Habertürk yazarı Muharrem Sarıkaya'ya konuşan Yavaş, “Politika değil, iş yaptığımı 200 gündür bazı belediye başkanlarımıza anlatamadım… Eski algılarından kurtulamıyorlar…” dedi. 

Sarıkaya, Yavaş'ın "hedefindeki en önemli konunun, aslında birbirine entegre şekilde ilerleyecek halk-tarım-market üçlüsü…" olduğunu aktardı. 

İşte Sarıkaya- Yavaş söyleşisi:

Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu bundan daha iyi özetleyen başka cümle yoktur.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile dün makamında sohbet ederken en çok yakındığı konuların başında, başka partiden seçilmiş belediye başkanlarının işbirliğine yanaşmama eğilimi geliyordu.

Bir de mesai arkadaşlarının “kente bırakılacak kalıcı eseri beton ile tanımlama” gayreti…

Bu konudaki önerilere ciddi oranda içerliyor, örnek olarak da Beypazarı’nı gösterdi:

“Beypazarı’nda dikilmiş anıt, yüksek kule mi var; ama oraya bıraktığımız eser insanları mutlu etti, ülkenin en önemli turistik merkezi haline getirdi. İnsanlar kazanıyor…”

BAŞKAN ARIYOR

Yavaş, bugüne kadar rastlanan belediye başkanlarının ötesinde bir kimlik...

Öncelikle çok çalışkan ve de samimi…

Ayrıca çok kişide aynı etkiyi yaratan bir yönü daha var; aurası size yakın akrabanız hissini anında veriyor…

Nitekim sohbet ederken bir yandan da Belediye’nin Mavi Masa uygulamasını cep telefonuna indirmiş, oradan gelen başvuruları takip ediyordu.

Bir öğretmeni şikayetini bıraktığı telefon numarasından doğrudan aradı, EGO otobüs taşıması ile ilgili talebi üzerinde sohbet etti.

Öğretmen, karşısında Mansur Yavaş’ın bulunuyor olmasının şaşkınlığı içindeydi.

Bir başkası ise belediye çalışanlarının üst geçitteki asansörleri kendileri için çalıştırırken, vatandaşa kapalı tutmasından yakındı.

Hepsinin notunu aldı, gelen talepleri bizzat kendisi ilgili birimlere yönlendirdi.

Ayrıca yine aynı noktadan doğrudan kendisine gelen mesajları da okudu ve gereği için ilgili birimlere yönlendirdi.

Dikkat ettim, aradığı kişiler Büyükşehir Belediye Başkanı Yavaş’ı karşısında bulunca birkaç saniye önce şaşırdı, ardından sanki çok uzun yıllar öncesinden tanış olmuşlar gibi yakınmasını, şikâyetini içten duygularla aktardı.

Yavaş da yapabilecekleri konusunda söz verdi, yapamayacakları konusunu da açık yüreklilikle, “Dilerim ilerde bu konuya bir çözüm buluruz, ama şimdi yapmamızın imkanı yok” dedi.

Hedefindeki en önemli konu, aslında birbirine entegre şekilde ilerleyecek halk-tarım-market üçlüsü…

Kızılırmak suyunu kente getirmek için yapılan su kanallarını, çevredeki tarımsal sulama için kullanmak konusunda kararlı.

Hedefi burada üretilecek ürünü, halk market olarak bilinen mağazalarda satışa sunmak.

Bunu yaparken hemşerilerine de sulu tarıma geçmeleri halinde üretimi nasıl artıracaklarını göstermek.

Buna ilişkin ilginç de bir örnek aktardı.

Bir süre önce bir çiftçi Ankara ile köyü arasındaki asfalt yolun Polatlı’ya kadar uzatılması konusunda ısrar etmiş.

HALKTAN DOĞRUDAN HALKA

Yavaş da “Niçin bu denli ısrar ediyorsun, ne yapacaksın?” diye sorunca, “Polatlı’daki Buğday Borsasına mal taşımak için istediğini” söylemiş.

Yavaş, “Niye Polatlı’ya kadar taşıyacaksın ki tüm buğdayını ben alayım Halk Ekmek’te kullanayım” demiş ve satın alınmasını sağlamış.

Aralarında da uzun vadeli sözleşme yapılmış.

Yavaş bunu başka alanlara da yayma konusunda kararlı.

Bu aşamada köy yollarını asfalt yerine betondan yapacaklarını bildirdi.

Belediyenin toplu taşıma için kullandığı otobüs sayısı 2010’da 2 bin adet iken, bu yıl 1540’a düşmüş; “Çünkü bu süreçte hiç otobüs alınmamış, eldekinin de yarısı çalışmıyor” dedi.

Bu amaçla 350 yeni otobüs alımı için hazırlık başlamış.

Öğrenciler için 60 lira karşılığı olmak üzere 200 biniş uygulamasına başlanmış; sabahları çorba dağıtımı da devam edecekmiş.

Bu arada Halk Kart sistemi de çalışmaya başlamış.

Geçmişte, Ankara’daki ihtiyaç sahiplerine doğrudan yardım yapılırdı.

Şimdi bu kişilerin kartlarına doğalgaz, otobüs bileti, market harcaması, elektrik gideri dahil her türlü ekonomik destek yüklenmiş.

KÖMÜR YARDIMI BİTTİ

Yavaş Halk Kart ile ilgili yenilikleri de aktardı:

“Vatandaş kartına yüklenen parayla gider marketten alışveriş yapar; bu semt bakkalını da mutlu eder. Ayrıca bazıları sadece mutfak için doğalgaz anlaşması yapmış, biz onu ısıtmaya da çevirdik. Bundan böyle kömür dağıtımı yapılmayacak. Doğrudan doğalgaz yüklemesi yapılacak. Böylece birileri kömürü alıp, satamayacak. Halk Kart ile alışveriş yapabilme imkanını da verdiğimiz için eskiden olduğu gibi ihalesiz şekilde arada birileri zengin olamayacak, mahalle bakkalı kazanacak.”

Park-bahçeler için çiçek ve ağacın Belediye tarafından üretilmesi aşamasına geçilmiş.

NİYE, ‘GEL BERABER ÇALIŞALIM’ DEMEZ…

Bu aşamada “Geçen 200 gün içinde en çok neyi başarmak isterdiniz?” diye sordum, “Diğer partili ilçe belediye başkanı arkadaşlarımızın gel beraber çalışalım demesini” yanıtını verdi.

Sonrasındaki sözleri ise aslında son dönemdeki tartışmaların ötesinde bir duygu ile söylenmiş cümleydi:

“Bu adam iş yapıyor, iş yapmaktan başka bir hedefi de yok. Politika değil, iş yapıyor. Niye gelip birlikte çalışmaktan kaçarlar anlamak mümkün değil…”

Genel Sekreter sorununu henüz çözmediğini anımsattığımda da verdiği yanıt ilginçti:

“Benimle çalışmak için benim gibi yaşaması gereken birini henüz bulamadım…”