak ayrı şey, ittifak olmak ayrı şey. Benim şimdi üzerinde durduğum, 6 partinin birlikte bulunacağı bir ittifakın muhtevası, içeriği konusunda bir istişare.