İngilizce öğretmeni İmren Kandemir’in, 10 Nisan 2018’de evinde, kalbe yakın bölgeden silahla vurulmuş ve ölü halde bulunmasına ilişkin dava, üç yıl sonra, dosyaya ne zaman, nasıl ve kimin tarafından konulduğu belirsiz bir adli tıp raporu gerekçe gösterilerek beraatle sonuçlandırıldı.

T24'ten Gökçer Tahincioğlu'nun haberine göre, ilk yargılamada İmren Kandemir’in elinde silah atış artığı bulunmamasına rağmen, özel harekat polis memuru olan eski eşi Burak T.’nin elinde atış artıklarına rastlanması başta olmak üzere çok sayıda kanıta dayanarak müebbet hapis cezası veren mahkeme, Yargıtay’ın bu kararı bozması üzerine, ikinci yargılamayı beraat kararıyla sonuçlandırdı.

Dosyaya, istinaf mahkemesi aşamasında Adli Tıp’a ait İmren Kandemir’in elinde de atış artığı bulunduğuna yönelik rapor eklendiği, Yargıtay’ın ve yerel mahkemenin bu raporu gerekçe göstererek karar verdiği ortaya çıktı. Önceki aşamalarda olmayan raporun dosyaya nasıl girdiğini bile araştırmayan yargı, karar verirken önceki raporlar başta olmak üzere hiçbir kanıtı da göz önünde bulundurmadı. Davada son sözü Yargıtay söyleyecek.

İngilizce öğretmeni Kandemir’in, bir süre evli kaldığı özel harekat polisi Burak T., boşanmalarının ardından genç kadına yönelik ısrarlı takibini sürdürdü. Bir süre sonra yeniden temasa geçen sanık, Kandemir’i görüşmeye ikna etti. Kandemir, Burak T. ile görüşmeye başladıktan 6 gün sonra evinde kalbine yakın bir bölgeden vurulmuş ve ölü halde bulundu.

İLK KARAR: MÜEBBET HAPİS

Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Ekim 2019’da davayla ilgili ilk kararını verdi ve sanık Burak T.’yi müebbet hapse mahkum etti.

Kararda, şu gerekçelere dikkat çekildi:

“... her ne kadar sanık savunmasında maktulü kendisinin öldürmediğini, intihar etmiş olduğu üzerinde savunma yapmışsa da alınan raporlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde sanığın her iki el iç ve dış svap numunelerinde atış artığı rastlanırken maktulün ellerinde atış artığına rastlanılmamış olması, 
Maktulün olay günü üzerinde bulunan kıyafetin sol kol ağız ve sağ kol ağız kısımlarında atış artıklarına rastlanılmamış olması, olayda kullanılan tabancanın üzerinde maktulün parmak izi tespit edilmemiş olması,
Yine ölü muayene tutanağına göre mermi çekirdeğinin 3. İca girdiği, posteriorda 7. İca çıktığı denildiği, otopsi raporunda mermi çekirdeğinin "önden arkaya, yukarıdan aşağıya seyrettiği" bildirilmesi, tanık beyanlarına göre maktul İmren'in başının, bulunduğu odanın kapısına doğru olduğunu beyan etmeleri, olay yeri inceleme raporu ve krokisine göre yerde bulunan kan lekesinin halının kapıya yakın tarafında tespit edildiği, tüm bu bulguların bir bütün olarak değerlendirilmesi neticesinde maktulün intihar etmesi durumunda bulunduğu pozisyonda yere düşüşünün hayatın olağan akışına aykırı olması,
Elinde ve üzerindeki kıyafette atış artığının olmaması, olayda kullanılan silahta parmak izinin olmaması, tüm bu nedenlerle sanığın, maktulün intihar ettiği, kendisinin olay anında orada olmadığı şeklindeki savunması, suçtan kurtulmaya yönelik hazırlanmış soyut savunma olarak nitelendirilmiş, böylece  sanık Burak'ın, maktul ile aralarında meydana gelen tartışma sırasında silahla kasten maktul İmren'i vurarak öldürdüğü sabit sayılmış, müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir...

NEREDEN ÇIKTIĞI ANLAŞILMAYAN YENİ RAPOR

Kandemir ailesinin avukatı Meriç Eyüboğlu, Burak T.’nin bu durumda müebbet hapis değil, tasarlayarak öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması gerektiğini belirterek karara itiraz etti ancak bu itiraz reddedildi.

Buna karşılık, UYAP sistemi üzerinden dosyaya, o güne kadar ne Kandemir ailesi ve avukatlarının ne de sanık avukatlarının bilmediği yeni bir Adli Tıp raporu eklendi. Bu raporda Kandemir’in elinde atış artıklarının bulunduğu tespiti yapıldı. Emniyet’e ait önceki raporda olmayan atış artıklarının Adli Tıp’a ait bu raporda nasıl saptandığı anlaşılamadı.

MÜEBBETTEN BERAATE

Bu rapor, davanın gidişatını değiştirdi. İstinaf ve Yargıtay 1. Ceza Dairesi, önceki raporu ve diğer delilleri göz önüne bile almadan, kararı bozdu. Daha önce müebbet hapis kararı veren yerel mahkeme de “hayatın olağan akışına aykırıdır” dediği olayla ilgili diğer kanıtları yok saydı ve sadece yeni raporu göz önüne alarak beraat kararı verdi. Mahkeme, iki rapor arasındaki çelişkiyi gidermek yoluna bile gitmedi.

DİLEKÇEDEKİ ÇARPICI İFADELER

Avukat Eyüboğlu, bu karara karşı Yargıtay’a yeniden başvurdu. Dilekçede, şunlara dikkat

Mahkeme, ilk kararda İmren'in hayatını kaybetmesinin intihar değil cinayet olduğu sonucuna varırken, kendilerince ele alınıp tartışılan, gerekçeli karara aktarılan deliller ortadan kaybolmuş gibi davranılarak, bozma ilamı aynen tekrarlanmış ve beraat kararı verilmiştir.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından verilen bozma ilamı da Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 02.03.2022 tarihli "beraat" kararı da; UYAP sistemine ne zaman ve kim tarafından kaydedildiği belli olmayan ATK düzenlenen 26/07/2018 tarih ve 22508486-101 02/18-36975/5635 sayılı raporuna dayandırılmaktadır.
Soruşturmayı yürüten ve iddianameyi düzenleyen savcı İsmail Özmutlu ve o aşamada müvekkillerin vekilliğini üstlenen Av. Murat Erakın'ın beyanlarına başvurulması (Zira avukat bey, daha o dönemde savcılık kapısını hangi "hatırlı" kişilerin çaldığını da, bu içerikte bir raporun bulunup bulunmadığının da ayrıntısını bilmekte olduğunu beyan edip tanıklık yapma talebini iletmiştir) gerekmektedir.

UYAP portalı üzerinden bu raporu kaydeden adliye memurunun tespiti ve beyanına başvurulması gerekmektedir. Bu taleplerimiz ve UYAP sistemine müdahale olup olamayacağının araştırılması talebimiz yanıtsız kalmıştır.

Sanığın boyu 19.06.2019 tarihli duruşmada ifade ettiği üzere yaklaşık 1.98 cm’dir. İmren’in boyu ise 1.72 cm’dir. Aralarındaki boy farkı yaklaşık 26 cm’dir. Mermi çekirdeği, 3. kaburgalar arası giriş olduğuna göre yerden 140 cm yükseklikte İmren'in vücuduna isabet etmiş, yaklaşık 130 cm yükseklikten de vücudundan çıkmıştır. Bu durumda vücuttaki yükseklik farkı 10 cm’dir. Mermi çekirdeği karşı duvarda ise yerden 95 cm yukarıya isabet etmiştir. Yani duvar isabet yükseklik farkı 45 cm’dir. (İmren’in vurulmasına ilişkin yükseklik farkları ve açıyı gösterir çizimi 19.06.2019 tarihli dilekçemiz ekinde sunmuştuk) Bu durumda bir an için İmren’in kendisinin atış yaptığı düşünülse dahi; silahı yukarıdan aşağı seyirle tutması gerekecektir. Oysa kuvvet alabilmek için kollarını vücuduna bitiştirmiş olması gerekir; ancak o zaman da mermi çekirdeğinin seyrinin yere paralel olması gerekir.

"O POZİSYONDA VURULAN NASIL YERDE FARKLI ŞEKİLDE YATABİLİR"

İmren sırtı duvara dönük şekilde kendini vurmuşsa; nasıl vurulduğu andaki pozisyonunu değiştirerek, tam dönüş yaparak başı kapıya doğru gelecek şekilde düşmüş ve yerde o şekilde yatıyor olabilir?
Sanık, silahı İmren’in sol tarafında, sol kolunun arasında bulduğunu beyan etmektedir. Oysa İmren sağ elini kullanmaktadır. Bu husus 05.12.2018 tarihli ilk duruşmada, sanığın İmren’in daha önce de silahla intihara teşebbüs ettiği iddiasını sağ eliyle göstererek anlattığı sırada yerel mahkemece heyetince yöneltilen “Silahı hangi eliyle tutuyordu?” sorusu üzerine “Sağ eli” şeklinde cevap veren sanık tarafından da ortaya konmuştur. Peki silah, sağ elini kullanan İmren’in sol tarafına nasıl düşmüştür?
Sanık tüm bu kurguyu yaparken İmren’in her anını yazıya döktüğü, yanından hiçbir zaman ayırmadığı günlüğünü de yok etmeyi unutmamıştır. İmren’in günlüğü ne arkadaşlarıyla kaldığı evde ne de sanığın evinde bulunmuştur.
Bilirkişi raporunda sunulan fotoğraf çıktılarında da İmren’in vücudunda özellikle bacaklarında birçok morluk olduğu görülmektedir. Tüm bunlar sadece İmren'in kısa bir süre önce fiziki şiddete maruz kaldığının değil, sanığın İmren'i öldürmeye çalışırken, İmren'in itiraz etmesi, direnmesi, hatta silahı tutup engellemeye çalışması nedeniyle maruz kaldığı tekmelerin ve fiziki şiddetin delilleridir.

"DAHA ÖNCE DE TEHDİT ETTİ"

Star TV yayın kayıtlarında geçtiği üzere (dökümü tarafımızca talep edilmişse de yerel mahkemece reddedilmiştir), vakti zamanında düğünle ilgili bir kavga olduğu sırada sanık İmren’in başına silahı dayamış, “Seni de öldürürüm, kendimi de öldürürüm” diyerek tehdit etmiştir. Keza İmren’in Maraş’ta öğretmenlik yaptığı dönemde çarşıda yaşadıkları bir kavga esnasında sanık İmren’e kamusal alanda fiziksel şiddet uygulamıştır.
Yeniden görüşmeye başladıkları 4 Nisan tarihinden İmren’i öldürdüğü 10 Nisan tarihine kadar, İmren’i nasıl baskı altında tuttuğu, zorladığı İmren’in ev arkadaşı olan tanıklara gönderdiği Whatsapp mesajı ile sabittir: “Burak çok zorluyor, dayanmaya çalışıyorum… Beni deniyor kendince”
Sanık, ayrı oldukları dönemde İmren’in kendisini aldattığı hususunda “delil” toplamaya çalışmış, kendince topladığı bu “delil”leri öne sürerek İmren’i “yargılamış”, belli ki “suçlu” olduğuna kanaat getirmiş ve ölmesi gerektiğine karar vermiştir.
Emniyetten özel harekatçı sanığın işe giriş çıkış saat ve görüntüleri istenmiştir. Sadece çıkış görüntüsü gelmiştir. Oysa aradaki saatlerde çıkış yaptığı ve apartmana geldiği, etrafta dolaştığı sabittir.