Üsküdar Üniversitesi’nin Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü’nde düzenlediği toplantıda “Madde kullanımı bu yıl dünya genelinde arttı. Salgın kaçakçılığı değil, madde bağımlılığı tedavisini aksattı. Dünyayı psikiyatrik hastalık salgını Kovid-20 bekliyor” denildi.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1987’de ilan edilen 26 Haziran Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü’nde Üsküdar Üniversitesi akademisyenleri, Kovid-19 sürecinde uyuşturucu kaçakçılığı sürecini masaya yatırdı.

Salgın sürecinde dünya genelinde uyuşturucu kaçakçılığında yaşanan gelişmeler, pandemi ile mücadelenin yasadışı piyasaya etkileri, salgının bağımlılık üzerindeki etkileri ve madde kullanıcılarının davranış modellerinin tartışıldığı toplantıda Rektör Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Rektör Yardımcısı ve BM Uyuşturucu Kontrol Kurulu Üyesi Prof. Dr. Sevil Atasoy’la Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nesrin Dilbaz konuşma yaptı.

‘2020’de madde kullanımı her coğrafyada arttı’

Sputnik'ten Burcu Okutan ve Elif Sudagezer'in haberine göre; madde kullanımının dünya genelinde artış gösterdiğine işaret eden Prof. Dr. Atasoy, “2009’da 15 ila 64 yaş aralığındaki dünya nüfusunun yüzde 4.8’i madde kullanırken, 2018’de bu oran yüzde 5.3’e ulaştı. 269 milyon kullanıcı arasından 35 milyon 600 bini madde kullanım bozukluğunun pençesinde acı çekmekte. Onlarca bağımlılık yapan maddeye erişim kolaylaştı. Maddeler on yıl öncesine göre çeşitlendi, çok daha etkili bir hale geldi, kaçakçılık yolları ve ‘zulalama’ olarak tanımladığımız gizleme yöntemleri çeşitlendi. İnsan sağlığına verdiği zarar büyüdü, bu yüzden gerek önleme gerekse madde kullanım bozukluklarının tedavisi daha karmaşık ve zor bir hal aldı” dedi. 

‘Salgın döneminde esrar kullanımı arttı’

Kovid-19 salgınının kullanılan maddenin niteliğini etkilediğini söyleyen Prof. Dr. Atasoy “Avrupa Uyuşturucu İzleme merkezinin bulgularına göre bazı ülkelerde pandemi sırasında cannabis (esrar) kullanımı arttı. Bunun nedeni, sokağa çıkma kısıtlarından önce cannabis depolanması ile açıklanıyor. Esrarın yanı sıra alkol, benzodiazepinler ve diğer müstahzar ilaçların kötüye kullanımı izlendi. İnsanlar evde kaldığından genellikle kalabalık ve eğlence mekanlarında kullanılan kokain ve ekstazi kullanımında azalma gözlendi” ifadelerini kullandı. 

‘Kovid-19 döneminde organize uyuşturucu çetelerinin faaliyetleri hız kesmedi, darknet uygulamaları ve şifreli iletişim arttı’

Atasoy uyuşturucu piyasalarına Kovid-19 etkisini “Uyuşturucu piyasalarına Kovid-19 etkisi kısaca şu şekilde özetlenebilir; bütün organize suç örgütleri aktifliğini sürdürdü ve yeni koşullara hızla uyum sağladı. Europol’e göre uyuşturucu arz zincirinde sosyal mesafe kuralları nedeniyle sadece dağıtım seviyesinde bir aksama yaşandı. Bu da kısa süreli fiyat yükselmelerine yol açtı. Sokak satıcıları alternatif yöntemlere başvurdu. Geleneksel internetin yanı sıra darknet piyasalarının, sosyal medya ve şifreli iletişim uygulamalarının kullanıcı düzeyinde madde sunumu için daha yaygın biçimde kullanıldığını gördük” sözleriyle özetledi. 

‘Kuzey ve Kafkas yolu, eroin kaçaklığında virüsten etkilenmedi, en çok deniz yolu kullanıldı’

Kovid-19 pandemisinde deniz yolunun en sık başvurulan kaçakçılık yöntemi olduğuna işaret eden Prof. Dr. Atasoy “Kuzey ile Kafkas yolu üzerinde eroin kaçakçılığının da virüs salgınından fazla etkilenmediğine ilişkin bulgular var. Örneğin Nisan sonlarında iki Bulgaristan vatandaşı araçla Ermenistan’dan Gürcistan’a eroin geçirmeye çalışırkenyakalandı. Deniz yolu önceki yıldan daha fazla kullanıldı. Bu yol, sadece eroinin taşınmasında değil Orta ve Güney Amerika kaynaklı kokain kaçakçılığı için de kullanıldı. Ekvador'dan Mersin'e getirilen gemiye yapılan operasyonda yasal yükler arasında konteynerlerin soğutucu bölümündeki doğal boşluklar içinde, 48 kilo kokain ele geçirilmesi buna sadece bir örnek. Tahmin edeceğiniz gibi salgın sırasında hava yolu en az başvurulan kaçakçılık yöntemiydi” dedi.

‘Gelişmekte olan ülkelerin yüz yüze olduğu tehdit daha büyük’ 

Atasoy “Ergenler ve genç yetişkinler madde kullanıcılarının en büyük bölümünü oluşturuyor. Gelişmekte olan ülkelerin genç nüfus oranının daha yüksek olması yüzünden onları daha büyük bir tehlike bekliyor. Damar içi yolla madde kullanan 11 milyon kadın ve erkeğin yarısı hepatit C ile ve 1 milyon 400 bini HIV ile yaşıyor. Ne yazık ki tedaviye ihtiyacı olan 8 bağımlıdan sadece 1’i bu imkana erişebiliyor. Öte yandan her 3 madde bağımlısından 1’i kadın olduğu halde, tedavi görenlerin ancak 5’te 1’i kadın” ifadelerini kullandı. 

‘Kovid-19, bağımlılık tedavilerini aksattı’ 

Kovid-19 yalnızca madde kullanımını değil, madde bağımlılık tedavisi önündeki engelleri de artırdı. Atasoy bu durumu “Mahkumlar, azınlıklar, göçmenler, ülkelerini terk etmek zorunda kalanlar, kısacası dezavantajlı gruplar ayrımcılık ve damgalanma yüzünden tedavi engelleri ile karşılaştılar. Sağlık hizmetlerinde aksama Kovid-19 sırasında daha da arttı. Kovid-19’un yol açtığı ekonomik kayıplar sadece ülkelerin genel durumunu etkilemedi; işlerini kaybeden ya da düşük ücretle evden çalışanların kişisel gelirlerini de azalttığından, madde kullananların aldıkları sağlık hizmetlerinde düşüş gözlendi” ifadeleriyle aktardı. 

‘Pandemi sürecinde AMATEM’ler başvuru almadı, bu istatistiklere bağımlı sayısı düşmüş gibi yanlış yansıyabilir’

Prof. Dr. Dilbaz pandemi sürecinde Alkol ve Madde Tedavi Merkezleri AMATEM’lerin başvuruya kapalı olması sebebiyle bağımlılık tedavisi görenlerin tedavilerinde aksamalar olduğunu vurgulayarak “Bu dönemde ülkemizdeki AMATEM’lerin birçoğu hasta almadı, kapandı. Bağımlı sayısının düşük olmasındaki sebep, sayıların düşmesi değil, tedavi merkezlerinin kapalı olmasından kaynaklı. Psikiyatri klinikleri de dahil olmak üzere bu dönemde çoğu yer pandemi Kovid-19 kliniği haline geldi. Bu 6 aya bakarsanız hasta sayısı düşmüş gibi görünüyor. Ama bu doğru değil.Çünkü hastalar gelmedi, ulaşmadı, tedavi olmadı. Tedavilerinin çoğu yarıda kaldı” diye anlattı. 

‘Kovid-19, Türk gençlerinin psikolojisinin yaşlılara göre daha zayıf olduğunu ortaya koydu’ 

Prof. Dilbaz, Kovid-19 sürecinde Avrupa’nın tersine Türkiye’deki genç kesimlerin daha kaygılı olduğuna dikkat çekerek “Kovid-19 bize gençlerimizin psikolojik olarak yaşlılarımızdan daha az dayanıklı olduğunu gösterdi. 65 yaş üstünü haftalarca evde tuttuk. Ama hiç umutlarını yitirmediler. Kalan ömürlerinin belki de yüzde 30’unu bu dönemde evde geçirdiler. Ama dayandılar, sabrettiler. Çünkü psikolojik dayanıklılıkları vardı. 65 yaş üstünün bir kısmı İkinci Dünya Savaşı’nı, bir kısmı Türkiye’deki politik sorunları yaşamış, yokluğu görmüş, gerçekten dayanıklılar. Ama gençlerimizin öyle olmadığını gördük. Kovid-19’da Avrupa’dan bu farkımız çıktı. Avrupa’da yaşlılar daha çok kaygı duyarken, Türkiye’de gençler daha fazla kaygı duydu. Bunun için bizim psikolojik dayanıklılık üzerine çalışmamız gerekiyor” dedi.

‘Sırada psikiyatrik hastalık salgını Kovid-20 var’

Dilbaz “Kovid-19’u geçirdik ama Kovid-20 bangır bangır geliyor. Bu psikiyatrik hastalıkların salgını olacak. Çünkü hastalarımız yardım alamadılar, ilaçlarına ulaşamadılar. Ben alanda çalışan bir insan olarak söylüyorum; alkol miktarı gerçekten arttı. Çok kolay ulaşılabiliyor olması ve stres oluştuğunda zorluklarla baş etmenin en kolay yollarından biri alkol almak oldu. Bu sebeplerden ötürü alkol kullanımı arttı. Bütün dünyada bu böyle” şeklinde konuştu.

‘Sosyal izolasyon psikolojik izolasyona dönüştü ve madde kullanımı arttı’

Prof. Dr. Tarhan ise Kovid-19 sürecinde madde kullanımının artmasının sebebinin insanların daha çok yalnız kalması olduğunu vurgulayarak “Kovid-19’la beraber madde kullanımının artmasının sebebi, yalnızlığın artması. Sosyal izolasyon insanları psikolojik izolasyona götürdü. Yalnız olan bir insanda bağlanacağı bir güç, güven ihtiyacı ortaya çıkar. Güvenli bir alana ihtiyacı vardır. Güvenli alanı bulamadığı zaman bu ihtiyacını maddeyle gidermeye çalışır. Bu zamanda da madde kolay ulaşılır bir haldeyse, madde kullanımı ciddi şekilde artacak gibi gözüküyor” ifadelerini kullandı.