CHP, Merkez Bankası'nın yitirdiği bağımsızlığı yeniden kazanabilmesi, para politikasını ülke ve dünya ekonomisi gerçeklerine göre bağımsız şekilde oluşturabilmesi ve uygulayabilmesi için 10 maddelik kanun teklifi hazırladı.

Merkez Bankası'nın Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın “ilgili kuruluşu” olmaktan çıkarılması öngörülen teklif ile merkez bankası başkanının görev süresinin 5 yıla çıkarılması ve görevden alınmasının güçleştirilmesi öneriliyor.

CHP Grup Başkanvekilleri Engin Altay, Özgür Özel ve Engin Özkoç tarafından hazırlanan ve TBMM Başkanlığı’na verilen  “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” 10 maddeden oluşuyor. 

Teklifin gerekçesinde, 2017 yılından sonra yapılan değişikliklerle Merkez Bankası'nın bağımsızlığının yok edildiği belirtilirken, izlenen yanlış politikalar nedeniyle faiz ve enflasyonun yükseldiği, rezervlerden yapılan 128 milyar dolarlık satışa rağmen, döviz ve faiz artışının engellenemediğine dikkat çekildi. Gerekçede şu değerlendirmelere yer verildi:

BAĞIMSIZLIK İSTİKRAR GETİRDİ

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu’nda, Merkez Bankası'nın temel amacının fiyat istikrarını sağlamak olduğu açıkça belirtilmektedir. Para politikasının uygulanmasından merkez bankaları sorumludur.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası; Bülent Ecevit’in Başbakanı olduğu koalisyon hükümetinin TBMM’ye sunduğu Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının,  25/4/2001 tarihinde TBMM’de kabul edilmesiyle büyük bir reform geçirmiş ve gerçek anlamda araç bağımsızlığına kavuşmuştur. Merkez Bankası'nın bağımsızlığını artırmak amacıyla TCMB Kanunu'nda 2001 yılında yapılan değişikliklerden sonra Türkiye ekonomisinde olumlu gelişmeler yaşanmış,  büyüme hızlanmış, enflasyon, kamu kesimi borçlanma gereksinimi gerilemeye başlamış,  tüm bunların sonucunda da faiz oranları düşmüş, Türk Lirası'nın değeri istikrara kavuşmuştur.

İLGİLİ KURULUŞ OLDU SİYASİ ETKİYE AÇIK HALE GELDİ

Aynı zamanda Merkez Bankası'nın  hesap verilebilirliği, şeffaflığı artırılmış, denetimi etkili hale getirilmiştir. Türkiye ekonomisinin 1980-1990  ve 2000’li yılların başında yaşadığı ekonomik ve finansal krizlerin aşılmasında, Türkiye ekonomisinin  büyümesinde, enflasyonun tek haneli oranlara geriletilmesinde önemli bir katkısı bulunan  söz konusu  4651 sayılı Kanunla yapılan düzenlemelerin  önemli bir bölümü, 2017  yılından sonra  Kanun,  kanun hükmünde kararname ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle değiştirilmiştir. Bu değişiklikler, Merkez Bankası'nın bağımsız bir para politikası uygulamasını engellemiş,  bağımsız karar alması gereken Banka organlarını siyasi baskı ve etkilere açık hale getirmiştir.  Merkez Bankası, Temmuz 2018’den bu yana bu yana Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın 'ilgili kuruluşu' olarak idari hiyerarşi ve vesayetin içine alınmıştır. Döviz rezervlerinin satılmasıyla ilgili tartışmalarda ortaya çıktığı gibi Merkez Bankası'nın bazı “para politikası araçlarının” kullanımı, yasal dayanağı tartışmalı protokollerle ya da fiilen Hazine ve Maliye Bakanlığı'na devredilmiştir.

3 YILDA 4 BAŞKAN SATILAN 128 MİLYAR DOLAR

 Merkez Bankası başkanlığına  ve başkan yardımcılıklarına yapılacak atamalar  3 sayıl Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usullerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle, diğer kamu kurum ve kuruluşlarına üst kademe yöneticisi atanmasıyla aynı usul ve esaslara bağlanmıştır. Merkez Bankası başkanları, yasal herhangi bir gerekçe gösterilmeden, ancak sözlü olarak ifade edilen 'sözümüzü dinlemiyor' gerekçesiyle sık sık görevden alınır olmuştur. 2018 yılından bu yana üç Merkez Bankası Başkanı görevden alınmış,  bu sürede dört  farklı başkan görev yapmıştır. Merkez Bankası başkanlarının bu dönemdeki ortalama görev süresi bir yıla inmiştir.

Siyasi iktidarın etkisi altına alınan Merkez Bankası,   'fiyat istikrarını sağlamak' temel amacını gerçekleştirmekten uzaklaşmış, hiçbir bilimsel  temeli olmayan  'faiz sebeptir enflasyon sonuç' önermesinin para politikasına egemen olmasını adeta seyretmek zorunda bırakılmıştır. Merkez Bankası'nın  rezervleri ve kamu bankalarının kaynakları,  'faiz sebeptir enflasyon sonuç' önermesini ispatlamak için  kamuoyuna açıklanamayan yöntemlerle satılarak, dövizi ve faizi düşük tutmaya harcanmıştır. Merkez Bankası net rezervlerini tüketmiş ve döviz pozisyonu  büyük açıklar vermiştir. Yaklaşık 128 milyar dolarlık satış, döviz ve faiz artışını da durduramamıştır.

KAYINPEDER-DAMAT EKONOMİSİ VE ACI REÇETE

Bütün bu yanlışlıklar sonucunda  faiz yükselmiş,  Türk lirası büyük değer kayıplarıyla karşı karşıya kalmış, enflasyon kontrolden çıkmış ve dolayısıyla satınalma gücü eriyen, enflasyon karşısında korumasız dar ve sabit gelirli vatandaşların yoksulluğu artmıştır. “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” denilen, kuvvetler ayrılığı ilkesini ve denetimi yok eden yeni sistemde, “Kayınpeder-damat ekonomisi” milletin önüne yeniden “acı reçete” koymuştur.

BAĞIMSIZLIK TL'Yİ DEĞERLENDİRİR

Türkiye’yi, hem ekonomik hem de politik olarak büyük risklerle karşıya bırakan bu çıkmazdan, ancak başta Merkez Bankası olmak üzere ekonomik ve politik kurumlarına olan güveni yeniden tesis ederek çıkılabilecektir.  Merkez Bankası'nın yeniden siyasi etki ve yönlendirmelerden uzak bir şekilde temel amacı olan fiyat istikrarına, diğer bir ifadeyle Türk Lirası'nın istikrarına odaklanması gerekmektedir.  Bir paranın istikrarı onun gücünün korunmasıdır. Bir paranın gücü de ülke ekonomisinin gücüyle ve merkez bankasına duyulan güvenle yakından ilgilidir. Dünyadaki bütün uygulamalar merkez bankası politikalarının bağımsızlığına olan güven arttıkça, o ülkelerin parasının değerinin de istikrarlı bir seyir izlediğini göstermektedir. Paranın değerinin istikrarlı seyretmesi de düşük enflasyon, düşük faiz sonucunu doğuracaktır.

Bu kanun teklifi ile; Merkez Bankası’nın, 2001 krizinden çıkılmasında önemli bir işlev görmesini sağlayan hukuki statüye yeniden kazanması, para politikasını; temeli olmayan önermeler yerine, ülke ve dünya ekonomisinin gerçeklerine göre bağımsız şekilde oluşturan, uygulayan ve hesabını veren bir yapıya kavuşturulması amaçlanmıştır.”

BAŞKANA GÜVENCE-YENİDEN YEDEK AKÇE

Teklifle yapılmak istenen bazı düzenlemeler şöyle:

“-Merkez Bankasının,  hükümetle ilişkilerinin doğrudan Cumhurbaşkanı  aracılığıyla sağlanması,  dolayısıyla  Hazine ve Maliye Bakanlığının 'ilgili kuruluşu' olmaktan çıkarılacak,

-Merkez Bankası Başkanı, başkan yardımcıları ve Banka Meclisi üyelerinin Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle de belirlenecek alanlarda resmi veya özel görev alabilmelerinin önüne geçilecek,

-Merkez Bankası Başkan ve başkan yardımcılarının atanmasına ve görevden alınmasına ilişkin usul ve esasların 3 sayıl Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usullerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi dışına çıkarılarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununa göre gerçekleştirilecek,

-3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile dört yıla indirilen Merkez Bankası Başkanının görev süresi  5 yıla çıkarılacak ve görevden affının Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu'nda var olan ve halen yürürlükte bulunan 27’nci ve 28’inci maddelere uygun olarak yapılabilecek,

-Merkez Bankası başkanı kendi yardımcılarını önerebilecek, 10 yıllık tecrübe koşulu getirilerek, yeterli tecrübesi, uzmanlığı ve liyakati olmayan isimlerin atanması önlenecek, 

-Merkez Bankasının, reeskonta kabul edeceği senetlerle ilgili olarak 2001 yılında yapılan düzenlemeyle getirilen 'üç imza ve vadesine en fazla 120 gün kalmış olma' koşulu yeniden getirilecek,

-Merkez Bankası’nın yedek akçelerinin Hazine’ye aktarılmasının yarattığı parasal genişlemenin ekonomi üzerindeki olumsuz etkileri dikkate alınarak, yeniden yıllık safi kardan yüzde 20 oranında ihtiyat akçesi ayrılabilmesine olanak sağlanacak ve birikmiş ihtiyat akçesinin Hazine’ye aktarılma zorunluluğu kaldırılacak.”

İşte CHP tarafından hazırlanan kanun teklifi:

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA

1211  sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifimiz ve gerekçesi ekte sunulmaktadır.

Gereğini arz ederiz.

 

 

 

            Engin ALTAY                      Özgür ÖZEL                        Engin ÖZKOÇ

            İstanbul Milletvekili           Manisa Milletvekili             Sakarya Milletvekili

            Grup Başkanvekili            Grup Başkanvekili            Grup Başkanvekili

GENEL GEREKÇE

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu’nda, Merkez Bankası'nın temel amacının fiyat istikrarını sağlamak olduğu açıkça belirtilmektedir. Fiyat istikrarı, “ekonomik birimlerin karar alma süreçlerinde etkili olmayacak ölçüde düşük ve istikrarlı bir enflasyon oranını” ifade etmektedir. Kanun'da, “Bankanın fiyat istikrarını sağlamak için uygulayacağı para politikasını ve kullanacağı para politikası araçlarını doğrudan kendisinin belirleyeceği” hüküm altına alınmıştır. Bu düzenleme; Merkez Bankası'nın araç bağımsızlığına sahip olduğu anlamına gelmektedir.

Para politikası; “fiyat istikrarı, finansal istikrar, ekonomik büyüme ve istihdam artışı gibi hedeflere ulaşabilmek için paranın elde edilebilirliğini ve maliyetini etkilemeye yönelik olarak alınan kararları” ifade etmektedir. Para politikasının uygulanmasından merkez bankaları sorumludur.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası; Bülent Ecevit’in Başbakanı olduğu koalisyon hükümetinin TBMM’ye sunduğu Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının,  25/4/2001 tarihinde TBMM’de kabul edilmesiyle büyük bir reform geçirmiş ve gerçek anlamda araç bağımsızlığına kavuşmuştur.

            Merkez Bankası'nın bağımsızlığını artırmak amacıyla TCMB Kanunu'nda 2001 yılında yapılan değişikliklerden sonra Türkiye ekonomisinde olumlu gelişmeler yaşanmış,  büyüme hızlanmış, enflasyon, kamu kesimi borçlanma gereksinimi gerilemeye başlamış,  tüm bunların sonucunda da faiz oranları düşmüş, Türk Lirası'nın değeri istikrara kavuşmuştur. Aynı zamanda Merkez Bankası'nın hesap verilebilirliği, şeffaflığı artırılmış, denetimi etkili hale getirilmiştir.

Türkiye ekonomisinin 1980-1990 ve 2000’li yılların başında yaşadığı ekonomik ve finansal krizlerin aşılmasında, Türkiye ekonomisinin büyümesinde, enflasyonun tek haneli oranlara geriletilmesinde önemli bir katkısı bulunan söz konusu  4651 sayılı Kanunla yapılan düzenlemelerin  önemli bir bölümü, 2017  yılından sonra  Kanun,  kanun hükmünde kararname ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle değiştirilmiştir. Bu değişiklikler, Merkez Bankası'nın bağımsız bir para politikası uygulamasını engellemiş,  bağımsız karar alması gereken Banka organlarını siyasi baskı ve etkilere açık hale getirmiştir.

Merkez Bankası’nın tarafından ikinci baskısı 2019 yılında yayımlanan “100 Soruda Merkez Bankacılığı”  kitapçığında   “Merkez Bankasının hukuki statüsü nedir” sorusu şöyle yanıtlanmaktadır:

Merkez Bankası, 'Merkez Bankası Kanunu’yla anonim şirket olarak kurulmuş ve örgütlenmiş', 'merkezi idare veya hizmet yerinden yönetim kuruluşu ve hatta bağımsız idari otorite olarak nitelendirilmemiş', 'bağlı-ilgili ve ilişkili kuruluş tanımlarının dışında bırakılmış', 'idari hiyerarşi ve vesayetin haricinde tutulmuş', 'Bütçe Kanunları kapsamına dâhil edilmemiş ve böylelikle bağımsızlık olarak ifade edilen bütünüyle kendine özgü (sui generis) bir hukuki statüye sahiptir.”

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın bu günkü fiili durumu yukarıdaki tanımla çelişmektedir.  Örneğin Merkez Bankası, Temmuz 2018’den bu yana bu yana Hazine ve Maliye Bakanlığı'nın “ilgili kuruluşu” olarak idari hiyerarşi ve vesayetin içine alınmıştır. Döviz rezervlerinin satılmasıyla ilgili tartışmalarda ortaya çıktığı gibi Merkez Bankası'nın bazı “para politikası araçlarının” kullanımı, yasal dayanağı tartışmalı protokollerle ya da fiilen Hazine ve Maliye Bakanlığı'na devredilmiştir.

 Merkez Bankası başkanlığına ve başkan yardımcılıklarına yapılacak atamalar 3 sayıl Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usullerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle, diğer kamu kurum ve kuruluşlarına üst kademe yöneticisi atanmasıyla aynı usul ve esaslara bağlanmıştır. Merkez Bankası başkanları, yasal herhangi bir gerekçe gösterilmeden, ancak sözlü olarak ifade edilen “sözümüzü dinlemiyor” gerekçesiyle sık sık görevden alınır olmuştur. 2018 yılından bu yana üç Merkez Bankası Başkanı görevden alınmış,  bu sürede dört farklı başkan görev yapmıştır. Merkez Bankası başkanlarının bu dönemdeki ortalama görev süresi bir yıla inmiştir.

Siyasi iktidarın etkisi altına alınan Merkez Bankası,   “fiyat istikrarını sağlamak” temel amacını gerçekleştirmekten uzaklaşmış, hiçbir bilimsel temeli olmayan  “faiz sebeptir enflasyon sonuç” önermesinin para politikasına egemen olmasını adeta seyretmek zorunda bırakılmıştır. Merkez Bankası'nın rezervleri ve kamu bankalarının kaynakları,  “faiz sebeptir enflasyon sonuç” önermesini ispatlamak için kamuoyuna açıklanamayan yöntemlerle satılarak, dövizi ve faizi düşük tutmaya harcanmıştır. Merkez Bankası net rezervlerini tüketmiş ve döviz pozisyonu büyük açıklar vermiştir. Yaklaşık 128 milyar dolarlık satış, döviz ve faiz artışını da durduramamıştır.

Bütün bu yanlışlıklar sonucunda faiz yükselmiş,  Türk lirası büyük değer kayıplarıyla karşı karşıya kalmış, enflasyon kontrolden çıkmış ve dolayısıyla satınalma gücü eriyen, enflasyon karşısında korumasız dar ve sabit gelirli vatandaşların yoksulluğu artmıştır. “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” denilen, kuvvetler ayrılığı ilkesini ve denetimi yok eden yeni sistemde, “Kayınpeder-damat ekonomisi” milletin önüne yeniden “acı reçete” koymuştur.

Türkiye’yi, hem ekonomik hem de politik olarak büyük risklerle karşıya bırakan bu çıkmazdan, ancak başta Merkez Bankası olmak üzere ekonomik ve politik kurumlarına olan güveni yeniden tesis ederek çıkılabilecektir.  Merkez Bankası'nın yeniden siyasi etki ve yönlendirmelerden uzak bir şekilde temel amacı olan fiyat istikrarına, diğer bir ifadeyle Türk Lirası'nın istikrarına odaklanması gerekmektedir.  Bir paranın istikrarı onun gücünün korunmasıdır. Bir paranın gücü de ülke ekonomisinin gücüyle ve merkez bankasına duyulan güvenle yakından ilgilidir. Dünyadaki bütün uygulamalar merkez bankası politikalarının bağımsızlığına olan güven arttıkça, o ülkelerin parasının değerinin de istikrarlı bir seyir izlediğini göstermektedir. Paranın değerinin istikrarlı seyretmesi de düşük enflasyon, düşük faiz sonucunu doğuracaktır.

Bu kanun teklifi ile; Merkez Bankası’nın, 2001 krizinden çıkılmasında önemli bir işlev görmesini sağlayan hukuki statüye yeniden kazanması, para politikasını; temeli olmayan önermeler yerine, ülke ve dünya ekonomisinin gerçeklerine göre bağımsız şekilde oluşturan, uygulayan ve hesabını veren bir yapıya kavuşturulması amaçlanmıştır.

Teklifle yapılmak istenen bazı düzenlemeler şöyle:

  • Merkez Bankasının, hükümetle ilişkilerinin doğrudan Cumhurbaşkanı aracılığıyla sağlanması,  dolayısıyla Hazine ve Maliye Bakanlığının “ilgili kuruluşu” olmaktan çıkarılması,
  • Merkez Bankası Başkanı, başkan yardımcıları ve Banka Meclisi üyelerinin Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle de belirlenecek alanlarda resmi veya özel görev alabilmelerinin önüne geçilmesi,
  • Merkez Bankası Başkan ve başkan yardımcılarının atanmasına ve görevden alınmasına ilişkin usul ve esasların 3 sayıl Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usullerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi dışına çıkarılarak, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununa göre gerçekleştirilebilmesi,
  • 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile dört yıla indirilen Merkez Bankası Başkanının görev süresinin 5 yıla çıkarılması ve görevden affının Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu'nda var olan ve halen yürürlükte bulunan 27’nci ve 28’inci maddelere uygun olarak yapılabilmesi,
  • Merkez Bankası başkanına kendi yardımcılarını önerme yetkisinin yeniden verilmesi, ayrıca 10 yıllık tecrübe koşulu getirilerek, yeterli tecrübesi, uzmanlığı ve liyakati olmayan isimlerin atanmasının önlenmesi,
  • Merkez Bankasının, reeskonta kabul edeceği senetlerle ilgili olarak 2001 yılında yapılan düzenlemeyle getirilen “üç imza ve vadesine en fazla 120 gün kalmış olma” koşulunun yeniden getirilmesi,
  • Merkez Bankası’nın yedek akçelerinin Hazine’ye aktarılmasının yarattığı parasal genişlemenin ekonomi üzerindeki olumsuz etkileri dikkate alınarak, yeniden yıllık safi kardan yüzde 20 oranında ihtiyat akçesi ayrılabilmesine olanak sağlanması ve birikmiş ihtiyat akçesinin Hazine’ye aktarılma zorunluluğu kaldırılması.

 

MADDE GEREKÇELERİ

MADDE 1- Merkez Bankası'nın hükümetle ilişkisi, 2018 yılına kadar doğrudan Başbakan aracılığıyla sağlanmaktaydı. 703 sayılı KHK ile  “Bankanın hükümetle ilişkisinin Cumhurbaşkanı veya görevlendireceği bir bakan aracılığıyla da sağlanabileceği” hükmü getirilmiştir. Temmuz 2018’de yayımlanan 1 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesiyle de  Merkez Bankası Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın “ilgili kuruluşu” olarak belirlenmiştir.

Teklif edilen maddeyle Merkez Bankası'nın hükümetle ilişkisini sadece Cumhurbaşkanı aracılığıyla sağlaması,  “bağlı-ilgili veya ilişkili kuruluş tanımları ve  idari hiyerarşi ve vesayetin dışında tutulması” amaçlanmıştır.

MADDE 2- 2018 yılına kadar Merkez Bankası Banka Meclisi üyelerinin, özel bir kanuna dayanmadıkça banka dışında resmi ve özel herhangi bir görev alamayacakları öngörülüyordu. 703 sayılı KHK ile yapılan değişiklikle, üyelerin Cumhurbaşkanlığı Kararnameleriyle belirlenecek alanlarda resmi ve özel görev alabilmelerine olanak sağlanmıştır. 703 sayılı KHK ile yapılan bu düzenleme Merkez Bankasının bağımsızlığını zedelemektedir.  Teklif ettiğimiz maddeyle,   Merkez Bankası Banka Meclisi Üyelerinin,  özel bir kanuna dayanmayan herhangi bir resmi ve özel görev üstlenememesi öngörülmektedir.

          MADDE 3- Merkez Bankası Başkanları, 703 sayılı KHK ile yapılan değişiklikten önce  beş yıl süreyle göreve atanmakta ve görevden alınması ise ancak   Kanunun (hala yürürlükte bulunan) 28’inci maddesine göre  gerçekleştirilebilmekteydi. Buna göre Kanunun yine hala yürürlükte bulunan 27’nci maddesinde sayılan yasakların (özel bir kanuna dayanmadıkça Banka dışında resmi veya özel bir görev alma,  ticaretle uğraşma, bankalar ve şirketlerde hissedar olma yasakları) çiğnenmesi ve kanunla kendisine verilen görevlerini devamlı olarak yapabilmesini imkansız kılacak durumların ortaya çıkması halinde görevinden affedilebileceği düzenlenmektedir.

          Merkez Bankası Başkanlığına yapılacak atama 3 sayıl Üst Kademe Kamu Yöneticileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Atama Usullerine Dair Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle, hukuki statüsü Merkez Bankasından çok farklı olan diğer kamu kurum ve kuruluşlarına üst kademe yöneticisi atanmasıyla aynı usul ve esaslara bağlanmıştır. Bu kararnameyle yine görev süresi dört yıla indirilen Merkez Bankası Başkanı,  Merkez Bankası Kanunun 27 ve 28’inci maddelerine rağmen, 375 sayılı KHK’nın ek 35’inci maddesi ve 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2’nci maddesine dayandırılarak, geçerli bir gerekçe gösterilmeden  görevden alınabilmektedir.

          Merkez Bankası başkanının atama ve görev süresinin kendi özel kanunu dışında, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine bırakılması Merkez Bankasının bağımsızlığını hukuken ve fiilen ortadan kaldırmıştır. Merkez Bankasının bağımsız karar alabilmesini ve para politikası araçlarını bağımsız olarak kullanmasının önündeki en önemli  engel olmuştur. Merkez Bankasının  kamuoyuna açıkladığı para ve kur politikalarının güvenirliğine büyük bir darbe vurmuş ve para  politikasının ve Merkez Bankasının elindeki araçların etkinliğini büyük ölçüde azaltmıştır.

          Maddeyle Merkez Bankası Başkanının görevlendirilme yönteminin yeniden Merkez Bankası Kanununda belirlenmesi, görev süresinin beş yıla çıkarılması öngörülmüştür.

          Anayasa uyarınca bu alanda kanunla bir düzenleme yapılacağı için, 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin de Merkez Bankası Başkanı açısından uygulanmasına olanak kalmayacaktır. Dolayısıyla da görevden alınmasının da yine Merkez Bankası Kanunundaki kurallara göre yapılması gerekecektir.

          MADDE 4- 703 sayılı KHK ile yapılan değişiklikle, Merkez Bankası Başkanının, Cumhurbaşkanlığı Kararnameleriyle belirlenecek alanlarda da resmi ve özel görev almasının yolu açılmıştır. Oysa Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yapılacak bir görevlendirme, Merkez Bankası başkanının iradesini sakatlayabilir, bağımsız karar almasını önleyebilir,  Merkez Bankası bağımsızlığını zedeleyebilecek nitelikte sonuçlar doğurabilir. Teklif ettiğimiz maddeyle,   Merkez Bankası başkanının,  özel bir kanuna dayanmayan herhangi bir resmi ve özel görev üstlenememesi öngörülmektedir.

            MADDE 5- Merkez Bankası Başkanının görevden alınması zorlaştırılmaktadır.

MADDE 6- 703 sayılı KHK ile yapılan değişiklikle Merkez Bankası Başkanının yardımcılarının atanmasındaki tüm yetkileri elinden alınmış ve atama ve görevden alma yetkisi tümüyle Cumhurbaşkanına bırakılmıştır. Ayrıca, konunun uzmanı olmayan ve yeterli tecrübesi bulunmayan kişilerin de başkan yardımcılıklarına atanmasının yolu açılarak, Merkez Bankası bağımsızlığına önemli bir darbe vurulmuş, bu görevlere liyakate ve tecrübeye bakılmaksızın atamalar yapılmıştır.

Maddeyle, başkan yardımcılarının atanmasında Merkez Bankası Başkanının eski yetkileri geri kazandırılmakta, atama ve görevden almanın yine Merkez Bankası kanunundaki kurallara göre yapılması önerilmekte, 10 yıllık tecrübe koşulu getirilmektedir.

Anayasa uyarınca bu alanda kanunla bir düzenleme yapılacağı için, 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin de başkan yardımcılarının atanma ve görevden alınmalarında uygulanmasına olanak kalmayacaktır. Dolayısıyla da göreve atanma ve görevden alınmalarının yine Merkez Bankası Kanunundaki kurallara göre yapılması gerekecektir.

MADDE 7-  Maddeyle, Merkez Bankasının reeskonta kabul edeceği ticari senet ve vesikaların  üç imza taşıması ve vadelerine en fazla 120 gün kalmış olma koşulu getirilmektedir.

MADDE 8- Merkez Bankası Kanunu’nda 7186 sayılı Kanunla 2019 yılında yapılan değişiklikle, Merkez Bankası’nın  yıllık safi karından yüzde 20 oranında ihtiyat akçesi, ayrılmasına yönelik uygulama kaldırılmış, ayrıca  son yıl karından ayrılan yüzde 10  oranındaki ihtiyat akçesi hariç, birikmiş ihtiyat akçelerinin her yıl kara katılarak dağıtılması, Merkezi Yönetim  Bütçesine aktarılmasının, diğer bir ifadeyle bütçe açığının finansmanı için kullanılmasının yolunu açmıştır. Bu uygulamanın, 2001 krizinden hemen sonra vaz geçilen Merkez bankasının Hazine’yle kısa vadeli avans kullandırmasının olumsuz ekonomik etkisiyle benzer etkide bulunmaktadır.

          Bu düzenleme Merkez Bankası'nın, karşılıksız para yaratarak Merkezi Yönetim Bütçesini fonlaması sonucunu doğurmuştur. Bu yolla yaratılan parasal genişleme son yıllarda artan fiyat istikrarsızlığının diğer bir ifadeyle yükselen enflasyonun temel nedenlerinden birini olmuştur.

          Maddeyle, Merkez Bankası'nın yeniden safi karından her yıl yüzde 20 oranında ihtiyat akçesi ayırabilmesine olanak sağlanmakta ve birikmiş ihtiyat akçesinin Hazine’ye aktarılmasına ilişkin uygulamanın da kaldırılması amaçlanmaktadır.

          MADDE 9- Yürürlük maddesidir.

          MADDE 10 - Yürütme maddesidir.

 

TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ

 

MADDE 1- 14/1/1970  tarihli ve 1211  sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunun  4 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (III) numaralı bendinin (a) alt bendinde yer alan “veya görevlendireceği bir bakan aracılığıyla da” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 2- 1211  sayılı Kanunun  19 uncu maddesinin birinci fıkrasındaki  “veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine” ibaresi  yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 3– 1211 sayılı Kanunun, 25 inci maddesinin mülga birinci fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden ilga edilmiştir.

          “Başkan (Guvernör), Cumhurbaşkanı kararıyla beş yıllık bir dönem için atanır. Bu sürenin sonunda yeniden atanabilir.”

MADDE  4- 1211  sayılı Kanunun  27 nci maddesinin birinci fıkrasındaki  “veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine” ibaresi  yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE  5- 1211  sayılı Kanunun  28 nci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

          “Başkan (Guvernör), 27 nci maddedeki yasakların gerçekleşmesi ve bu kanunla kendisine verilen görevlerin devamlı surette ifasını imkansız kılacak durumların ortaya çıkması dışında herhangi bir nedenle, görev süresinin sonuna kadar görevinden alınamaz.”

MADDE 6 – 1211 sayılı Kanunun 29 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 29-Başkan (Guvernör)a yardımcı olmak üzere dört Başkan (Guvernör) Yardımcısı atanır. Başkan (Guvernör) Yardımcıları hukuk, maliye, ekonomi, işletme, bankacılık ve finans alanlarından birinde lisans veya lisansüstü öğrenim görmüş, yeterli bilgi ve deneyime sahip ve meslekleri ile ilgili olarak en az on yıl çalışmış kişiler arasından Başkan (Guvernör)ın önerisi üzerine beş yıl süre ile atanırlar. Başkan (Guvernör) Yardımcıları bu sürenin sonunda yeniden atanabilirler. Başkan (Guvernör) Yardımcıları hakkında da 27 nci maddenin birinci fıkrası ve 28 inci maddenin ikinci fıkrası uygulanır.”

MADDE 7- 1211 sayılı Kanunun 45 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 45-. - Banka, muteber saydığı asgari üç imzayı taşımak ve vadelerine en çok yüz yirmi gün kalmış olmak şartıyla ve kendi belirleyeceği esaslar dahilinde bankalar tarafından verilecek ticarî senet ve vesikaları reeskonta kabul edebilir. Reeskonta kabul edilecek ticarî senet türleri ve diğer koşullar Bankaca belirlenir. Bu madde gereğince verilecek kredilerin en yüksek sınırı ve kredi türlerine göre limitleri, para politikası ilkeleri göz önünde tutulmak suretiyle Bankaca belirlenir.

Banka reeskonta kabul edebileceği senetler karşılığında avans da verebilir.”

MADDE 8- 1211 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

          “MADDE 60 – Bankanın yıllık safi karı aşağıdaki şekilde dağıtılır:

  1. a) % 20 si ihtiyat akçesine;
  2. b) Hisse senetlerinin nominal değerleri üzerinden, % 6 oranında ilk kar hissesi olarak hissedarlara;
  3. c) Yukarıdaki yüzdeler tutarının düşülmesinden sonra kalan miktarın en çok % 5 i, iki aylık maaş tutarını geçmemek üzere Banka mensuplarına ve % 10 u fevkalade ihtiyat akçesine;
  4. d) Hisse senetlerinin nominal değerleri üzerinden Genel Kurul kararıyla en çok % 6 nispetinde ikinci kar hissesi olarak hissedarlara.

          Bu dağıtımdan sonra kalan bakiye Hazineye verilir.”

          MADDE 9- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer

          MADDE 10- Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.