GERÇEK GÜNDEM - SAMİ MENTEŞ

Gazeteciler Müyesser Yıldız ve İsmail Dükel 8 Haziran 2020’de ‘askeri casusluk’ suçlamasıyla evlerine yapılan baskınla gözaltına alındı. Üç günlük gözaltının ardından Dükel serbest bırakıldı, Yıldız ise tutuklanarak Sincan Cezaevi’ne konuldu.

Eski asker Erdal Baran’ın gazetecileri arayarak bilgi aktardığı iddia edilirken, Müyesser Yıldız, yazılarını açık kaynaklardan yararlanarak yazdığını söyledi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın hazırladığı iddianamede gazeteciler Müyesser Yıldız ve İsmail Dükel ile Erdal Baran’ın “Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri açıklama” suçlamasıyla 17.5 yıla kadar hapisleri talep edildi. 9 Kasım 2020’de görülen ilk duruşmada Yıldız, yurtdışına çıkış yasağı konularak tahliye edildi.

Yargılama sonunda Gazeteci Yıldız’a toplam 3 yıl 7 ay 10 gün hapis cezası veren mahkeme, yasak bilgiyi “temin” suçundan beraat ettirdiği gazeteci Dükel bu bilgiyi açıklamaktan 1 yıl 15 gün hapis cezasına çarptırdı.

AYM KARARINI AÇIKLADI

Müyesser Yıldız kararın ardından Anayasa Mahkemesi’ne “Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği” gerekçesiyle bireysel başvuruda bulundu.

Yüksek Mahkeme, bugün Yıldız hakkındaki kararını açıkladı ve tutuklama kararıyla Yıldız’ın haklarının ihlal edilmediğini belirtti.

Mahkemenin kararı oy çokluğuyla alındı. Karara Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan ve üyeler Engin Yıldırım, M. Emin Kuz ve Kenan Yaşar muhalefet şerhi koydu.

AYM BAŞKANI ARSLAN: MİLLİ GÜVENLİĞE NASIL ZARAR VERECEĞİ ORTAYA KOYULMADI

AYM Başkanı Zühtü Arslan, karara koyduğu şerhte, tutuklamanın hukuka aykırı olduğunu kaydetti. Arslan, tutuklama kararının istisnai koşullarda verilmesi gerektiğini ve bunun kuvvetli suç işleme belirtisi olduğunda uygulanabileceğini kaydederek, Yıldız’ın tutuklanmasına ilişkin sadece yayımlanmış 6 yazının gösterildiğini, bu yazılardan “Libya’ya hangi komutan gitti. Yerine kim geldi?” başlıklı yazıda “gizli” olduğu belirtilen Libya’ya gidecek komutanın kimliğine ilişkin bilgilere yer verildiği, dolayısıyla başvurucunun gizli bir bilgiyi açıkladığı iddiasını destekleyecek tek delilin bu yazı olduğunun anlaşıldığını kaydetti. Arslan, Müyesser Yıldız’ın telefon görüşmeleri sonucunda elde ettiği herhangi bir gizli bilgiyi açıkladığına dair tespit de bulunmadığını vurguladı.

Suçlamaya konu edilen 6 yazının da hala yayında olduğu ve erişim engelleme kararı alınmadığını belirten AYM Başkanı Arslan, “Diğer yandan Libya’ya asker gönderileceği ve komutanın bir korgeneral olacağı başvurucunun yazısından önce kamuoyu tarafından bilinmektedir. Ayrıca başvurucu Libya’ya gönderilecek komutanın 10/1/2020 tarihinde müşavir olarak görevlendirildiğinin bilindiğini, dolayısıyla korgeneral düzeyindeki komutanın isminin tahmin edilebilir hale geldiğini belirtmiştir. Bu durumda korgeneralin isminin açıklanmasının milli güvenliğe ve ülkenin uluslararası ilişkilerine nasıl zarar vereceğinin ortaya konulması gerekmektedir. Bunun soruşturma belgelerinde yapılmadığı anlaşılmaktadır” ifadelerini kullandı.

TUTUKLAMA KARARINA SERT ELEŞTİRİ

Tutuklamanın hukuksal olması için Yıldız’ın delilleri karartma veya kaçma şüphesinin olması gerektiğini belirten Arslan, konuyla ilgili şunları kaydetti:

“Oysa başvurucu hakkındaki suçlamaların tek delili olan tapeler zaten soruşturma makamlarının elindedir, suçlamaya konu yazı da zaten yayımlanmıştır. Dolayısıyla başvurucunun delilleri değiştirme ihtimalinin bulunduğunu söylemek zordur. Öte yandan bilinen bir gazeteci olan başvurucunun kaçabileceği düşüncesini destekleyen olgular da tutuklama kararında gösterilebilmiş değildir. Nitekim başvurucu delil durumunda hiçbir değişiklik olmadığı halde tutuklandıktan yaklaşık beş ay sonra adli kontrol şartıyla tahliye edilmiştir. Bu sebeple soruşturma belgelerinde tutuklama nedenlerinin varlığı somut olgulara dayalı olarak gösterilememiştir.

Bunun yanında başvurucunun tutuklanmasının ölçülü olduğu da söylenemez. Belirtmek gerekir ki tutuklamaya konu yazının yayımlanmasının ardından başvurucu hakkında herhangi bir işlem yapılmamıştır. Üstelik başvurucu bu yazının üzerinden yaklaşık beş ay, hakkında uygulanan iletişiminin tespiti tedbirinin sona erdiği tarihin üzerinden de üç ay geçtikten sonra tutuklanmıştır. “Gizli” bilgileri temin ettiği ve açıkladığı ileri sürülen bir kişinin bu kadar uzun süre tutuklanmaması uygulanan bu tedbirin gerekli olduğu konusunda kaçınılmaz olarak şüpheye yol açmaktadır.

Ayrıca bu süre içerisinde tapeler ve yazılar dışında başvurucunun tutuklanmasını gerektiren başka bir delilin elde edildiğine ilişkin de herhangi bir tespit bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun suçun işlendiği ileri sürülen tarihten beş ay sonra tutuklanarak beş ay süreyle tutuklu kalmasının gerekli ve orantılı, dolayısıyla ölçülü olduğu soruşturma belgelerinde ortaya konulabilmiş değildir.”

“BENZER YAZILARI YAZDIĞINDA TUTUKLANABİLECEĞİNİ DÜŞÜNEN GAZETECİLERİN ÇEKİNMESİ VE OTO SANSÜR UYGULAMALARI KUVVETLE MUHTEMEL HALE GELECEKTİR”

Müyesser Yıldız’ın ifade ve basın özgürlüğünün engellendiğine dair başvurusu hakkındaki görüşünü de aktaran AYM Başkanı Arslan “Suçlamaya dayanak olarak gösterilen olguların gazetecilik faaliyetleri kapsamında olmadığı söylenemez” dedi.

“Hukuka aykırı şekilde gerçekleşen tutuklama gibi ağır bir tedbirin başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerine yönelik demokratik toplum düzeninde gerekli ve ölçülü bir müdahale olduğu kabul edilemez” diyen Arslan görüşlerini şu ifadelerle aktardı:

“Öte yandan tutuklamanın kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının dışında başka haklara da müdahale teşkil ettiği durumlarda daha hassas davranılması gerektiği açıktır. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi kararlarında vurgulandığı üzere tutuklamanın ifade ve basın özgürlüklerinin kullanılması üzerinde caydırıcı bir etkisi olduğu da dikkate alınmalıdır. Bu caydırıcı etkinin iki düzlemde gerçekleştiği söylenebilir. Birincisi gazetecilik faaliyetleri kapsamında yapılan yayınlardan dolayı tutuklanan gazetecinin yazmaktan çekinme gibi bir etkisi olabilecektir. İkincisi ve daha önemlisi, diğer gazeteciler üzerinde ortaya çıkabilecek caydırıcı etkidir. Benzer yazıları yazdığında tutuklanabileceğini düşünen gazetecilerin çekinmesi ve oto sansür uygulamaları kuvvetle muhtemel hale gelecektir.”

“DEMOKRATİK TOPLUM DÜZENİNDE GEREKLİ VE ÖLÇÜLÜ GÖRÜLEMEZ”

Demokratik toplumlarda basının işlevinin vazgeçilmez olduğunu belirten Arslan, şunları kaydetti:

“Basının toplumu bilgilendirme ve siyasal sistemi denetleme işlevleri dikkate alındığında, bu alandaki caydırıcılığın demokratik toplumlar açısından çok önemli bir güvenceyi etkisiz kılacağı söylenebilir.

Bu bağlamda somut olayda tutuklanmanın dayanağı olarak gösterilen yazının yayımlanmasından beş ay sonra tutuklanan ve beş ay boyunca tutuklu kalan başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerine yönelik müdahale zorunlu bir ihtiyacı karşılamaktan uzak olduğundan demokratik toplum düzeninde gerekli ve ölçülü görülemez. Bu sebeplerle, hukuka aykırı şekilde tutuklanan başvurucunun Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlükleri de ihlal edilmiştir.”

YILDIRIM’DAN MAHKEME KARARLARINA ELEŞTİRİ: YAYGIN BİR ŞEKİLDE ŞABLON, KLİŞE İFADELERLE TATMİN EDİCİ HİÇBİR AÇIKLAMA YAPILMADAN TUTUKLAMA TEDBİRİNE BAŞVURULUYOR

AYM Üyesi Engin Yıldırım da karara koyduğu şerhte, Gazeteci Yıldız’ın haklarının ihlal edildiğini belirtti. Yıldırım, gazetecilere yönelik mahkeme kararlarının eleştirdi:

“Basın faaliyetleriyle ilgili konularda açılan ceza soruşturmalarında ülkemizde yaygın bir şekilde, daha hafif tedbirlerin neden yetersiz kaldığı hususunda çoğu kez şablon, klişe ifadelerle tatmin edici hiçbir açıklama yapılmadan tutuklama tedbirine başvurulması basın mensuplarının kamuoyunu aydınlatma görevlerini yerine getirmede çekingenliğe ve ürkekliğe itebilir. Bu durum da medyanın toplum adına gözetleme ve demokratik denetimde bulunma işlevi üzerinde onarılması güç zararlara neden olacaktır.

Dolayısıyla, halkına hesap verebilir bir devlet ve kamu yönetimi anlayışı çerçevesinde demokratik bir toplum düzeninin oluşması, yerleşmesi ve sürdürülebilmesi sekteye uğrayacaktır. Basının demokrasinin şeffaf ve düzgün bir şekilde işlemesinin sağlanmasına ilişkin temel görevi dikkate alındığında başvurucunun 5 ay gibi uzun sayılabilecek bir süre tutuklu kalmasının gazetecilerin faaliyetleri üzerinde caydırıcı bir etki yaratacağı açıktır. Sonuç itibarıyla, başvurucunun tutuklanması zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamadığından demokratik toplum düzeninde katlanılması gerekli olmayan bir müdahaleye yol açmıştır.”

YAŞAR: CEZALANDIRMA ARACI HALİNE GETİRİLDİ

AYM Üyesi Kenan Yaşar, karşı oy yazısında “Demokratik toplum düzeninde ‘tutuklama tedbiri’ ile ifade ve basın özgürlüklerine yapılan müdahaleler olumsuz anlamda objektif bir etki ile başta basın olmak üzere herkeste caydırıcı bir sonuç doğuracaktır” ifadelerini kullandı.

Gazetecilerin tutuklanmasının demokratik bir toplum açısından kabul edilebilir bir durum olmadığını kaydeden Yaşar, “Soruşturma ve kovuşturmalarda özgürlükten yoksun bırakmak tutuklamayı bir tedbir olmaktan çıkarıp, cezalandırma aracı haline getirmektedir” dedi.

Kenan Yaşar, gazetecilik faaliyetleriyle ilgili soruşturmalarda tutuklamanın yoğun bir şekilde başvurulan bir tedbir olmasını eleştirdi:

“Basın faaliyetleriyle ilgili konularda açılan ceza soruşturmalarında tutuklamanın yoğun bir şekilde başvurulan bir tedbir olması basın mensuplarını kamuoyunu aydınlatma görevini yerine getirirken çekingen ve hatta ürkek bir tutuma sürükleyebilir. Dahası böyle bir tutum bir bütün olarak medyanın toplum adına gözetleme ve demokratik denetimde bulunma işlevinin yerine getirilmesine engel teşkil edebilir.

Bu halde çoğulcu demokratik toplumun en önemli güvencelerinden birinin varlığı etkisini kaybedecektir. Basın demokrasinin düzgün şekilde işlemesinin sağlanmasına ilişkin temel görevi dikkate alındığında başvurucunun 5 ay tutuklu kalmasının kamu yararına olan huşularda açık tartışmaya olan katkısını yıldırabilecek nitelikte olduğu kabul edilmelidir. Bu açıklamalar çerçevesinde tutuklama şeklinde gerçekleşen müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyeceğinden demokratik toplum düzeninde gerekli olmadığı kanaatine varılmıştır.”