Ekonomist İbrahim Kahveci, Karar gazetesinde yayımlanan yazısında borç yükü olarak çoğu zaman kamu borçlarının ele alındığını, örneğin 2003 yılında kamu borç yükünün yüksek olduğunu ancak özel sektörün borç yükünün neredeyse 'yok' denecek seviyede bulunduğunu kaydetti.

AKP döneminde asıl borç yükünün özel sektör üzerine yıkıldığını ve borç oranının yüzde 14 seviyelerinden yüzde 73'lere yükseldiğini belirterek şöyle devam etti:

"Dikkat edecek olursanız kamu borç oranı düşerken özel sektör borç oranı hızla artışa geçti. Toplam borç oranı açısından baktığımızda 2007 yılının dip seviye olduğu ve sonraki yıllarda toplam borç yükünün hızla artmaya başladığı anlaşılıyor.

Son yıllarda ise hem özel sektör hem de kamu sektörü borç yükü arttığından toplam borç oranı 2020 yılında yüzde 100 seviyesini aşmış oldu. 2022 yılı ilk çeyrek sonuçlarına göre ülkemizin toplam borç yükü %110 seviyesin ulaşarak en yüksek seviyeye çıkış yaşadı.

GELİRSİZ BORÇLANMA

Aslında tıpkı KÖİ projelerinde olduğu gibi peşin hükümlü olmamak gerekir. Mesela her borçlanma zararlı değildir.

Siz bir yatırıma gidiyorsanız ve özellikle de verimli bir yatırımsa bunu borçlanma ile yapabilirsiniz.

Ama ülkemize nedense bu talihi bir türlü yakalayamıyor. Uzun yıllar itibari ile baktığınızda zaten borç artışının gelir artışının çok üzerinde olması bizim verimsiz bir borçlanmaya gittiğimizi gösteriyor.

Gelir yaratmayan borçlanma belki de en tehlikeli borçlanma olsa gerek.

Özellikle kamunun gelirden aldığı payı artırması ve buna ek olarak borçlanmasını da artırması ülke ekonomisi açısından uzun yılların en tehlikeli yapısal sorunudur.

Bugün kamu ne veriyor da ne istiyor diye soracağımız en temel sorusu açıkta kalıyor. Hazine garantili müteahhitlere ödemeleri borçlanma yoluyla yapmak en talihsiz bir politika olsa gerek.

Gençlerin geleceğini verimsiz ve gereksiz KÖİ projeleri ile satarken, aynı zamanda borçlanma yolu ile de bir kez daha satmış oluyoruz.

'TEHLİKENİN HALA FARKINDA DEĞİLİZ'

Ülkemiz bir borç batağına çekiliyor. Hatta borcun içinde boğulmak üzereyiz. Ama tehlikenin hâlâ farkında değiliz.

Bütün çözüm paketlerini kredi olarak açıklayan bir yönetiminin aynı zamanda faize karşı olduğunu söylemesi de bir tezatlığın başka ifadesidir.

2007 yılında değişmesi gereken ekonomik modelin ısrarla sürdürülmesi ve üzerine bir de Türk Tipi Başkanlık Sistemi gelince artık içinden çıkılmaz noktaya gelmiş olduk.

'ÜLKEMİZ BORÇ BATAĞINDA ADETA HIZLA DİBE DOĞRU BATMAKTADIR'

Lütfen fatura ödemeye hazır olalım. Bugün ödediğimiz fatura bile gün geçtikçe kabarmakta ve giderek daha büyük faturalar ödemek zorunda kalacağımız anlaşılmaktadır.

Ülkemiz borç batağında adeta hızla dibe doğru batmaktadır ve bu hem kamu hem de özel sektör olarak çifte batışı göstermektedir.

Umarım ders alırız ve çözümü buna göre planlarız."